Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)


Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Başlangıç || Galatasaray 3 - 2 Fenerbahçe

| 13.8.12



Sezon öncesi süper kupa maçında karşılaşan iki ezeli rakip. Bir tarafta Fatih Terim'le ruh yakalama peşinde koşan, bir sene gibi bir süreçte takım olma olgusunu yakalayan ve bunu bu sezona da taşıyıp avrupada başarılı olmak isteyen Galatasaray, diğer tarafta ise şu meşhur "3 Temmuz" süreci sonrası yıpranmış ve bu seneye hırslı başlayan, avrupadan çok ligdeki prestijini(şampiyonluk) tekrar kazanmak isteyen Fenerbahçe. Kaliteli bir maç olmayacağı belliydi, zira sezon öncesi iki takımın eksikleri fazlaydı. Takıma tam uyum sağlamamış transferler, yokluğu dolmamış isimler vs vs. Erzurum ise uzun bir süreden sonra ilk defa SüperLig takımlarını konuk etmiş, bu evsahipliğini de böylesine büyük bir rekabete yapma fırsatı bulmuştu. Sahaya atılan meşaleler ve organizasyona dair tecrübesizlikten kaynaklanan bazı eksikler dışında iyiydi Erzurum. Özellikle bölge halkı için güzel bir anı oldu diye düşünüyorum. Zira bu takımlar bu ülkenin takımlarıysa ve ulusal çapta milyonlarca taraftarları varsa, oralara da gitmek gerekli. Bu nedenle de federasyonun bu uygulamasını yerinde buluyorum kendimce. 

Maça gelirsek; son 1 yılda olduğu gibi bariz bir Galatasaray üstünlüğü vardı maçta. Geçen sezon TT Arena'daki 3-1 lik galibiyetten sonra kazanılan özgüven artık bir kaç sene önceki sıkıntıları da bertaraf etmiş artık. Galatasaraylı oyuncular maçı kazanmanın kendi elinde olduğunu bilerek çıkıyorlar maça ve geçen sezon büründükleri ayağı yere sağlam basan takım havasını da sürdürdükleri için galibiyet de kaçınılmaz oluyor. Zira ön alanda bunaltıcı baskı uygulayan ve de çok hızlı geri dönen bir görünümdeydi takım. Zaten bu anlayış maçın ilk 20 dakikasında birçok hataya zorladı Fenerbahçe'yi. Onun dışında 10 kişi kaldığında bile Galatasaray'ın sahada eksik görünmemesi Fenerbahçe'nin kötülüğünden değil yine Galatasaray'ın bu anlayışından kaynaklanıyor fikrimce. Yeni transferlerde Dany vasatın biraz üstünde, Hamit vasat, Umut ise olağanüstüydü. Sonradan oyuna giren Amrabat da iyi katkı verdi dersek yanılmış olmayız. Özellikle 4-4-2 ye uyum sağladıktan sonra daha çok yararı olacaktır Faslı oyuncunun. 



Umut için bir şeyler daha söylemek gerekirse, aslında bu onun her zamanki oyunu. Koşan, pres yapan, çarpraz koşularla savunmayı hataya zorlayan bir forvet Umut. Ama neydi eksiği, çok gol kaçırması. Kimse merak etmesin yine kaçırır. Saç baş yolacağımız zamanlar olacak kanımca ama yine de 2 sene öncesine göre, milli maçlarda, hazırlık maçlarında ve bu maçta gördüğüm şu ki, artık Umut direk kaleyi düşünüyor. Eskiden de bir nebze böyleydi ama bu sezon önünü boş gördüğü an vuruyor ki bu da çok pozitif bir şey kendisi ve takım adına. Zira Umut kariyeri boyunca her zaman üstüne katarak gitti son vuruşlarda ve artık belli bir çizgiyi yakalamış gözüküyor. Bu sene Burak'tan çok katkısı olacağı kanaatindeyim.

Fenerbahçe adına söyleceğim şey alsında birçoğunuzun söylediği şey. Bir Emre yok bu takımda. Zira Mehmet Topal'ın Emre'den çok farklı bir oyuncu olduğunu ve onun açığı kapatamayacağını biliyordum amabelli bir sistem değişikliği halinde yokluğunu aramayabilir diye düşünüyordum ama ben ne oyuncularda ne de Fenerbahçe'nin oynamaya çalıştığı sistemde bir ışık göremedim açıkçası. Ama tabi bu köprünün altından çok sular akacak ve belki de bir şekilde olurunu bulacaktır Aykut Kocaman.

Maçın adamı Engin'e gelirsek, yine yaptı yapacağını. Cidden kötü bir insan olduğunu düşünmüyorum ama Emre gibi saha içinde karakteri değişen bir isim Engin. KENDİNİ KAYBETMEK deyiminin sözlük anlamı adam. Kırk yılda bir Avrupa'da başarılı bir hakem çıkardık onu da ayağının altına alıyordu. En az 5 maç ceza alacaktır. Yine de geçen sene olduğu gibi bu sene de yararını göreceğiz diye düşünüyorum Engin'in, saha içinde yanlış işler peşinde koşmayınca cidden yararlı olabilen bir isim. Özellikle Fatih Terim etkisi altında...



Güzeldi. Sezona umut veren bir oyun ve oyuncu grubuyla merhaba dedik ve bunu da Fenerbahçe önünde yine bir kupa alarak gerçekleştirdik. Güzel başladık güzel de bitiririz inşallah diyerek yazımı bitiriyorum. Mc Klima Ustası Serkan'a selam olsun. Bilmeyenler için burada(+18)

Galatasaray 1 - 0 Fiorentina || Klasik Bir Hazırlık Maçı

| 9.8.12

Maç hakkında uzun uzun yazmaya, edebiyat parçalayıp destan yazmaya gerek görmüyorum açıkçası. İki takım da ideal 11'leriyle maça başladı ve bir hazırlık maçından daha ciddi bakıyorlardı maça.  Ciddilerdi ama gerçek bir hazırlık maçı oldu. Özellikle de bizim için. Klasik bir hazırlık maçı. Öyle amatör lig takımıyla yapılan cinsten  değil. Maç kondisyonu gidermek için değil, takımları son kez görmek için yapılmış bir maçtı. Hoş Fiorentina'nın henüz vakti var ama haftasonu Fenerbahçe'yle karşılaşacak Galatasaray için son provaydı. Bu yüzden de o maçta cezaları nedeniyle oynayamayacak Burak ve Ujfalusi yedek kulübesinde başladı maça. Maça gelirsek, Fiorentina klasik İtalyan takımı, ilk devre sindirdi ikinci devre rakip yorulunca da bastırdı. Net. Bir ara 10 dakika içinde 7 korner kullandılar ve neredeyse her biri tehlike yarattı. Biri ise Muslera'nın güzel refleksif dokunuşu sonrası direğe takıldı. Öyle ya da böyle zor bir takımı da yenmeyi başardı Galatasaray öncelikle bu pozitif bir şey kanımca. Kısa kısa maça değinecek olursak:

#Galatasaray geçen sene kazandığı öz güveni yine taşıyor bu güzel. 

#Futbolcular bireysel olarak hazır ama takım olarak henüz bir uyuşmazlık var. Yenilerden takıma en çok adapte olanlar Umut, Hamit ve Dany idi. Burak ve Amrabat'ın henüz zamana ihtiyacı var dersek yanılmayız herhalde. 

#Elmander yine efsaneydi. Adamın presini bile izlerken keyif alıyor insan. Gol atmasa hep böyle pres yapsa da olur hani.

#Riera'nın sol bek performansı da felaketti ve bence bu takımda fazlalık olan tek oyuncu Riera. Yıllık 3 Milyon Euro ne için? İlginç. Benim anlamadığım geçen sene takımın en önemli bir kaç isminden biri olan Melo için 200-300 bin Euro'nun pazarlığı 3 ay yapılırken geçen sene Riera'yla böyle bir sözleşmeyi hangi kafayla yaptılar aklım almıyor. Tamam transfer son dakikada yapılmıştı ve futbolcuyu ikna etmek için mecbur kesenin ağzını açtı yönetim ama madem açacaksın, neden Riera diye sorarlar adama. Tabi aradan yıl geçmiş ben bunu şimdi tartışıyorum o da ayrı mesele. Her neyse bugüne dönersek, Hakan Balta Feldkamp zamanının istikrarını yakalamış bence ve ŞL'de sırıtmaz gibime geliyor. Çağlar ise büyük bir soru işareti zira iki senedir neredeyse maç yapmadı adam. Riera ile de olmayacağına göre olası bir Hakan Balta sakatlığı bizi zor duruma düşürecektir sezon içinde. Elbet Fatih Hoca da bunu düşünüyordur ama bir şey de yapmalı sanki.

#Bunların dışında bu sezona dair beklentilerimden biri de Umut'un Burak'tan çok daha fazla iş yapma potansiyeli taşıdığı. Pres yapıyor, defansı rahatsız ediyor ve topu gevelemeden ezmeden kaleyi düşünüyor ki bu Umut'un sonradan kazandığı ve artı olarak görülebilecek bir özelliği. 

#Sol kanatta Emre Çolak ile Amrabat arasında sağlam bir forma rekabeti bizi bekliyor bu da aşikar olan şeylerden biri. 

#Hamit, Fatih Hoca'yı tanımasının verdiği avantajla takıma uyumu en kısa görünen isim.

#Dany -ki zaten birçoğumuzun beğendiği bir arkadaştı kendisi- bu takıma yakıştı diyebiliriz herhalde. Sağlam duruşu, topa hakim olması ve konsantrasyonu üst seviyede. 

#Yekta oyuna girdikten sonra defansif olarak iyi işler yaptı lakin özgüven eksikliği yaşadığı ve ilk11'de yer bulacağına dair umudu yok gibi göründü gözüme. Ama kesinlikle takımda kalması gerektiğine inanıyorum.

#Culio'dan bir şey anlamadım ben şahsen, görünmedi hiç oyunda yer aldığı kısa sürede. O da takımda kalmasını istediğim oyunculardan biri ama Fatih Hoca onu da gönderecek gibi geliyor. Zaten adı MİY ile anılmaya başlanmış bile.



Öyle ya da böyle Galatasaray geçen seneden gelen takım olma özelliğini devam ettiriyor diyebiliriz ve pazar günkü kupa maçına rakibinden daha hazır göründü. Melo'nun da takıma dahil olacağını düşünürsek, Avrupa'da başarıya dair ümit beslemek de polayanncılık olmaz sanırım. Nice destanlara, yine başarılara, sakatlıklar olmadan, Melo kimseyi yumruklamadan, Riera da solbek oynamadan başarılı bir sezon geçiririz diye ümit ediyorum. Rastgele!

Süper Final Öncesi || Galatasaray 2 - 0 Orduspor

| 31.3.12

             Normal sezonun son iki haftasına girilirken Galatasaray takipçileriyle arasındaki puan farkını açmak, Orduspor ise Avrupa PlayOff grubuna girmek istiyordu. Ligin en iyi savunma anlayışına sahip takımlarından birinin karşısında Galatasaray'ın sekmeye uğrayıp uğramayacağı merak konusuyken çok rahat bir oyunla üç puanı hanesine yazdırdı ev sahibi takım ve oyun anlamında playoff lar öncesi güven vermeye devam etti diyebiliriz. Kendi adıma son haftalarda izlediğim en rahat maçtı, hem de iyi bir rakibe karşı, her ne kadar eksik olsa da. 

              Maça dair daha ayrıntılı konuşmak gerekirse; Elmander'in ilk 18'de olmasına rağmen antrenmansız olması ve ayrıca sakatlığının nüksetmesi halinde Süper Final'de ondan yararlanamama korkusu Baros'la maça başlamaya itmiş Fatih Terim'i. Sivasspor ve Trabzonspor maçlarında gördüğümüz gibi bu maçta da Baros ve Necati maça iyi bir ikili olarak başlayamadı. Bireysel olarak Necati güzel golünün yanında pres yaparak ve de ortasahaya kadar gelip top alarak takıma katkı vermeye çalışssa da Baros'la uyumsuzluğu takımın da daha fazla gol bulmasını engelledi. Özellikle zaman zaman çok iyi paslaşarak yaratılan bilinçli hücumların meyvesini vermemesinin sebebi de bu oldu kanımca. Yine de her şeye rağmen ilerideki ikili arasında asıl sırıtan eski göz bebeğimiz Baros'tu. Baros'u geldiği günden beri çok severim ama  sanırım o da sezon sonu gideceğinin ya da gitmek zorunda kalacağının farkında. Açıkcası artık yıllık aldığı paranın hakkını veriyor mu bilemiyorum. Her neyse maça dönecek olursak, ileri ikili dışında ortasaha ve defans kurgumuz standartın üstündeydi. Orduspor ortasahasını çok kolay geçiyor olmamız, Hector Cuper'in cezayı Gosso'ya çıkartarak erken değişikliğe gitmesine sebep oldu. Orduspor tarafına dair söylenebilecek en önemli şey olarak, Bruno'nun formsuzluğu oyunlarını direkt etkiledi diyebiliriz, forvette Stancu'yu bir hayli arattı taraftarına eski Bank Asya gol kralı...

          İkinci yarıya ise Fatih Terim, Baros-Sabri değişikliğiyle başlayarak formsuz Baros'un yerine iyi oynayan ortasahaya bir dinamik oyuncu daha katma amacının yanında, Elmander'i hemen riske etmek yerine ona ilerleyen dakikalarda ortasahadan yorulan bir oyuncuyu çıkartıp İsveçliyi maçın son bölümünde oynatma lüksünü verecek hamleyi yaptı. Devre yine ilk yarıda olduğu gibi Galatasaray'ın kontrolünde başladı ve ilk tehlike de yine Ömer Kunga'nın kaptırdığı topta Galatasaray'dan geldi. Topla buluşan Necati müsait pozisyonda topa çok kötü vurarak, ikinci yarıyı rahat oynamaya şansını tepti takımı adına. Bu pozisyondan sonra Orduspor biraz daha atak yapıp maçı dengelemeye çalışsa da bu girişimler Muslera'nın kontrolüyle biten orta girişimlerinden başka bir meyve veremedi açıkcası. Bu durum da Orduspor'un Culio, Stancu, Kabze gibi oyuncuların eksikliğini bir hayli hissettiği gerçeğini tekrar gözler önüne serdi denilebilir. Nitekim maçta daha çok stresten uzak olan ve kalitesini sahaya yansıtan taraf olan Galatasaray Sabri'nin güzel golüyle skoru 2-0'a taşıdı ve maçı daha rahat hale getirdi. Maçın o anından itibaren bitiş düdüğüne kadarsa Galatasaray oyunu rölantiye alıp, pozisyon bile vermeden önemli bir maçtan çok önemli üç puanı kolay bir şekilde hanesine hanesine yazdırdı.



        Bir parantez de Sabri için açmak gerekirse, eleştirilerin bu kadar yoğunlaştığı dönemde sonradan oyuna girip istekli ve iyi bir oyun sergilemesinin dışında güzel bir golle takıma katkıda bulunması kendi adıma sevindirici bir durum oldu, umarım taşıdığı potansiyeli ve yüksek enerjisini daha doğru kullanıp, kendine güvenli bir şekilde bu takımın bir parçası olmayı sürdürür. Kim ne derse desin Sabri Galatasaray'ın çocuğu ve  iyi ki öyle. En azından poposuyla top tutanların yanında adam gibi adam.

Fatih Altaylı'yı Utandırmışız Vah Vah...

| 20.3.12



Gazeteci kişiliğinden çok yaptığı amaçsız açıklamalarla gündemimize gelmeye devam eden Fatih Altaylı'dan bir bomba daha. Buyurun önce açıklaması:

"Galatasaray, Fenerbahçe karşısında çok güzel bir futbol oynadı. İlk 20 dakika yüreğimiz ağzımıza geldi, "Bir 6 faciası daha mı geliyor” diye. Ama Fenerbahçe 20. dakikada durdu ve Galatasaray oynamaya başladı. 70 dakika boyunca ezici bir üstünlükle oynadı. Tanrı ise sık sık olduğu gibi Fenerbahçe'nin yanındaydı. Allah korudu. Sonuç olarak iki takım berabere kaldı. Sonra da benim için utanç başladı. Galatasaraylılar, beraberliğe çılgın gibi sevindiler. Sanki Avrupa Şampiyonu olmuşuz gibi Florya'ya akın ettiler. Futbolcular, yöneticiler tesislerin balkonuna çıktı. Tezahüratlar yapıldı. Emin olun utandım. Yıllar önce Fenerbahçe, Galatasaray'ın o Avrupa'yı titrettiği dönemlerde Ali Sami Yen'de Galatasaray'la beraber kalmış ve beraberlik üzerine çılgın gibi sevinmişti. Biz de dalga geçmiştik, "Bizimle berabere kaldıklarına bile seviniyorlar” diye. Şimdi aynı duruma biz düştük. Bir an "Görmemişin beraberliği olmuş” diye düşündüm. Vallahi utandım, billahi utandım." 

Kendimi bildim bileli kanımın ısınmadığı, samimiyetine ve de Galatasaraylılığına inanmadığım bir insandır Altaylı. Galatasaray'da kendisi işin içinde değilse, mutlaka eleştirecek bir şey bulur, şaşmaz bundan. Son bombası da taraftarlarımızın Florya'da maç sonu kutlamasına dair okuduğunuz gibi. Ama bilmediği ya da idrak edemediği şeyler var kendisinin. Öncelikle orada bulunan taraftarlar maç öncesinde de oradaydı ve bayram havasıyla yolcu etti takımı. Neden toplandılar? Çünkü maça alınmadıkları için takımlarına bir yerden seslenmek arkalarında olduklarını hissettirmek istemişlerdi. Bence de müthiş bir organizasyondu, Ultraslan'ın emeğine sağlık. Her neyse, maç sonunda da Galatasaray yıllardır hezimet yaşadığı Kadıköy'de müthis bir geri dönüş yaşamış, 70 dk rakibini adeta sahasına hapsetmiş ve de rakibin ayaklarını titrer hale getirmişti. Ama bunlardan da öte şampiyon nasıl oynar onu göstermişti. Fenerbahçe'nin şampiyon olduğu yıllarda bile Galatasaray'a karşı oynayamadığı gibi. Hemen 4-0 ve 6-0 lık skorları hatırlayan için de belirtmek de fayda var, onlar Fenerbahçe'nin şampiyon olmadığı sezonlardaydı... Ayrıca Fatih Altaylı'nın kaçırdığı bir diğer nokta takımın normal sezonda şampiyonluğunu ilan etmesiydi. Yani o play-off saçmalığı olmasaydı şu an şampiyonluk havası atıyordu Fatih Altaylı etrafındaki jet sosyete arkadaşlarına. Zira taraftarlar orada beraberliğe değil buna sevinmişti. Yıllar sonra bu kadar ayakları yere basan kaliteli bir takıma, ezelini rakibini ezen oyun anlayışına, normal sezonu şampiyon bitiren büyük takıma sevinmişlerdi. Kaldı ki eğer Galatasaraylı taraftarlar Şükrü Saraçoğlu'na alınmış olsaydı bu derece bir kutlamaya da şahit olamayacaktık. Tekrar belirtiyorum, iyi ki olmuş iyi ki ele güne beraberliğimizi gösterdik. Biz orada beraberliğe değil ilk aşamada ele geçirilen ve son aşamasında da mutlu biteceği öngörülen şampiyonluğa sevindik. Adam olduğumuza, Galatasaraylı olduğumuza sevindik. Sen Galatasaraylı'dan utanamazsın asıl biz senden utanıyoruz sen böyle konuştukça!

Başkanın Sözlük Anlamını Bulmuş Gibiyiz..

| 22.2.12


Adnan Polat'a zamanında sempati duyardım ve iyi bir başkan olmaya çalıştığını da düşünürdüm. Sonra zamanla bunda yanıldığımı, daha doğrusu başkanlık ve bazı kararlar bakımından eksiklikleri olduğunu farkettim bunu da blogda yazmıştım zaten. Ama Ünal Aysal şimdiye kadar yaptıklarıyla, duruşuyla, açıklamalarıylai geleceğe dair akılcı ve umut vaadeden yatırım  ve yaptırımlarıyla gerçek bir başkanın nasıl olabileceği konusunda gerçek ipuçları veriyor hepimize. Bugün de Aziz Yıldırım'a verdiği cevap gerçekten ona olan sempatimin bir kat daha artmasına yol açtı. Helal olsun, gerçekten çok şanslıyız, böyle bir dönemde böyle bir başkana sahip olduğumuz için. Umarım çizgisini hiç bozmaz ve bizi gururlandırmaya devam eder...

İşte açıklaması:

"Sayın Aziz Yıldırım,Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı
Bugüne kadar gerek soruşturma aşamasında, gerekse adli makamlara intikalinden sonra bu davanın hukuki sonuçlarını etkileyebilecek en küçük bir imâda dahi bulunmaktan kaçındım, kaçındık. Olayın Galatasaray’ı ilgilendiren yegane boyutu ve tüm çabalarımız, bu konuda karar alması gereken özerk kurumların gecikmeleri durumunda Galatasaray ve Türk takımlarının bir zarar görmesi tehlikesine karşı ilgili mercileri uyarmaktan ibaret oldu.
Hatırlamanız gerekir, 3 Temmuz’dan 24 saat sonra yaptığımız açıklamada tüm Galatasaray camiasından rekabet duyguları içinde hareket etmemelerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmelerini özellikle rica etmiştim. Bunu spor anlayışımın gereği olduğu kadar toplumsal aşırılıkları önceden engellemek ve meseleyi tırmandırıp nefret duygularının tırmanmamasını sağlamak için yaptım.
Sayın Yıldırım, sizin Başkan olarak temsil ettiğiniz kurum bir spor kulübü, herhangi bir şirket değil. Dolayısıyla sadece yargı kurumlarına ve ceza yasalarına tâbi değilsiniz. Ülke içinde TFF ve uluslararası alanda UEFA ve FIFA kurallarına tâbisiniz. Eğer bir spor kulübü değil de, bir özel şirket söz konusu olsaydı sportif kararlar için davanın sonunu beklemek en doğal hakkınız olurdu. Ama ne yazık ki taşıdığınız sıfat, temsil ettiğiniz kurumun başka sorumlulukları ve futbol dünyasının başka kuralları var.
Belirtmeliyim ki, savunmanızın size yapılan itham ve suçlamalar üzerine kurulmuş olmasını beklerdim ve emin olunuz bu iddiaların haksız olduğunu teker teker kanıtlamanız bir spor adamı olarak beni sadece sevindirirdi. Ne yazık ki, daha ilk günden itibaren yanlış bir yol izlemektesiniz. Galatasaray başta olmak üzere başka kulüpleri de suçluymuş gibi gösterme çabalarınız, hukuk bilgime dayanarak söylüyorum, sizi de, kurumunuzu da temize çıkarmaz. Üstelik spor dünyamız açısından tam da engellemek istediğim o nefret duygularını pekiştirir. Başarıya ne denli tutkulu bir insan olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ama kurumlarımızın başarısının ötesinde topluma karşı önemli sorumluluklarımız var ve bu yönde çağdaş değerleri benimsemiş olmamız gerekir. Bu açıdan kendinizi kurtarmak için bile olsa 107 senelik şerefli tarihimize dil uzatarak ve mesnetsiz iftiralarla “leke bulaştırma” yönteminin size hiçbir faydası olmayacağı gibi son derece tehlikeli neticeler doğuracağını özellikle hatırlatmak isterim.
Sayın Yıldırım, sizi destekleyen saf ve temiz taraftarlarınız, etkinizdeki bazı medya mensupları ne denli alet olurlarsa olsunlar, bizlerin görevi onları kullanıp başkalarına çamur atarak futbolumuzu daha da kirletmek değil, temize çıkması için gayret sarfetmektir.
Suçsuzluğunuzu kanıtlayıp bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı dilerim.

Ünal AysalBaşkanGalatasaray Spor Kulübü"

Sol Bek Riera?

| 11.2.12

Evet bazı haber portallarında ve tv kanallarında bugünkü Kayserispor maçında Çağlar ve Hakan Balta'nın yokluğunda sol bekte Riera'nın oynayabileceği haber edildi. Fatih Terim'in gerçekten böyle bir planı var mıdır bilmiyorum ama olmaması için dua ediyorum. Riera asla bir bek oyuncusu olamaz, olmamalı. Hele ki Kayserispor gibi yaş ortalaması 23 olan ve "içeride-dışarıda" yetişmiş birçok yetenekli genç oyuncuyu kadrosunda bulunduran bir takıma karşı hiç denenmemesi gerekir. Kayseri'nin sağında oynayan, ön tarafta Sefa ve arka tarafta Pekarik önemli oyuncular. Özellikle gurbetçi Sefa bu sene iyi bir grafik yakaladı ve her maç en etkili silahlarından biri olarak göze çarpıyor Kayseri'nin. Olası bir Riera tercihi sol kanadı Sefa'ya koridor edebilir. Ayrıca Şota maça affedilen Amrabat'la başlarsa o da ayrı bir hüsran yaşatabilir bize. Ben bugün için bahsi geçen kadrolar içerisinden mantıklı olan defans kurgusunun Sabri-Gökhan-Semih-Ujlfalusi olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız Riera tercihini Faith Terim'in aklından geçirmiş olma ihtimali bile mantıksız geliyor ama eğer ki doğruysa aman hocam :)

ps: maç başladı Riera sağbekte. Umarım beni yanıltır...

Son Topa Kadar!

| 9.2.12



              Futbolda Barcelona'yı yenmekten de öte bir şeydi CSKA galibiyeti. Teodosic, Krilenko gibi isimleri olan ve 18 maçtır kaybetmeyen bir takımdan bahsediyoruz. Joshua Shipp'in son saniyelerdeki serbest atışlarında Popescu'nun penaltısını yaşar gibi oldum. Efsane bir maç oldu. Harika bir anı oldu. Gerçekten Oktay Hoca'ya da her bir oyuncuya da ve cehennemi ruslara yaşatan binlerce kardeşimize teşekkürler! Hepimiz oradaydık bugün hepimiz sahadaydık. Son topa kadar!

Sabri Sarıoğlu'na Dair..

| 14.1.12

Sabri Sarıoğlu...  Altyapıdan ilk çıktığı zamanların Hagi'siydi resmen. Adına methiyeler diziliyor, övgülerin arkası kesilmiyordu. Alakasızdı ama öyleydi işte. Sonra zaman geçti, onlarca oyuncu, hoca geçip gitti bizim deli oğlan formasını terletmeye devam etti Galatasaray'da. Fena da gitmiyordu hani bir ara, sanırım 2008de şampiyonluğa koşarken Galatasaray, ciddi şekilde Fiorentina, Milan dedikoduları çıktı hakkında. Sonraki yıllarda da yine Bordouex, Juventus gibi kulüpler için de adı geçti mi? Geçti vallahi. Milli takımın da gediklilerindendi. Hele ki Gökhan Gönül'ün sakat sakat ligde oynaması sonucu gidemediği Avrupa Şampiyonası'nda gösterdiği performans birçoğumuz için tatmin ediciydi. Lahm'ı haşat ettiği Almanya maçı zihinlerimizdedir herhalde. Hoş sonra Lahm hayallerimizi yere gömen isim olmuştu ama yine de Sabri fena değildi işte. Sevmeyeni de vardı elbette ama şimdi ki gibi şamar oğlanı olmamıştı Samsunlu. Enerjikti, hırslıydı, iyi niyetliydi ve üstüne üstlük potansiyel vardı. Hızlıydı, kondisyonu, fizik gücü yüksekti, zamanla pozisyon bilgisi de kazanıyordu vs... Ama 2008'den sonra Galatasaray'da da Milli Takım'da da işler ters gitmeye başlayınca küfürlerin odağındaki isimlerden biri olmaya başladı Sabri. Sabır gösterilen zamanlar geride kalıyordu çünkü Sabri büyüyordu. Keza şu an 27 yaşında kendisi. Yani bir futbolcunun olgunluk dönemi dediğimiz yaşlarda. Neyse efendim Sabri'nin olduğu takımlarda işler ters gitmeye başladıktan sonra, Sabri'nin yerini bulmayan ortaları, taca çıkan vucut çalımları, tek kişilik baraja çarpan frikileri çok çok göze batmaya başladı. Bu meseleler dillendikçe de başkaları(!)  kendisine malzeme kaynağı yaptı şimdi ki nam-ı değer kaptanımız Sabri'yi, Galatasaray'ın kaptanı Sabri'yi! Artık saygısızca videolara konu olan, sanal alemde ve özellikle sosyal paylaşım sitelerinde sürekli geyiği yapılan bir futbolcu konumuna büründü. Google'da Sabri Sarıo yazmaya kalmadan ikinci önerilen arama kelimesi ' Sabri Sarıoğlu komik' oluyor mesela. Son olarak da geçen haftaki Samsunspor maçıyla son noktaya ulaştı tepkiler. İşler böyle oldu Sabri için. Evet aynen böyle...Peki nedir asıl mesele?

Ben söyleyeyim efendim. Sabri Sarıoğlu, meziyetleri sınırlı fakat yine de TSL'de kalbur üstü bir oyuncudur. Özellikle formda olduğu dönemlerde bunu göstermiştir. En büyük sıkıntılarından biri ne yazık ki 'formsuzken çekilmez olan futbolcu tipleri'nden biri olması. Orta konusunda da sıkıntıları mevcuttur, ama şut konusunda bunu kabul etmem arkadaş. Elbette her vurduğunu doksana keser diye bir iddiada bulunmuyorum ama itin götüne de sokulacak bir yanı yoktur, çok da güzel golleri mevcuttur. Teknik kapasitesi çok yüksek değildir ama 90. dakikada kendi ceza sahasından topu alıp yaklaşık 70 metre top sürüp, adam geçip, kalecinin üstünden aşırtma gol atacak kadar da fizik ve teknik kapasitesi vardır. Öyle ya da böyle bir dönemin  tek altyapı meyvesidir Galatasaray için. Hazır Galatasaray demişken de, adam gibi adam, deli gibi Galatasaraylıdır Sabri. İyi yüreklidir, saftır, Anadolu çocuğudur lan işte, niye bu kadar dalga geçiyoruz. Götüyle top kontrol eden Volkan'ı unutuyoruz da bir kere tek kişilik baraja top çarptırdı diye yıllardır dilimizden düşürmüyoruz bu adamı? Evet tamam Eboue ile kıyaslanmaz oyunu ama bu adamla iki şampiyonluk gördük biz, Türkiye kupası aldık, Avrupa 3.sü olduk. Evet kaptanlık meziyettir,Sabri'de de noksandır o meziyet ama adamdır işte. Sabri'den de daha Galatasaraylı var mıdır o takımda? Ya da Sabri'den daha eski? Ayhan, Aykut ve Sabri'dir takımın eskisi. Hayır tamam Sabri'ye tepki gösterilmesini kabul edeyim diyeyim, ee peki aldığı paradan başka bir şey düşünmeyen, yeni gelin gibi nazlanan, deplasmanlardan kaçan, Volkan Demirel'e küfür edip kendi stadımızda ondan koşarak kaçan adam aldığında o kaptanlık bandını niye kimse tepki göstermedi? Neden bir Samsun maçında berbat oynadığında hemen asıp kesiyoruz da 2 aydır ilk defa sahaya çıkıyor diye düşünmüyoruz. Bazen cidden anlamıyorum. Anlasam da anlatamıyorum belki de. Burada da üç-beş karaladık ama hadi bakalım...

p.s: Sabri Sarıoğlu hayranı değilim. Hatta bir Sabri geyiği videosuna bu blogda da yer vermiştim. Ama sadece yer vermiştim o da fikri çok yaratıcı bulduğumdandı, asıp kesecekler için şimdiden açıklama yapmak istedim.

Bu arada Sabri'den goller... Özellikle ilk videoya dikkat...





Transfer || Yiğit Gökoğlan

| 12.1.12

Yiğit Özdemir 2.800.000 € bonservis bedeli karşılığında kendisini 5 yıllığına Galatasaraylı yapan imzayı atmış bulunuyor. Resmiyet kazanmadı henüz gerçi ama ikinci bir Alper Potuk olayı yaşanacağını sanmam, keza kendisi can atıyordu Galatasaraylı olmak için. 

                  Fatih Terim'in uzun zamandır istediği isimlerden olan Yiğit, Manisapor'da özellikle Hikmet Karaman döneminde forma şansı bulmuş ve ardından bu sezon da Kemal Özdeş'in vazgeçilmez oyuncularından biri olmuştu. Bu sezon 16 maç/1 gol gibi bir istatistiği var. Sağ kanatta hızı ve isabetli ortalarıyla Elmander ve Baros ikilisine güzel asistler yapacağına inanıyorum kendi adıma. Özellikle form istikrarı olmayan Kazım'a da iyi bir alternatif olması hocasını rahatlatacaktır. Verilen bonservis ücreti Süperlig standartlarında bir para, kesinlikle fazla değil diye düşünüyorum. Yetenekli, süratli, çabuk, kolay adam geçen ve milli takımların çeşitli yaş gruplarında forma giyen gelecek vadeden bir oyuncuyu alıyorsunuz sonuçta. Kadroya derinlik katacak ve adından da söz ettirecektir. Özellikle de Aydın Yılmaz'dan beklenilen ama bir türlü alınmayan katkıyı ondan alacağımızı düşünmek mantıksız olmaz. Ama ve lakin hemen büyük beklentiler içerisinde de olmamak lazım. Unutmamak gerek ki daha alacağı çok yol var ama Fatih Terim rehberliğinde yıldız bir oyuncu haline gelmesi uzak bir ihtimal değil. 

Not: Aklıma 2 asist 1 golle oynadığı Karabükspor maçı geldi hemen izledim etkili bir kanat performansı göstermiş kesinlikle siz de Ligtv'nin maç özeti arşivinden bir göz atın isterseniz. 2010/2011 sezonu 18. hafta.


Ruhu Yakalama Peşinde || Gidenler

| 18.7.11




         Evet önce Fatih Terim'in bahsettiği daha sonra da Nike'ın konseptinine yansıttığı ''Ruh'' meselesini hepimiz çok uzun bir süredir dillendiriyoruz aslında. Şu 2000 ruhunu yakalamak için bi hacıya hocaya gitmediğimiz kaldı herhalde bunca zaman. Şimdi yine aynı çaba var ama bu defa işin öncülüğünü bu işi en iyi yapabilecek adam yapıyor. Fatih Terim. Ve yine aynı şekilde o ruhla büyük başarılar elde eden, Hasan-Tafarel-Davala üçlüsü ve de Tugay Kerimoğlu takımın bir parçası hali hazırda. Ee doğal olarak bunların ardından bizler de geçen sezonu tarihten olamasa da anılarımızdan silip yeni sezonun heyecanı içerisinde bulduk kendimizi. Bu heyecanı da ilk olarak transfer döneminde yaşıyoruz tabi ki.

          Takımdan bir çok ismin gönderileceği malumdu, zira bir şeylerin değişmesi gerekliydi. Neill, Insua, Kewell, Barış ve Zapata kopan ilk halkalar oldular. Devamı ise dün geldi. Mustafa Sarp, Serdar Eyilik, Okan Derici, Mehmet Batdal, Pino, Musa Çağıran ve Serkan Kurtuluş gidenlerin ikinci partını oluşturuyor. Eyilik kiralık olarak Karşıyaka'ya imza attı bile. Sanırım Serkan, Musa ve Okan da yine kiralık olarak başka takımlara gönderilir diğerlerine de kendilerine kulüp bulmaları söylenir.
                                      
          Gidenlere baktığımda kendi adıma üzüldüğüm kimse yok. Ama Aydın Yılmaz'ın hala ve hala şans buluyor olması inanılır gibi değil. Bunu da değerlendiremezse diyecek söz kalır mı bilemiyorum. Ayhan Akman da gitmesi beklenen ama yine de takımda kendine yer bulan isimlerden oldu ve de bu beni pek şaşırtmadı zira Terim takımda tecrübeli oyuncu eksiği hissediyor olmalı. Ama tabi Almanya kampı sonrası yine gidenlerin olabileceğini de yine hocadan duyduk. Aykut, Aydın ve de Ayhan gitmesi en yüksek ihtimalli oyuncular desek yanılmayız sanırım ama bekleyip göreceğiz. Liverpool maçına kadar transferlerin biteceğini ve takımın son halini alacağını açıkladı Ali Dürüst ama bu geçiştirme söylemlerini yönetim olarak yapıyorlar sürekli. Adnan Polat'ın da çok yaptığı gibi...

Transfer # Yekta Kurtuluş

| 21.1.11


         Galatasaray için gün epey hareketli ceryan ediyor olsa da arka planda kalan önemli şeyler var. Resmiyet kazanan transferler gibi. Zapata ve Stancu ile birlikte resmiyet kazanan son transferimiz Yekta Kurtuluş oldu. Sol yıllarda kadromuza kattığımız en mantıklı yerli oyuncu tercihi olmaya aday bir oyuncu Yekta. Keza sezon başında da sık sık adı bu transfer için geçiyordu ama gerçekleşmesi için Ocak ayını beklemek zorunda kaldı taraflar. Cana ile beraber ortasahanın mücadeleci tarafında bir hayli büyük bir açığı kapatacaktır Yekta. Ayrıca yaratıcılık yönünden de beklentileri karşılayacağına şüphem yok. En azından Mustafa Sarp ve Ayhan'dan medet ummaktan sıkılan bizler için iyi haber... Bonservisi için verilen 3 milyon 750 bin euroluk kısmı ise henüz 25 yaşını yeni doldurmuş ve milli takıma seçilmiş bir futbolcu için çok yüksek bir rakam değil. En azından yerli pazarında havada uçuşan rakamlardan sonra bu mevlanın pek bir absürt tarafı kalmıyor ki bence makul görülebilir bir rakam. Öyle ya da böyle bir Süperlig kulübünün 25 yaşında, milli takıma seçilmiş kaptanını alıyorsunuz. Geçen senelerdeki performanslarına baktığımızda da 2007'den bu yana formasını terlettiği Kasımpaşa'da 98 maç/10 gol/8 asist gibi bir istatistiği var İzmirli hemşerimin... 


Doğum tarihi: 11.12.1985
Yaş:            25
Boyut:                 1,73
Pozisyon:         Orta saha - Çok yönlü
Kullandığı Ayak: Her ikisi de ama daha çok sağ

Yaklaşık bir sene önce Yekta için karaladığım bir analiz:

KasımPaşa Beyi || Yekta Kutuluş



Ye Bakalım Helva'nı...

|

Başkanlığından şüphe ettiğim oldu ama adamlığından hiç olmadı Adnan Polat... Evet kaçırdığın noktalar yine var, yanlış yaptığın şeyler de lakin bilirim ki o koltuğu şu an ağzı laf yapan, oluşan işlerin üstüne konmaya çalışan tüm o leş kargalarından, korkaklardan daha çok seviyor ve hakediyorsun. Kim ne derse desin!!!
 Bunu bugün anlamadım, seçildiğin ilk gün anladım ve kötüysen sen kusura bakmasınlar kötülerin de en iyisi sensin, onlar masallarını anlata dursunlar; tekrar ayağa kalktığın şu saatte yolun açık olsun, arkandayız.En azından kendi adıma...


Ve Mehmet Helvacı, yukarıda Allah var ki ilk günden beri içim ısınmadı sana sonunda da nasıl bir zat olduğun gün yüzüne çıktı ne varki... Bugün helva yemeyi umuyordun  biliyorum lakin yediğin senin ki oldu... Hainlik ne kötü şey. Ye bakalım Helvanı...

Haydi güzel günlere!

UFO vs Barış Özbek

| 3.11.10
Başlığı görüp ne alaka der dediğinizi duyar gibiyim ama bu iki nesnenin de büyük bir ortak noktası var efendim, şöyle ki,  ikisi de tanımlanamıyor. Yıllar yılı futbolun öyle ya da böyle bir yerindeyizdir, Barış Özbek gibi futbolcu tiplerini anlamam bir türlü... Önce şöyle bir şey varki futbolda teknik ve fiziki özellikler dışında mental özelliklerin önemi de fazlasıyla büyüktür hakvereceğiniz gibi. Sevgili Barış'ta ise fiziki özellikler vasatın üstünde olsa da sahip olduğu mental yetersizlik fiziki avantajının da önüne geçiyor. Evet disiplinli, hırslı, koşuyor, top ayağında eğreti durmuyor  vs vs lakin oyun zekası yerinde olan bir futbolcu değil. Aslında mevkisi itibariyle oyun zekasına fazla gerek de duyulmaz(en azından bu kadro yapısı içinde) ama Barış maçlarda öyle şeyler yapıyor ki biz onu futboldan anlamayan, Galatasaray'da işi olmayan biri diye lanse ediyoruz. Neden? Çünkü Barış, oyun kurmak istiyor, çünkü Barış arapası vermek istiyor aralıksız, çünkü Barış çalımlara girmek istiyor... Yahu Barış seni ortasahaya koysak Mustafa Sarp'ın yaptığını en az onun kadar yapamaz mısın kardeşim? Yaparsın. Hatta bence daha da iyi yaparsın. Hem ayağın da tekniğin de ondan çok daha iyi. O zaman neden ilk 11'de tercih o oluyor. Peki nedir bu Xavi olma çabası yahut da Inıesta... Harika kondisyonun, enerjin, çabukluğun, disiplinin ve gücün şuanki Galatasaray ortasahasında oynamaya bir çok futbolcudan daha yeterli. Bunu da Antalya maçında gösterdin bize. Ne güzel olur yahu hep böyle oynasan!!!
Neyse iç sesimi durdurup şunu söylemek istiyorum ki, Antalya maçında en çok beğendiğim oyunculardan biriydi Barış. Cana-Barış ikilisi Sarp-Cana ikilisinden çok daha iyi olabilir bunu kolayca görebildik bu maçta. Umarım Barış şu oyununu sürdürür, gereksiz işler yapmaktan da kaçarsa yararlı bir takım oyuncusu olma yolunda büyük aşama kaydeder. Kalli döneminde gereksiz işlerden kaçarken çok iyiydi, hatırlar oldum. Umarım Hagi'yle eski haline döner, takımın buna ihtiyacı var....

Giden Sadece Rijkaard Mı?

| 23.10.10
Evet daha bir ay önce Rijkaard kabul etse 5 yıllık sözleşme imzalatırım diyen sevgili başkanımız ve yönetimimiz aradan geçen bir ayda  Rijkaard'la başarının gelemeyeceğini ve kimyanın tutmadığını öne sürerek Hollandalı adamı görevden aldı. Başarısızlıklarla dolu şu bir buçuk yılda belki de en hatasız isimdi Rijkaard ve ekibi. Ama işte bazen ne kadar çok istesek de bir şeyleri başaramıyoruz ve bu gidişle de başaramayacağız...

Rijkaard gitti ve kim kazandı? Galatasaray mı?
Hayır Rijkaard'ın kuyusunu geldiği günden beri kazmaya çalışan medya mensupları kazandı.
İki maçta kesik yedi diye takım içinde huzursuzluk yaratanlar kazandı.
Futboldan bir gıdım anlamazken Rijkaard'ın futbol bilgisine bok atanlar kazandı.
Hayırlısı olsun.

Rijkaard'la birlikte neler gitti bu takımdan? Baba gibi gördüğümüz Neskeens gitti, takımımıza kazandırmak istediğimiz ekol gitti, altyapıya verdiğimiz emek başa sardı gençler gitti, istikrar savunucusu bizlerin umutları gitti. Gitti de gitti... Evet takım kötüydü hatta berbattı ama bunun sebebi o kadar da Rijkaard değildi be kardeşim! Anakaragücü maçında yenilen golleri halısahada attırmıyorken, Metin Akan'a attıran takıma mı kızmak lazım Rijkaard a mı? Evet Rijkaard gitti ama başarısız oldu diye kimse onu sevmedi diye. Kimse onun için koşmadı diye. Kimse onun değerini bilemedi diye. Yazık...


Hagi ve Tugay olayını daha ayrıntılı değerlendirmek istiyorum derbiden önce. Hagi iyi midir? Ne ala... Tugay keza öyle. Mutsuz muyum onlardan? Hayır. Ama söylenecek çok şey var...

Pino vs. Keita

| 30.9.10

Transfer döneminde Galatasaray ani bir hamleyle Keita’yı elden çıkarırken daha sonraları bunun sezon sonu toplantısında alınan bir karar olduğu ortaya çıkmıştı. Ee haliyle ortaya mantıklı sebepler konuldu ve birçoğumuz onu arayacağımızı bilsek de olumlu baktık bu hamleye. Disiplinsiz olması ve 9 Milyon Euro gibi bir transfer getirisinin olması başlıca olumlu taraflarıydı olayın. Ayrıca en öne çıkan yönleri olan hızı ve atletik yapısı da yaşı gereği bir iki sene içerisinde etkisini yitirecekti. Sonrasında ise vedayı kabullenmiş, Keita da Katar’ın yolunu tutmuşken; onun yerine gelecek ismi merakla beklemeye başlamıştık. Beklentiler büyüktü zira elde para da vardı zaman da… Zira çok zaman geçmeden isim belli olmuştu da:


Juan Pablo Pino… Müthiş gelecek vaat edip sonunu getiremeyen bir isim daha yani… Üstelik 3 Milyon Euro gibi azımsanmayacak bir paraya bu riski almıştı Galatasaray… Doğru mu yaptı yoksa yanlış bir hamle mi oldu bu, bunu konuşmak için henüz erken, bekleyeceğiz görmek için ama Pino’yu önceden tanıdığımız kadarıyla ve de Galatasaray’da oynadığı maçlardan edindiğimiz izlenim ışığında Keita ile kıyaslayabiliriz sanırım.




İlk olarak söylemek gerekir ki, Keita gününde olduğu vakit oyunu tek başına forse edebilen, takımını rakibi karşısında 3–4 farklı galibiyetlere götürebilen bir oyuncuydu. Hızlıydı, atletikti, teknikti ve bir o kadar da güçlüydü. Süperlig’de hiçbir sol kanat oyuncusu yoktur ki Keita’dan çekinmiyorum diyebilsin. Ama Pino’dan çekinmiyorum diyen çıkar mı? Çıkar… Peki neden?



Öncelikle bu güzel saçlı, ismi güzel delikanlının en büyük özelliği hızı ve tekniği. Topla da topsuz da feci hızlı kerata. Top tekniği ve bilek hâkimiyeti Keita kadar olmasa da azımsanmayacak kalitede. Ama Keita’dan ayrılan en büyük tarafı, dışa bağımlı olması. Şöyle ki; Keita berbat oynanılan bir maçta bile topu alıp önündeki milyon tane oyuncuya rağmen sıfıra inip arkadaşını boş pozisyona sokabilecek yapıda bir oyuncu. Ayağına topu yapıştırıp, tıpkı bir kartopu gibi her geçtiği adamda daha da güçlenerek ilerliyor, yıkılmıyordu. Ama Keita bu özelliğini her maçta kullanmaya çalışıp bazı zamanlarda da beceremeyince çekilmez gelebiliyordu. Pino’da ise bu yok öncelikle. Yani takıma ve sisteme daha çok bağlanan, bağlanması gereken bir oyuncu o. Durup dururken topu alıp 3–4 rakibi ekarte edemez, Misimovic’den, Arda’dan gelecek arapasına bakar Pino. Sabri’nin onu kaçırmasına, arkaya sarkıtmasına bakar Pino. Sonrasında ise yapılması gerekeni layıkıyla yapar. Dedik ya baştan, iyi oyuncu… Ama işte sisteme bu kadar dahil olması onu Keita kadar korkutucu, çekinilecek bir oyuncu yapmıyor. Takım kötüyken Pino da kötü olur yani. Dolayısıyla da Keita için ‘’iyi oyuncu yani adam, zor oyuncu’’ diyen İbrahim Üzülmez aynı şeyi Pino için ne kadar söyler bilemiyorum. Ama Keita gitti Pino geldi, olumlu-olumsuz ne değişti derseniz:



Olumlu Olarak;

# Sisteme ve takım oyununa daha bağlı.

# Yaşı daha genç hatta çok genç olduğu için öğrenmeye ve geliştirilmeye daha eğilimli.

# Gelecek vadeden oyuncu kadroda her zaman iyidir. Oynatırsın fayda sağlarsın, satarsın para kazanırsın vs vs…

# Yedek kaldığında küsmez.

# Disiplinsiz davranışlarda bulunmaktan kaçınır.

# Parıldayıp, maddi manevi büyük katkılarda bulanabilir.



Olumsuz Olarak;

# Rakibi daha az tehdit eden bir oyuncu olur Keita’ya göre.

# Takım kötü giderken insiyatif almakta yetersiz kalabilir.

# Sakatlık dedikoduları doğru çıkabilir.

# Hayal kırıklığı yaratan bir Wonderkid olarak geride kalabilir..



Son olarak Pino’yu hala beğenmeyen, Keita’yı arayanlar için bir tavsiyede bulunmak istiyorum, o da sabretmek. Lakin iyi bir Misimovic, formda bir ortasaha ve Arda Turan’la çok daha harika işler yapabilecektir, beklemek lazım...

Bucaspor 0 - 1 Galatasaray || Üç Puan !

| 21.9.10
Bu gittiğimiz yol, yol değil derken sonunda ardarda gelen üç galibiyetle bildiğimiz yollara çıkıverdik. Üç haftadır aynı şeyden ötürü avunuyoruz ama bu maç için sevinilecek en güzel şey herşeye rağmen alınan üç puan... Lakin ne oynadığı belli olmayan bir Bucaspor ile; patates tarlasından da beter güzel İzmir'imizin berbat sahasında, takımın en fitilleyici isimleri olan Arda ve Sabri'den yoksun olarak çıktığımız maçta alınan üç puana sevinmeyip de n'apalım ?

Uzun yıllardan sonra ilk defa bir lig maçı için İzmir'e gelen Galatasaray; beni ve benim gibi birçok İzmirli Galatasaray taraftarını inanılmaz heycanlandırdı. Keza yakın zamanda da gerek kupa gerekse hazırlık maçları için İzmir'e gelinmişti ama bu maçlarda gerek heyecan gerek de kadro olarak tatmin olamıyorduk. Fakat bu defa sahada Baros, Kewell, Mısımovic, Pino ve son samuray Neill vardı. Güzel bir bekleyişti maç gününe kadar olan... Maç günü ise yaklaşık bir buçuk saat evvelden ihtiyar koca stadımıza ayak basmıştık ve sıramızı beklemeye koyulduk. Tabi maçtan üç dakika öncesine kadar beklemiş olsak da ilk düdüğü kaçırmamak sevindirici bir nokta oldu adımıza. Sonrasında ise yaklaşık 35 bin renktaşımızla birlikte maçı izlemeye koyulduk. Lakin maç boyunca da sadece izledik...!



Maç başlar başlamaz iki şey kendini hemen belli etti. İlki zeminin bebatlığı. Daha ilk saniyede çamurlu kütleler havalarda uçuşmaya başlamıştı. İkinci şey ise Ultraslan İzmir'in organizasyonsuzluğuydu. Aslında açık tribünde fena sayılmayacak bir koreografiyle başlamıştı maç ama sonrası 35 bin taraftar için utanç vericiydi bence. Lakin açık tribünde 2-3 bin kişilik bir kitleyle konuşlanmış olan Ultraslan statta organize edilmeyi bekleyen o kadar taraftarı bağırtamadı, coşturamadı. Hoş, sahada uğruna coşulacak bir futbol yoktu ama yine de Galatasaray vardı... Her şey bir yana bizim bulunduğumuz ve de full olan kale arkası tribünde bir tane amigo olmaması başlı başına hataydı. Yer yer avuç kadar Bucalı taraftar bizden daha çok bağırdı dersem yanılmış olmam. Oysa biz bir tezahuratı en fazla 10 sn sürdürebildik. Berbattı yahu maç tam anlamıyla. Burada tüm suçu Ultraslan'a atmıyorum keza stada gelen seyirci profili de etkiliydi bunda ama yine de üstüne düşeni yapmadı Ultraslan. Diyorum ya koskoca kale arkası onlara baktı tüm maç boyunca ama ilgilenen, yönlendiren bir oluşum göremedi orada.

Maç için söylenecek şeylere gelirsek yoğunlukta olan olumsuz eleştiriler ama bunları yazmak konusunda kararsız kalıyorum aslında. Tamam sahada kopuk ve organize olamayan bir Galatasaray vardı ama bunun sebebi üstüste üç pas yapmaya imkan vermeyen zemin ile ne oynadığı belli olmayan Bucaspor olamaz mıydı? Zira bunlar küçük bahaneler değil, hatrı sayılır bahaneler... Zemin konusunda yıllardır aynı sıkıntı var ve tek umudumuz yeni yapılacak Örnekköy Stadyumu. O gelene kadar İzmir'de bu stat sorunu sürmeye devam edecek gibi görünüyor... Bucaspor'a gelince de önceklikle sempatiyle baktığım, Süperlig'e gidiş serüveninde birçok maçına gittiğim bir takımdı sarı mavililer. Keza altyapısıyla ve süregelen sistemiyle de Türkiye'de gururu oldular İzmir'in.. Ama ligde geride kalan haftalar gösterdi ki şuan için ligin en kötü top oynayan birkaç takımından biri onlar. Sezon başında yeni bir devrim yaratma ve gelecek 5 yıl içinde şampiyonluğa oynayacak bir takım yaratma iddiasıyla takımın başına gelen Bulent Uygun yaptığı onlarca transferin kaynaşmasını ve sistemine alışmasını kısa bir süre içinde sağlayamazsa 5 yıllık serüven Bank Asya'dan devam edebilir... Lakin hepimiz biliyoruz ki ilk yarıda toparlanamayan takımlar ikinci yarı ayakta kalmakta en büyük sıkıntıyı çekenler oluyor. Ama tabi etkili ayakları ve Süperlig'i iyi tanıyan bir hocaları var her şeye rağmen ve şimdiden Bank Asya adayı gibi göstermek istemiyorum. Ama ne defansta ne de ofansa yeteri kadar organize olamıyorlar. Hücum organizasyonları ilerdeki hızlı siyahi oyuncuların ayağına bakıyor. Defansta ise tecrübeli elemanlar var ama önlerinde rakibi durdurucu, hızını kesici bir oluşum yok. Hal böyle olunca da sahada ofans mı defans mı oynadığı belli olmayan bir takım görünümündeler. Ama henüz geç değil ve toparlanmalarını umuyorum. Zira İzmir'in bu sevinci daimi olsun artık!

Bu arada untumadan söyleyeyim sağ bekte Serkan'ı uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar beğendim. Kaybolup gidecek diye düşünmeye başlamışken yeniden umutlandım onun adına da. Ayrıca maç boyunca küfür yiyen Ayhan'ın güzel bir golle galibiyeti getirmesi de tribünde inanılmaz keyifli muhabbetlere sebebiyet verdi, eğlenceliydi gerçekten... :)

Galatasaray adına is söylenecek herşeyi ilk paragraf özetliyor aslında. Üstüne söylenecek ne var bilmiyorum. Alınan üç puan ve takımın gösterdiği mücadele sevindirici noktalardı. Sakatlıklara ve pasa dayalı oynayan bir takım için berbat olan bir zeminde maç kazanmak, şampiyonluk yolunda en büyük umut kaynağım benim. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu takım form tutacak, iyi futbol ve bol gollerin olduğu maçlar hafızalarımızda yerini edinecek. Biraz daha beklemek lazım konuşmak için...


Sabrın Sonu...

| 18.9.10
Sonunda yıllar sonra İzmir'imde bir Süperlig maçı... Çok heyecanlıyım çok !! Ben kaçar beyler, iyi haberlerle görüşmek üzere !!!

İsimleri Yaşatılsın Kampanyası

|
Efendim bildiğiniz üzere Şeker Bayram'ında pek de iç açıcı olmayan haberler aldık Seyrantepe'den. İki stad işçimiz, kardeşimiz hayatını kaybetti bir kazada. Bunun için bir imza kampası başlatılmış ki isimlerinin yaşatılması için. Ama bir kapıya bir tribüne ya da bir anıta isimleri yazılsın isteniyor...
Bize de katılmak düşüyor sanırım.

http://www.isimleriyasatilsin.com/index.php

Bilindiği gibi, Galatasaray Spor Kulübü nice sevinçler yaşadığı evi Ali Sami Yen Stadı'ndan ayrılmak üzere. Türkiye'ye kulüpler bazında en büyük başarısını yaşatmış olan kulübümüz, yeni ve daha büyük başarılar için, yeni ve daha büyük evine, Aslantepe'ye taşınmak üzere. Bu stadın tamamlanması için yüzlerce işçi, onlarca mühendis emek dökmeye devam etmekte. Bu stadın Türkiye'ye kazandıracağı uluslararası prestiji, Galatasaray'ın bu stadda kazanacığı başarıları düşündükçe, belki de en çok onlar sevinmekte. Belki de en çok bu stadı alınlarının teriyle yükseltmeye devam eden emekçiler gururlanmakta. Çünkü bu stad, onların eseri.
Fakat iki emekçi, Gökhan Yavuz ve Raşit Ek, bu başarıları göremeyecekler. Fakat iki emekçi, Gökhan Yavuz ve Raşit Ek alınterleriyle yükselttikleri bu stadda yaşanacak büyük başarılara eşlik edemeyecekler. Çünkü onlar bir bayram sabahı Galatasaray'ın yeni stadı için can verdiler. Fakat onların adını bu büyük stadda yaşatmak bizim ellerimizde.
Bizler, bu iki emekçinin, bu ülkenin yaşayacağı büyük sevinçler için bir bayram sabahı can veren iki işçinin, Aslantepe'de yaşatılmasını talep ediyoruz. Bizler, isimleri sonsuza dek bizlerle yaşasın, kazanılan büyük başarılarla anılsın ve hiç unutulmasın diye bu iki emekçi Gökhan Yavuz ve Raşit Ek için isimlerinin bir kapıya yada bir tribüne verilmesini, yada kendilerini ve tüm emekçileri temsil edecek bir anıt hazırlanmasını talep ediyoruz. Aynı talebi bizlerle paylaşan herkesin, bu metnin altına imza atarak, bunu göstermesini arzuluyoruz. Bu iki işçinin hayatına saygı gösteren herkesi, bu metnin altına imza atmaya çağırıyoruz.

Galatasaray 1 - 0 Gaziantepspor || Transfer Etkisi

| 15.9.10

Evet kısa bir Yalova seyahatinin ardından tekrar evimdeyim, İzmir'de. Ee o zaman maç yazısını da fazla bekletmemek lazım efendim. Öncelikle evinde de olsa Gaziantep gibi bir takımdan henüz bocalama dönemindeyken 3 puan almak gecenin en büyük artısıydı. Hani her şey bir yana sadece bunun için de sevinilebilir zira çok yetenekli oyuncuları olan ve iyi pas yapan bir takım Gaziantep. Tolunay hocanın sistemini oturtmasıyla da daha iyi olup üçer üçer puanları almaya başlayacaklardır. Özellikle yeni transferleri Popov, Sosa ve geçen senenin spaktaküler gollerinin sahibi Julio Cesar'ın adından sıkça söz ettireceği bir sezon olacağı bariz... Neyse şimdi bizim takıma geçelim.


Öncelikle sahaya çıkan kadro görünüşte idealdi. Rijkaard; sakatlıktan çıkar çıkmaz milli takımda iki önemli maça ilk 11'de başlatılan Sabri'nin fizik gücünü yeterli görmemiş olacak ki maça stoperden bozma sağbek Ali Turan'la başladı. Keza bizim Delioğlana bu kadar yüklenmek yeni bir sakatlık riski doğurabilirdi, mantıklı bir hamle yani. Ama bu mantıklı hamle, az kalsın facia doğuruyordu dersek mübalağa yapmış sayılmayız herhalde. Elano'nun formsuz ve isteksiz futbolu, Ali Turan'ın sağbekteki yetersizliğiyle birleşince adeta ölü tarafı oldu sağ kanat takımın. Gaziantep'in 3 Milyon avroluk oyuncusu Popov da yardıra yardıra bitiremedi bu kanadı, neyse ki gol atmakta o kadar başarılı değildi. İkinci yarıda gelen Sabri ve Aydın değişikliği de maçı hareketlendiren ve 3 puanı takıma kazandıran hamle oldu Galatasaray adına. Maça dair söylencek pek bir şey yok aslında. Fizik ve mücadele gücü yüksek, oyun kalitesi vasat bir maç oldu. İlk yarıda oyunu istediği gibi yöneten bir Gaziantep, ikinci yarıda ise kurmakta 45 dk geciktiği baskıyı kuran Galatasaray vardı sahada. Sonra da pozisyonlar ve ardından gelen penaltı golü.  Golden sonra 10 dk daha üstünlüğünü sürdüren Galatasaray ortasahasının direnci düşünce Gaziantep ataklarını kabul etmeye başladı ama rakip sahada iyi organize olamayan Tolunay Hoca'nın takımı yetenekli ayaklarından da bireysel katkılar alamayınca maçı puansız bitirdi ve ligde ilk mağulubiyetini almış oldu...Gelelim maçın diğer önemli noktalarına.


Öncelikle bu Elano'nun hali ne olacak diye kendime sormaktan bıktım. Yahu tüm her şey bir yana adamın yüzünde oynama isteiği hırsı yok. Brezilya maçlarında olan hevesi arzusu bir gram bile yok sarıkırmızı forma altında. Mutlu değilse neden gitmedi, sistemden yana problemliyse bu onun isteiği sistem değil mi, fiziksel olarak hazır değilse bunu hocasına neden söylemiyor? Kabullenemiyorum, sahada o akdar etkisiz durmasını sonra da yılda 3-4 Milyon avroyu cebe atmasını kabullenemiyorum...


Ali Turan meselesi var bir de. Efendim taraftarda inanılmaz bir şekilde Ali Turan'a tepki yağıyor. Saydırıyorlar da saydırıyorlar. Ama çok unutkan olduk biz, bu oyuncunun takımda yeni olduğunu, asıl mevkisinin stoper olduğunu ve her futbolcu gibi takıma uyum süreci yaşayabileceğini gözardı ediyoruz. Sabretmek lazım, bence stoperde Gökhan Zan'dan daha iyib ir alternatifitir Ali Turan!


Yeni transferlere gelirsek; öncelikle mutluyum kendi adıma zira her bir yeni oyuncumuzdan umutluyum gelecek adına. Pino'dan büyük bir patlama beklediğimi daha önce yazmıştım ve maçlarda da bunun sinyalini veriyor Kolombiyalı. Umarım yine ters bir sakatlık falan yaşamaz da bir an önce kendini gösterir. Diğer bir transfer Cana ise bu maçta oynamadı, Rijkaard onu ilk 11'e hazır görmüyor hala. Haklı da, oynadığı maçlarda büyük bir uyumsuzluk içinde gözüktü Arnavut oyuncu. Ama Gerets'in onun hakkında söylediği bir şey var: Üç, dört maç sabredin, katlanın sonra tam bir takım oyuncusu lideri olur! Ben de aynı fikirdeyim, hatalı transfer damgasının bu kadar erken vurulması akla hayale sığılıcak bir şey değil zira...


İlk maçlarına çıkan Mısımovic ve Insua ise doğru tercih sinyalleri veren bir karşılaşma çıkardılar. Özellikle Insua topla alışverişi iyi olan, pozisyon almasını bilen ve bölgesine yakışan bir bek olduğunu hemen gösterdi sanırım. Tabi onun transfer yazısında yazdığım gibi biraz ağır ama yine de Hakan Balta'dan yavaş değil sanırım. Ama asıl soru Çağlar takıma katılınca ve bir ihtimal Elano da kendine gelirse kontenjana takılır mı? Bekleyip göreceğiz... Bir diğer transfer Misimovic ise henüz takımla 3 antrenmana çıkmış olmasına rağmen 90 dakika sahada kaldı ve olumlu sinyaller verdi. Özellikle ilk yarıda en çok koşan oyuncu olması, koşmayan bir oyuncu diyenlere iyi bir yanıt oldu sanırım. Zira iki tane de milli maç oynadıktan sonra katıldı takıma. Maç boyunca arkadaşlarını tanımadığı için oyunu yönlendirme işini yapamadı ama pas mühendisliğini bize göstermekten de geri kalmadı. Takımına alışmış bir Misimovic ilerde çok can yakacak ve bunun için çok heyecanlanıyorum yahu :))




Son olarak her kötü gidişten sonraki bir kaç mağlubiyetten sonra, özellikle de sezon başlarında geleceğe umutla bakılır, moraller bozunmaz ama bu daha çok öngörü değil umut olur. Fakat bu sezon farklı. Transferlerin takıma alışmasından ve sakatların kadroya yeniden dönmesinden sonra fırtına gibi esen bir takım bekliyorum ben, zira takım iyi oynamadı şimdiye kadar ama inanılmaz bir mücadele verdiği kesin. Umutlu olmak değil inanmak lazım, iyi günler yakın...


**Mustafa Sarp'a dair yazılacak şeyler var ama biraz daha beklemek istiyorum.




Transfer # Emiliano Insua

| 1.9.10
Yine gündemde olmayan biri ansızın havalimanında beliriverdi ve Arjantin milli takım oyuncusu 21'lik Insua Rijkaard'ın bir diğer öğrencisi oldu dün itibariyle. Hakan Balta'nın istikrarlaşan formsuzluğunda ve olası bir sakatlık sendromunda solbekte Serkan Kurtuluş'u oynatmaktan daha mantıklıydı böyle bir transfer yapmak. Lakin Liverpool gibi bir kulüpten hem 21 yaşında hem de gelmeden önceki son sezonunda 40'ın üzerinde maça ilk 11'de çıkan bir oyuncunun opsiyonuyla birlikte cuzi bir miktara kiralanması da bir başka mantık kokan hareket. Hayırlı olsun öncelikle...

Emiliano Adrián Insúa Zapata, Boca Juniors altyapısında yetişmiş yetenekli bir Arjantin evladı efendim. Henüz kulübünde A takım düzeyinde doğru dürüst forma giymemişken ülkesinin genç milli takımlarında gösterdiği başarı ile Liverpool scoutlarının gözünden kaçmamış ve 2006 yılında İngiliz kulübüne kiralık olarak dahil edilmiş. Daha sonra ise 2007 yılındaki U 20 Dünya Kupası'nda yaşadığı şampiyonluk ve bu şampiyonlukta vermiş olduğu katkı ona Kırmızılar'ın kapısını sonuna kadar aralayan olay olur ve bonservisiyle birlikte İngiltere'de bulur kendini. 2008-2009 sezonunda John Arne Riise'nin formasını kapamasa da yine de sezon boyunca 13 maça ilk 11'de başlayarak 19'luk bir delikanlı için fena sayılmayacak bir tecrübe kazanır. Sonraki sezonda ise Riise'nin takımdan ayrılması, Aurelio'nun sakatlanması ve Dossena'nın da formsuzluğu ona ilk 11'in yolunu açar ve Benitez tarafından sezon boyunca 44 maça çıkartılır genç oyuncu. Bu sezon ise Liverpool'un başına gelen efsana hoca Roy Hodgson'nun birinci tercihinin Fulham'dan Paul Konchesky olacağını bilen Emiliano, Galatasaray'ın teklifini tereddüt etmeden kabul edip İstanbul'un yolunu tutar. Bugün itibariyle de ayağının tozuyla ilk antrenmanına da çıkmış bulunuyor Galatasaray'da...


Niteliklerine baktığımızda oyunu ofansif oynamayı seven ama defansif sorumluluklarının da farkında olan bir bek Insua. Bir nevi Sabri-Hakan Balta karışımı diyebiliriz. Benim bir bekte aradığım hıza sahip olmasa da Hakan'dan daha akıcı ve hızlı olacağı da kesindir. Ayrıca tekniğinin üst düzeyde oluşu da maçlar için beni heyecanlandıran bir başka unsur. Hatta olası bir Arda - Insua uyumunda muhteşem işler çıkartabilecek bir sol kanat umuduna kapılmadan da edemiyorum. Enfes olabilir hakikaten...


Malumunuz aylardır işteyim işteyim diye haykırıyorum burada hatta bu işten dolayı da blogu çok ihmal etmek zorunda kalıyorum malesef... İş ise, bir otelde animatörlük. Bu konuya neden girdim, çünkü çalıştığım otelde  %80 oranında İngiliz var ve hatrı sayılır kadar da Liverpool'lu var aralarında. Bu transfer açıklanır açıklanmaz da hemen koştum, sordum soruşturdum onlara Arjantinli'yi. İlk söylediklerinden öyle büyük bir transfer yapmadığımız anlamını çıkardım. Zira söylediklerine göre yavaş bir futbolcuymuş ve sezon boyunca çok da büyük işler yapmamış. Tabi sonradan Galatasaray'da başarılı olabileceğini de eklemeden yapamadılar. Lakin geçen sene Liverpool için çok kötü bir sezondu ve ayrıca da onların kıyasladıkları oyuncular Ashley Cole, Glen Johnson, Evra, Clichy falan; unutmamak gerek...


Son olarak gündemde olan bir eleştiri konusuna da değinmek lazım. Bazı kişiler ve medya organları, Insua:'nın gözden çıkarılmış olduğunu ve Liverpool'un zaten aylardır onu elden çıkarmaya çalıştığını yazdı. Yalan! Lakin Insua kötü olduğu için değil, yeni hocası Hodgson'un oyun anlayışına pek uygun olamadığı için ilk 11'de düşünülmüyordu. Keza kurt hoca daha çok defansif bekleri seven bir anlayışa sahip, bunu da belirtmekte fayda var diye düşündüm...


Çok fazla geç kalınmış olsa da iyi transferlerle kapandı transfer sezonu. Insua'dan çok şeyler bekliyorum ve takıma adapte olduğunda da iyi işler çıkaracağını umuyorum. Diğer bir taraftan da Hakan'ın stopere alternatif olması bakımından da iyi bir transfer oldu bu.  Şimdi bekleyip göreceğiz Arjantinli'yi, söylediklerine bakarsak Liverpool'a ilk 11'i almak için dönmek istiyor ve yeterince hırslı, hadi bakalım sakatlıksız bir yıl olsun!


Doğum Tarihi: 07.01.1989
Doğum Yeri: Buenos Aires -
Yaş: 21
Boy: 1,79
Uyruklar: - Argentina
- Spain
Pozisyon: Defans,Bek
Ayak: Sol
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion