Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)


Transfer Kazanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transfer Kazanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünyanın En Dürüst Adamı: Drogba

| 14.7.12

Geçtiğimiz günlerde büyük yankı uyandırmıştı Drogba'nın Çin'e transfer olması. 34 yaşındaki Fildişili futbolcu geçen sezon Chelsea ile beraber sezon finalini harika çıkarmış ve kariyer başarılarına Şampiyonlar Ligi kupasını da eklemişti. Hal böyle olunca insanın artık belli bir doyuma ulaşması normal. Ee yaş gelmiş 34'e, yıllardır üst düzey futbol oynayıp birçok başarı yakalamışsın, biraz futbol aşkından kopsan, başarı hırsını yavaştan kaybetsen kimse bir şey diyemez ki demedi de Drogba'ya. Lakin bugün ki imza töreninde Drogba'nın yaptığı insanları özellikle de Çinlileri keriz yerine koymaktan başka bir şey değil. Kardeşim adamlar sana yıllık 15 milyon Euro vermiş, yine milyonlarca euro dolar her neyse 1,5 milyar nüfusu olan bir ülkede çeşitli organizasyonlardan, reklam ve pazarlama işlerinden kazanacaksın ama sen bunları es geçip para için gelmedim dersen olmaz kardeşim, ayıptır. Açıklamasına bi bakalım :


''Avrupada kalmak benim için daha kolaydı, ancak ben Çin'i seçtim'' diyen ve paranın kendisi için önemi bulunmadığını söyleyen Drogba, ''Yeni deneyimler için buradayım'' dedi.


Çok sallamış, olmamış :) Ama şöyle bir açıklama yapsa, çok daha inandırıcı olurdu.
 "Evet maddi olarak gerçekten tatmin edici bir sözleşmeydi ve buraya gelmem de katkısı vardı ama beni asıl getiren yeni deneyimler yaşamak ve Çin'de yapacağım işlerle buranın futbol gelişimine katkıda bulunmak ve insanlar tarafından saygı görmektir." 

Pek çoğunuz bilmez ya Drogba da bizim blogun takipçilerinden, bu yazıyı görüp dersler çıkaracaktır.
Şaka maka Drogba beni niye gerdi de neden böyle bir entry ortaya çıktı bilmiyorum ama açıkcası benim Drogba ile değil de bu futbolcuların demeçleriyle, dümenleriyle problemim var. Her neyse bir iki laf ederiz bunun hakkında da sonra. Drogba'ya sevgilerimi iletirken yazımı da sonlandırıyorum.  

Transfer || Yiğit Gökoğlan

| 12.1.12

Yiğit Özdemir 2.800.000 € bonservis bedeli karşılığında kendisini 5 yıllığına Galatasaraylı yapan imzayı atmış bulunuyor. Resmiyet kazanmadı henüz gerçi ama ikinci bir Alper Potuk olayı yaşanacağını sanmam, keza kendisi can atıyordu Galatasaraylı olmak için. 

                  Fatih Terim'in uzun zamandır istediği isimlerden olan Yiğit, Manisapor'da özellikle Hikmet Karaman döneminde forma şansı bulmuş ve ardından bu sezon da Kemal Özdeş'in vazgeçilmez oyuncularından biri olmuştu. Bu sezon 16 maç/1 gol gibi bir istatistiği var. Sağ kanatta hızı ve isabetli ortalarıyla Elmander ve Baros ikilisine güzel asistler yapacağına inanıyorum kendi adıma. Özellikle form istikrarı olmayan Kazım'a da iyi bir alternatif olması hocasını rahatlatacaktır. Verilen bonservis ücreti Süperlig standartlarında bir para, kesinlikle fazla değil diye düşünüyorum. Yetenekli, süratli, çabuk, kolay adam geçen ve milli takımların çeşitli yaş gruplarında forma giyen gelecek vadeden bir oyuncuyu alıyorsunuz sonuçta. Kadroya derinlik katacak ve adından da söz ettirecektir. Özellikle de Aydın Yılmaz'dan beklenilen ama bir türlü alınmayan katkıyı ondan alacağımızı düşünmek mantıksız olmaz. Ama ve lakin hemen büyük beklentiler içerisinde de olmamak lazım. Unutmamak gerek ki daha alacağı çok yol var ama Fatih Terim rehberliğinde yıldız bir oyuncu haline gelmesi uzak bir ihtimal değil. 

Not: Aklıma 2 asist 1 golle oynadığı Karabükspor maçı geldi hemen izledim etkili bir kanat performansı göstermiş kesinlikle siz de Ligtv'nin maç özeti arşivinden bir göz atın isterseniz. 2010/2011 sezonu 18. hafta.


Bir İyi(Stoch) Bir Kötü(Caner) Bir Güzel(Gökhan Gönül)

| 3.5.11
                                            
                Ligde şampiyonluk heyecanının zirveye ulaştığı son üç haftaya girilirken Fenerbahçe evinde ruhu da aklı da kupada olan İBB'yi net bir skorla geçerken şampiyonluk için de ne kadar istekli olduğunu hem taraftarı hem de futbolcularıyla herkese bir kez daha gösterdi. Maçı analiz etmekten ziyade belirtmek istediğim bir kaç anektod var maç içi, öncesi ve sonrasıyla ilgili.



             Öncelikle bu maçta en çok dikkat verilmesi gereken şey şampiyonluk yarışındaki altın üç puan dışında Barcelona scoutları tarafından maçın izleniyor olmasıydı. Bir Türk takımında, Türkiye'de yetişmiş bir Türk futbolcuyu Barcelona'nın izliyor olma ihtimali gerçekten de harika bir şey. Avrupa'da büyük takımların forvetlere, hücum oyuncularına milyonlarca dolar akıtma devri
yavaş yavaş geride kalıyor tabi bu da bunun bir sonucu. Al sağlam bir forvet koy arkasına iki üç servisçi at golleri al maçı devri bitince doğal olarak Maicon'lar Ramos'lar Kolarov'lar için büyük paralar dönmeye başladı. Zira Manchester City'nin Ramos için, Real'in de Maicon için çıldırdığını hepimiz biliyoruz nihayetinde. Artık başarılı olmak isteyen takımlar, oyunun iki yönlü oynayabilen, yüksek fizik kapasitesinin yanında düzgün ayaklı, pozisyon bilgisi ve mental özellikleri yüksek bek arayışında son 4-5 sezondur. Eskiden stoperden bozma bek yapılırdı ve sırıtmazdı da pek ama şimdi bek'in hası aranıyor denilebilir aslında. Tam donanımlı bek.. Gökhan Gönül de Andre Santos da bu tip bekler. Barcelona'nın da gözünün üzerlerinde olması gayet normal. Özellikle Gökhan Gönül üzerinde durmak gerekirse, Türkiye'de adı yurtdışı için en çok konuşulan olan Arda'dan bile daha kolay uyum gösterecektir Avrupa futboluna ve evet kalitesi Barcelona'yı da kaldırır Milan'ı da.

             Olayın bir de başka bir yönü var. Barcelona'ya dönüp bakıldığından sağ bek olarak Dani Alves gibi bir isim var. Hem yaşı hem de kalitesi uzun yıllar oynamaya yetecek bir isim. Yani aslında eğer kadro genişliği bakımından bir şey düşünmüyorlar ise Gökhan birinci ihtiyaç değil. Ama sol tarafa bakıldığında Abidal, Maxwell ve Adriano gibi isimleri görüyoruz. Maxwell'i oldum olası Barca'ya uygun görmedim. Adriano ise sol bek değil asıl mevki itibariyle. Abidal ise kaliteli bir oyuncu olmakla beraber yaşı 32'ye dayanmış durumda. Bu durum da acil kaliteli bir sol bek transferi ihtiyacını doğuruyor Katalanlar için. Andre Santos da ( tabi iyi bir Santos) Barcelona'da tam naısl oynar pek idrak edememekle beraber kalitesine inandığım bir futbolcu. Keza söz konusu Milan, City veya Liverpool gibi takımlar olsa hayli hayli oynar derdim de Barcelona dedik mi her oyuncuyu yakıştıramıyoruz tabi. Gökhan'a kıyak mı geçtik ne=)


            Aslında değinmek istediğim asıl konuya değinmedim henüz. İBB karşısında iyi bir maç çıkaran ve bu maçta ve Antep maçlarında galibiyete büyük katkıda bulunan Miroslav Stoch'un maç sonu açıklamaları.. Şöyle ki :

''Hollanda'dan geldiğimde bir adaptasyon süresine ihtiyacım vardı. Ben Hollanda'da iyiydim, burada olayların benim adıma iyi gelişeceğini sandım, kolay sandım belkide burayı. Bu benim hatam tabii ki. Şu anda daha fazla ne yapacağımı biliyorum. Burada futbolun sert, oyuncuların kaliteli olduğunu gördüm. Hatalarımdan ders alarak şu anda oynuyorum.''

 Bu cümleleri kuran adam, kendi özeleştirisini televizyonlar önünde açık sözlülükle söyleyen her futbolcu kendini geliştirir, gelmek istediği yere de kolay gelir efendim. Kanımca budur. Adam vay efendim ben süperdim oydum buydum buraya geldim beni oynatmadınız demedi. Dememesi de lazım. Ama ülkemize gelen onlarca futbolcunun temel problemi bu. Hele de Avrupa'da kalbur üstü bir ligden gelmişse... Helal olsun dediğim adamdır bu hafta Stoch dolayısıyla. Tebrikler!

Bir laf da Caner Erkin'e. O da şöyle demiş :

''Trabzonspor'un '3 Büyüklerin' içine girdiğini düşünmüyorum. Galatasaray ve Beşiktaş bizim ezeli rakiplerimiz. Onların düşük bir sezon geçirmeleri ve yarıştan erken kopmaları, Trabzonspor'un bu kadar öne çıkmasına sebep oldu. Ben inanıyorum ki; Trabzonspor puan kaybedecek ve biz inşallah Ankaragücü maçında taraftarımızın karşısına hem lider hem şampiyon olarak çıkacağız'' 

''Fenerbahçeliliğime gelirsek, Galatasaray'da oynarken bile Fenerbahçe kaybettiğinde üzülüyordum''  ''Açık açık söyleyeyim bunu. Buradayken de maç kaybettiğimizde kendimi çok kötü hissediyorum. Bütün gece aklıma o maç ve takım arkadaşlarım takılıyor. Kazandığımızda ise tadından yenmiyor'' .

               Öncelikle Caner'in şunu bilmesi gerekir ki, onlar sezon başında yokları oynadığında Trabzonspor taş gibi top oynuyordu. Ayrıca evet Fenerbahçe ikinci yarı olağanüstü bir performans gösterdi ve 14te 13 yaptı ama bu 13 maçı da hak etti mi tartışılır. Evet futbolcular her maçı istedi her maçta mücadele etmeye çalıştı, inandı ama yine de bu kadar maçın kazanılmasında hakem hatalarının ya da maç içindeki şans vari olayların da etkisi çok. Ki olur bu, gayet normal. Şampiyonluk iyi oyunla gelmez, yakalanan havayla gelir zira. Sezon geneline bakarsak Trabzonspor ikinci yarının başındaki bocalama dönemi dışında sezon boyunca en istikrarlı ilerleyen ve başından beri şampiyonluk potasında olan bir takım ve bunu da alınlarının teriyle yaptılar kesinlikle. Ayrıca büyüklük taraftar sayısı, ekonomik gelir demek değilse Trabzonspor da en az üç büyükler kadar büyüktür. Bursaspor'a bu kadar kolay diyemezsiniz bunu onların daha yolları var ama Trabzonspor büyüktür ve bunu herkesin benimsemesi gerekir. Başta Caner'in. 

Ve Caner Galatasaray'da oynamış olman büyük hataydı bunu her geçen gün daha iyi gösteriyorsun. Ama iki de bir de ordan Galatasaray'A atıp tutmanın, vay efendim böyleydi de böyle şöyleydi de şöyle demenin alemi yok. Çeneyi biraz tutmak lazım... 

Transfer # Yekta Kurtuluş

| 21.1.11


         Galatasaray için gün epey hareketli ceryan ediyor olsa da arka planda kalan önemli şeyler var. Resmiyet kazanan transferler gibi. Zapata ve Stancu ile birlikte resmiyet kazanan son transferimiz Yekta Kurtuluş oldu. Sol yıllarda kadromuza kattığımız en mantıklı yerli oyuncu tercihi olmaya aday bir oyuncu Yekta. Keza sezon başında da sık sık adı bu transfer için geçiyordu ama gerçekleşmesi için Ocak ayını beklemek zorunda kaldı taraflar. Cana ile beraber ortasahanın mücadeleci tarafında bir hayli büyük bir açığı kapatacaktır Yekta. Ayrıca yaratıcılık yönünden de beklentileri karşılayacağına şüphem yok. En azından Mustafa Sarp ve Ayhan'dan medet ummaktan sıkılan bizler için iyi haber... Bonservisi için verilen 3 milyon 750 bin euroluk kısmı ise henüz 25 yaşını yeni doldurmuş ve milli takıma seçilmiş bir futbolcu için çok yüksek bir rakam değil. En azından yerli pazarında havada uçuşan rakamlardan sonra bu mevlanın pek bir absürt tarafı kalmıyor ki bence makul görülebilir bir rakam. Öyle ya da böyle bir Süperlig kulübünün 25 yaşında, milli takıma seçilmiş kaptanını alıyorsunuz. Geçen senelerdeki performanslarına baktığımızda da 2007'den bu yana formasını terlettiği Kasımpaşa'da 98 maç/10 gol/8 asist gibi bir istatistiği var İzmirli hemşerimin... 


Doğum tarihi: 11.12.1985
Yaş:            25
Boyut:                 1,73
Pozisyon:         Orta saha - Çok yönlü
Kullandığı Ayak: Her ikisi de ama daha çok sağ

Yaklaşık bir sene önce Yekta için karaladığım bir analiz:

KasımPaşa Beyi || Yekta Kutuluş



Transfer Sonrası # Süperlig 2 || 2010 / 2011

| 4.9.10
Ligler tablosundaki değişimden sonra şimdi de ligimizin içindeki değişime göz atalım. Bakalım kulüplerimiz ne kadar değerlenmiş ya da değer yitirmiş transfermarkt'taki arkadaşlara göre :))

2009/2010 Sezon Sonu İtibariyle:


2010/2011 Sezon Başı İtibariyle:

# Tabloya baktığımızda en dikkat çekici yükselişi ilginç bir şekilde Fenerbahçe yapmış. Bir önceki sezona göre 36 Milyon avro daha pahalı bir takım kurmuş yönetim ve Aykut Hoca.

# Bir diğer önemli yükseliş de, şampiyon Bursaspor'dan doğal olarak. Onlarda da 20 Milyon avroluk bir değer artışı var...

# 5 Büyükler arasında geçen seneye oranla değer kaybeden tek takım Galatasaray olmuş transfermarkt'a göre...


# Düşen ve çıkan takımların lige etkisi +17 Milyon avro olmuş. Tabi bu farkın oluşmasında Ankaraspor'un kadrosunda A2 takımının dışında oyuncu bulunmamasından kaynaklanıyor...


# Ligdeki bir diğer dikkate değer değişim ise yabancı sayısında. Geçen sezon sonuna göre fazladan 28 yabancı uyruklu futbolcu ligimizde top koşturacak...


# Geçen sezon kadrosunda bulundurduğu oyuncuların yaş ortalaması 26,7 olan Beşiktaş'da bu sezon ortalama 28,00 ve bu onlara ligin en yaşlı takımı ünvanını kazandırıyor:(Antalyaspor ile birlikte)


# Ne kadar ilginç bir tesadüftür ki; yaz dönemi boyunca yaşadığı transfer sirkülasyonuna rağmen değerinde hiç bir değişim olmayan bir takım oldu. O da Sestak'lı, Vittek'li, Sapara'lı Ankaragücü...

Transfer Sonrası # Süperlig 1 || 2010 / 2011

|
Transfermarkt değerlendirmelerine Süperlig'le devam edelim. Öncelikle Ligimizin diğer ligler arasındaki yerindeki değişime bir göz atalım...

2009/2010 Sonu itibariyle :

2010/2011 Başı itibariyle :



 Tabloya göz attığımızda; çok da ilgi çekici bir durum söz konusu  görünmüyor zira Rusya Premier Ligi ile Türkiye Süper Ligi 6.'lık ve 7.'lik  arasında yer kapmaca oynuyorken; ilk 5 ayrı, 8.'den itibaren olan ligler de ayrı bir kopmuş vaziyette... Şu sezon başı itibariyle 6.'lığı almış gibi gözüksek de muhtemelen kış transfer sezonunda Rusya yne bizi geçecektir. Tabi sonra biz geçeriz, sonra onlar, sonra biz vs vs vs .))

 Tabloda dikkat çeken bir diğer nokta Süperlig'in oyuncu değerinin 93 Milyon avro artması, ligimizin kalitesinin arttığının resmidir bu. Zira Eskişehirspor Pele'yi, Gaziantep Sosa'yı, Manisaspor Makukula'yı alınca sevinmemizin bir diğer nedeni de bu aslında...

Transfer Sonrası # Bursaspor || 2010 / 2011

| 2.9.10


Bursaspor şampiyon olduğunda birçoğumuz devrim dedik, keza öyleydi de, az buz bir şey değildi yaptıkları, koca bir tabuyu yıkan onlar oldu yıllar sonra. Üstelik yakıştı da. Hepimiz yakıştırdık onlara bu şampiyonluğu, çünkü onlar bunun için yapılanmışlardı, her ne kadar bekledikleirnden daha erken de almış olsalar meyvesini şaşkın değillerdi, artık 5. büyüktü onlar zira...

Tabi şampiyonluğuun kötü tarafları da olmadı değil; şimdi ki Ligtv paketlerine göre geçen sene 13 TL'ye takımını izleyebilecek Bursaspor tarftarı bu sene 35 TL bayılmak zorunda :) İşin esprisi bu tabi...

Velhasılı kelam bu şampiyonluğun ve elde edilen devler ligi biletinin Bursaspor'a katkısı olması gerektiği gibi fazla oldu. Para, prestij, saygı, sempati vs bir çok şey kazandılar. Takım olarak da değerlerini katladılar, artık takımdaki hiç kimse eskisi gibi olmayacaktı zira şampiyon takımın oyuncularıydı onlar. Transfermarkt.de sitesinini bilmeyeniniz yoktur, oyuncu ve kulüplerin büyük veritabanı olarak bulunduğu bir site olmanın dışında takımlara ve oyunculara biçtiği değerlerle de transfer piyasasına yön veren bir oluşum. Ben de sezon sonunda şampiyon olan Bursaspor kadrosundaki değişimi Transfermarkt'a göre gözlemleyebilmek için arşivlemiştim, transfer döneminin bitmesiyle beraber de kıyaslama yapmanın zamanını geldi ve bunu paylaşmak istedim... İşte şampiyonluk sonrası oyunculara eklenen değerlerle ve yeni transferlerle 2010-2011 Bursaspor kadrosu...

# Şampiyonluk sonrası kadroda tutulan oyunculara + 14 Milyon avroluk bir değer gelmiş. 

# Gelen giden oyuncular sonrasında da +6 Milyon avroluk bir eklentiyle geçen sezon 34 Milyon avro olarak ölçülen Bursaspor kadrosunun değeri 2010 - 2011 sezon başı itibariyle 54 Milyon avro olarak belirlenmiş. 

# Takımda en çok değerlenen oyuncular +2,5 Milyon avro'luk artışla Ozan İpek ve Volkan Şen.

# Takıma bu sezon dahil olan oyuncuların toplam değeri yaklaşık 11 Milyon avro iken takımdan ayrılan oyuncuların değeri 6 Milyon avro...

Genel olarak transferler baktığımızda ise takımda bir Arjantin ortamı kurmak istedikleri çok açıkca görülüyor. Lakin defansa yapılan Vederson ve Stepanov takviyeleri en başarılı hamleler kanımca...  Ali Tandoğan-Ömer Erdoğan-Stepanov-Vederson'dan oluşan defans kurgusu kaleci Ivankov'la birlikte takıma güven veren bir yapıya sahip. Zaten bunu ligde henüz gol yemeyerek gösterdiler...Arjantinlilerden ise beklentim büyük ama hepsi yine de soru işareti benim için. Insua'yı biraz ayrı tutalım ama diğer iki isim olan Nunez ve Steinert muamma, onları devre arasında değerlendirebileceğiz...

Transfer # Emiliano Insua

| 1.9.10
Yine gündemde olmayan biri ansızın havalimanında beliriverdi ve Arjantin milli takım oyuncusu 21'lik Insua Rijkaard'ın bir diğer öğrencisi oldu dün itibariyle. Hakan Balta'nın istikrarlaşan formsuzluğunda ve olası bir sakatlık sendromunda solbekte Serkan Kurtuluş'u oynatmaktan daha mantıklıydı böyle bir transfer yapmak. Lakin Liverpool gibi bir kulüpten hem 21 yaşında hem de gelmeden önceki son sezonunda 40'ın üzerinde maça ilk 11'de çıkan bir oyuncunun opsiyonuyla birlikte cuzi bir miktara kiralanması da bir başka mantık kokan hareket. Hayırlı olsun öncelikle...

Emiliano Adrián Insúa Zapata, Boca Juniors altyapısında yetişmiş yetenekli bir Arjantin evladı efendim. Henüz kulübünde A takım düzeyinde doğru dürüst forma giymemişken ülkesinin genç milli takımlarında gösterdiği başarı ile Liverpool scoutlarının gözünden kaçmamış ve 2006 yılında İngiliz kulübüne kiralık olarak dahil edilmiş. Daha sonra ise 2007 yılındaki U 20 Dünya Kupası'nda yaşadığı şampiyonluk ve bu şampiyonlukta vermiş olduğu katkı ona Kırmızılar'ın kapısını sonuna kadar aralayan olay olur ve bonservisiyle birlikte İngiltere'de bulur kendini. 2008-2009 sezonunda John Arne Riise'nin formasını kapamasa da yine de sezon boyunca 13 maça ilk 11'de başlayarak 19'luk bir delikanlı için fena sayılmayacak bir tecrübe kazanır. Sonraki sezonda ise Riise'nin takımdan ayrılması, Aurelio'nun sakatlanması ve Dossena'nın da formsuzluğu ona ilk 11'in yolunu açar ve Benitez tarafından sezon boyunca 44 maça çıkartılır genç oyuncu. Bu sezon ise Liverpool'un başına gelen efsana hoca Roy Hodgson'nun birinci tercihinin Fulham'dan Paul Konchesky olacağını bilen Emiliano, Galatasaray'ın teklifini tereddüt etmeden kabul edip İstanbul'un yolunu tutar. Bugün itibariyle de ayağının tozuyla ilk antrenmanına da çıkmış bulunuyor Galatasaray'da...


Niteliklerine baktığımızda oyunu ofansif oynamayı seven ama defansif sorumluluklarının da farkında olan bir bek Insua. Bir nevi Sabri-Hakan Balta karışımı diyebiliriz. Benim bir bekte aradığım hıza sahip olmasa da Hakan'dan daha akıcı ve hızlı olacağı da kesindir. Ayrıca tekniğinin üst düzeyde oluşu da maçlar için beni heyecanlandıran bir başka unsur. Hatta olası bir Arda - Insua uyumunda muhteşem işler çıkartabilecek bir sol kanat umuduna kapılmadan da edemiyorum. Enfes olabilir hakikaten...


Malumunuz aylardır işteyim işteyim diye haykırıyorum burada hatta bu işten dolayı da blogu çok ihmal etmek zorunda kalıyorum malesef... İş ise, bir otelde animatörlük. Bu konuya neden girdim, çünkü çalıştığım otelde  %80 oranında İngiliz var ve hatrı sayılır kadar da Liverpool'lu var aralarında. Bu transfer açıklanır açıklanmaz da hemen koştum, sordum soruşturdum onlara Arjantinli'yi. İlk söylediklerinden öyle büyük bir transfer yapmadığımız anlamını çıkardım. Zira söylediklerine göre yavaş bir futbolcuymuş ve sezon boyunca çok da büyük işler yapmamış. Tabi sonradan Galatasaray'da başarılı olabileceğini de eklemeden yapamadılar. Lakin geçen sene Liverpool için çok kötü bir sezondu ve ayrıca da onların kıyasladıkları oyuncular Ashley Cole, Glen Johnson, Evra, Clichy falan; unutmamak gerek...


Son olarak gündemde olan bir eleştiri konusuna da değinmek lazım. Bazı kişiler ve medya organları, Insua:'nın gözden çıkarılmış olduğunu ve Liverpool'un zaten aylardır onu elden çıkarmaya çalıştığını yazdı. Yalan! Lakin Insua kötü olduğu için değil, yeni hocası Hodgson'un oyun anlayışına pek uygun olamadığı için ilk 11'de düşünülmüyordu. Keza kurt hoca daha çok defansif bekleri seven bir anlayışa sahip, bunu da belirtmekte fayda var diye düşündüm...


Çok fazla geç kalınmış olsa da iyi transferlerle kapandı transfer sezonu. Insua'dan çok şeyler bekliyorum ve takıma adapte olduğunda da iyi işler çıkaracağını umuyorum. Diğer bir taraftan da Hakan'ın stopere alternatif olması bakımından da iyi bir transfer oldu bu.  Şimdi bekleyip göreceğiz Arjantinli'yi, söylediklerine bakarsak Liverpool'a ilk 11'i almak için dönmek istiyor ve yeterince hırslı, hadi bakalım sakatlıksız bir yıl olsun!


Doğum Tarihi: 07.01.1989
Doğum Yeri: Buenos Aires -
Yaş: 21
Boy: 1,79
Uyruklar: - Argentina
- Spain
Pozisyon: Defans,Bek
Ayak: Sol

Elano Blumer Meselesi Üzerine...

| 12.8.10
OOOOoooO, ooooOOOO, eeEEeYOooO, ELANO!!

Sanırım bu ya da buna benzer bir tezahüratla karşıladı bizimkiler Atatürk Havalimanında bu yarı Alman yarı Brezilyalı kıvırcık çocuğu. Tabi biz de televizyon başında aynı şekilde heyecanla bu görüntüleri izliyorduk. Herkes mutluydu zira Brezilya milli takımında oynayan ve Avrupa'da hatrısayılır piyasası olan kaliteli bir oyuncuyu 27 gibi yaşlı sayılmayacak bir yaşta Galatasaray formasıyla göreceklerdi. Ama her şey beklenildiği gibi olmadı,  her zamanki gibi. Elano beklenenen patlamayı( bu lafa da hastayım yahu) yapamadı - ya da yapacak ortamı bulmadı- ve hayal kırıklıkları takımın düşen performansıyla birlikte doruğa çıktı. Sonunda da ''Lincoln kalaydı daha eyiydi'' gibi ve buna benzer isyankar tepkiler doğdu kaçınılmaz olarak. O tepkiler de Elano'yla taraftar arasına soğuk bir set çekti ki hala devam eden bir mevzu bu. Şuan gündemdeki gönderilme dedikoduları da bir o kadar sevindirmiş görünüyor çoğunluğu. Peki ama biz Elano'dan niçin yararlanamadık ki? Brezilya milli takımında ilk 11 oynayan, üst düzey takımların hepsinde oynayabilecek kapasitede görülen bir oyuncu değil mi bahsettiğimiz? Neden?

Öncelikle söylemek lazım; Elano nasıl bir oyuncu? İyi top kullanması, oyunu çift yönlü oynayabilmesi, oyun zekası ve iş ahlakı olumlu yönleri. Yeterince agresif olmayışı, oyunu forse edemeyişi, yeterli özgüvene sahip olamayışı da gördüğüm başlıca olumsuz noktaları. Ama bu olumlu olumsuz özellikler bir yana iyi bir taktiksel kurguda ve iş yapabilecek diğer takım elemanlarıyla uyum yakaladığında azami düzeyde fayda sağlanabilecek bir oyuncu Elano. Ama tabi 4-3-3 oynamaya çalışan bir takımda, ilerde doğru düzgün top dağıtabilecek bir adam yokken, geri dörtlüsü de ayağı sağlam basmayan futbulculardan oluşuyorken defansif ortasaha görevini Elano'ya verirseniz alacağınız katkı minimum olur. Aslında iyi oynağıdı öne sürülen milli takımında da G.Silva ile birlikte daha çok takımın defansif yükünü çeken oyuncu yine Elano ama orada Sabri'nin yerinde Maicon, Dani Alves var. Ve tabi Mustafa Sarp'ın yerinde de G.Silva...Hal böyle olunca Elano verimsiz adledilip, hatalı transfer olarak lanse edilmeye başlanıyor. Oysa ki böyle bir oyuncu olsaydı şimdi postalamaya çalıştığımız takımlar onunla ilgilenir miydi? Zira Inter, Roma, Juventus, Milan gibi takımlardan bahsediyoruz. Bu takımların hepsi 'enayi' olamaz değil mi? Bir durup düşünmek lazım...

Bu sene takıma Cana takviyesi yapıldı. Sanırım bir defansif ortasaha daha takıma katılacak. Eğer katılacak isim bahsi edilen Ledesma veya onun ayarında bir futbolcu olacaksa Elano gidebilir gözümde ama yerine Türkiye liginde klasını ortaya koyabilecek güçlü ve sağlam karakterli bir on numara alınması gerekir. Lakin Elano, Cana, Ledesma üçlüsü golü düşünen bir takım için verimli bir ortasaha kurgusu oluşturmayabilir. Ama Cana-Elano-Rosicky derseniz, bakın o olur işte. Elano bu üçlüde iş yapabilir. Önemli maçlarda defansif, diğer maçlarda ofansif kimliğe bürünüp maksimum katkı sağlayabilir Galatasaray'a.

Velhasılı kelam Galatasaray için tüm sezonun kaderini belirleyecek olan Elano olacak gibi görünüyor. Zaten başkanın dediği 5 transferin ikiden sonra devamının gelmemesinin sebebi de bu. Her şey Elano'nun durumuna bağlı. Ama bu düğüm devam ettikçe zarar gören sadece takım oluyor. Sonuçta Eylül başında Elano'yu gönderip yerine Ledesma ve Rosicky'i de getirseniz minimum verim alma süresi bir buçuk ayı bulur bu da yaklaşık ligin sekizinci haftasına falan denk geliyordur muhtemelen. Bu da önemli haftaları ip üstünde geçmek demek. Yani yanlış hamle demek. Bir hafta içinde bu mesele halledilmezse son iki sezonda yaşadığımız hayal kırıklıkları devam edebilir bu sezonda da...


Transfer Kazanı # Cristian Daniel Ledesma

| 5.8.10

Öncelikle F.Bahçe'nin elenmesinden dolayı bir üzüntü var içimde, zira şampiyonlar liginde ülke puanımıza yapabileceği katkı azımsanacak kadar az olmayabilirdi. Ama normal bir sonuç olarak görüyorum ben bunu. Çünkü iyi ya da kötü bir değişme içerisinde Fenerbahçe Aykut Kocaman'la birlikte ve bunun ilk sancıları biraz ağır oldu. Ama şöyle bir şey de var ki kaza geliyor demişti hazırlık maçlarında. Neyse ki sistem eskisi gibi değil, yoluna Avrupa Ligi'nde takip edecek ezeli rakibimiz bizimle birlikte. Tüm takımlarımıza başarılar dileyip şu Ledesma meselesine gelmek lazım sanırım..

Bildiğiniz üzere internetle pek haşır neşir değilim şu sıralar ve gündemi dakikası dakikasına takip etme olanağım pek olmuyor. Bir anda bıraktığımdan farklı bir gündemle karşı karşıya kalabiliyorum bu yüzden, tıpkı bugünkü gibi. Cristian Ledesma her zaman beğeniyle izlediğim, hatta Football Manager'da da çoğunlukla kadromda bulundurduğum bir futbolcu. Söylentilere göre yüzde 95 gibi bir ihtimalle transfer sonlanmış ama tabi haber gerçek bile olsa imzayı görmeden bir transfere bitti demek doğru olmaz. Ama gelmesi halinde neler olabileceğini konuşmamız yanlış olmaz herhalde...

Lazio İtalya'nın büyük kulüplerinden biri bildiğiniz gibi. Ama bu büyüklük son yıllarda sadece isimde kalıyor orası başka. Oysa ki 6-7 sene evvel Oddo, Fiore, Stankovic, Mihailovic, Zauri, Simone Inzaghi'li bir takımdı mavi beyazlı kulüp... Son bir kaç yılda ise kadrosunda bu ayarda pek fazla ismi barındırdığı söylenemeyecek olan Lazio'da ''büyük oyuncu'' tabirine girebilecek birkaç oyuncudan biri olan oyuncu ise mevzubahis kardeşimiz Ledesma. Pandev'in gitmesinden sonra da takımdan yolu ayrılması gündeme gelen ilk oyuncu da kendisiydi aslında. Keza yönetim bazında yaşadığı sorunlar, sıkıntılı sözleşme muhabbetleri falan derken iki sezondur takımından ayrılması gündemde. Hocası pek istemese de, sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan oyuncusundan para kazanmak isteyen Lazio yönetimi onu takımdan koparmayı başaracak gibi... Ama eğer kopup geleceği takım Galatasaray olursa da işte o zaman tadından yenmez ortasahaya ramak kaldı diyebileceğiz. İyi bir 10 numarayla da harika 3'lüyü yakalarız efendim kanımca...

Ledesma tam tabiriyle klasik ortasaha oyuncusu. Oyunun iki yönünü de iyi oynayabilen ama daha çok defansif sorumluluklar alan sert ve isabetli şutlarıyla rakip kaleyi hırpalayan, güçlü ve ısıran özellikte, yenilgiyi kabullenemeyen ve ayrıca oyunu da yönlendirmeyi seven bir oyuncu. Oyun zekası ve diğer mental özellikleri  mükemmel. Zaten İtalya'da oynayan Arjantinli ortasaha oyuncusu Türkiye'de ortalığın tozunu dumanına kattırır her türlü. İsmini söylemeselerdi de alın gelin derdim ben şahsen :)) Cana'yle birlikte harika bir ikili olacaklarını düşünüyorum. Bir yanda Mustafa Sarp-Barış, diğer yanda Cana-Ledesma, harika cidden. Umarım gerçekleşen bir dedikodu olur, umarım... Bu arada Cana gibi frikiklerde de can yakabilecek bir oyuncu kendisi, tabi topun başına Barış geçmezse :)

Kariyerine ve istatisklerine şöyle bir gözatmak gerekirse de; 2001 yılında Boca altyapısından Lecce'ye transfer olmuş, orada yıldızını parlatıp kaptanlığa kadar yükseldikten sonra da 2006 yazında 5,3 Milyon € gibi bir bedelle başkent takımı Lazio'ya transfer olmuş.

Doğum Tarihi : 24.04.1982
Yaş: 28
Boy: 1,80
Uyruk: İtalya ve Arjantin
Kullandığı Ayak: Sağ

Lecce 125 Maç / 5 Gol
Lazio  117 Maç / 7 Gol

Transfer Kazanı # Ronaldinho (Mu?)

| 10.7.10


Adnan Polat'ın iki gün önceki basın toplasında çok net mesajları vardı, sözlerinde ve konuşmasının alt metninde... Bunlardan transferler olanları ise daha bir ilgi çekiciydi. Birincisi beş yabancı oyuncu alınacağını ve alınacak bu beş ismi kaliteli isimlerden oluşturacaklarını belirtti Başkan. Zira hem Rijkaard'ın isteklerini karşılamak, hem taraftarın beklentisini cevap vermek, hem de camiayı özellikle de sesi yükselen muhalefeti susturmak için gerekli olan bir atılımdı bu. Başkanın konuşmasındaki başka bir ayrı nokta ise misilleme meselesiydi. Malum Stoch transferinden sonra fazlasıyla yıprandı kulüp, özellikle de yönetim. Adnan Polat da Fenerbahçe'nin ayıbını dile getirirken aynı şeyin Fenerbahçe'nin de başına gelebileceğini, o zaman ki tepkilerini de görmek istediğini belirtti sözlerinde. Ha bu kimilerince sözgelimi söylenmişti kimilerince de gerçekten bir misilleme hamlesi olacaktı. Aslında çocuk oyuncağı değil bu işler, hani ben senin istediğini alırım, yok o zaman ben de gider şu istediğine teklif yaparım falan derken uzar gider mesele. Ama burada taraftar gururu ve prestij kaybı olunca mesele; iş de ciddiye biniyor ve sineye çekilebilecek noktadan uzaklaşıyor. Bu sebeple evet ben de bir misilleme ya da her neyse adı öyle bir şey bekliyorum. Ama tabi ortalıkta dönen Lugano, Semih gibi isimler gerçekçi gelmiyor doğal olarak. Başka bir şey, başka bir isim, daha güçlü bir isim...

Basında Krasic, Hazard ve Lugano isimleri üzerinde dört dönülürken bugün akşam saatlerinde Kanal A'da Galatasaray'ın Ronaldinho'yla büyük ölçüde anlaştığı haberi yer aldı. Ciddiye aldım mı? Bilmiyorum. Kanal A dediğimiz televizyon kanalı öyle abidik kubidik transfer haberleriyle ya da dedidkodularla öne çıkan bir medya kuruluşu değil bildiğim kadarıyla. Hani pek takip etmişliğim yoktur ama bir kötü tarafını da duymadım. Bir FoxSpor, StarSpor servisi gibi değiller yani. O zaman iki ihtimal beliriyor önümüzde. Ya biri söz konusu medya organının muhabirlerini feci şekilde yedi, ya da adamlar bomba gibi bir haberi herkeslerden önce kamuoyuna duyurarak büyük bir habercilik başarısına imza attı. Haberi ben de bir internet sitesinde izledim ve ilk başta inanmadım aslında. Hani yıllardır alıştık biz ' Ronaldinho uçakta, tüh rötar yaptı, valizi hazır yarın İstanbul'da, formaları basıldı bekliyor' tarzı habelere çünkü. Ama sonra birden kendi kendime 'ulan yoksa?' dedim içimden. Yoksa en parlak dönemlerini yaşadığı hocasına dönmek istemiş olabilir miydi Ronaldinho. Elbet maddi gücümüz normalde elvermezdi ama biraz paranın üstüne takasta birileri verilmiş olabilir miydi Milan'a. Bir Brezilyalı gönderip bir Brezilyalı mı getirecektik yoksa? Kafam hala karışık. Hala bir yandan imkansız ve de mantıksız, diğer bir yandan da harika ve de olabiliritesi yüksek geliyor. Hani sonuçta Milan'da bireysel olarak pek olmasa da kulüpsel bazda başarısız olmuş bir Ronaldinho; her ne kadar küs ayrılmış olsalar da,
eski hocasının yanında tıpkı eski zamanlardaki gibi birlikte yükselişe geçmek istemiş olamaz mı?
Neyse bekleyip göreceğiz. Ha bu arada öyle her dedikoduyu yazmıyorum  ve dillendirmiyorum bildiğiniz üzere ama bu habere kayıtsız kalamadım. Ne bileyim heyecanlanmak bir yana dedikodudan öte gibi geldi. Ama eğer doğruysa ve bu transfer gerçekleşirse her şey bir yana, daha dün formalarını bastırıp beklemeye geçtiler denilen Fenerbahçe'ye inanılmaz bir misilleme olacak, orası kesin. Acısı da unutulmaz üstelik yıllar boyu...


**Not: Bu yazı taslaklarda son halini almayı beklerken, Ronaldinho'nun gelebilme ihtmalini  sevgili Selocan da kendi blogunda zikretmiş. O da farklı bir yerden duymuş olacak ki KanalA adını zikretmemiş... Heyecanımı artıran bir başka neden de bu oldu aslında:). 
Bir şey bir yerden duyulursa dedikodu deyip geçmeli ama iki yerde geçiyorsa bi düşünmeli derim ve beklemeye geçerim arkadaş...

İsteyene haberin videosunu da verelim tam olsun:


Transfer # Lorik Cana

| 8.7.10
Önce teşekkür etmek lazım. Hem böyle bir oyuncuyu takıma kattıkları için hem de bu işi 4,5 Milyon € gibi nispeten az bir paraya hallettikleri için. Yönetim harika bir iş yaptı, tek kelimeyle harika!


Fazla methederek başladım biliyorum ama Lorik Cana'yı tanımayanlar maçlar başlayınca hak vereceklerdir. Hani tüm sezon boyunca tutturduk ya 'ruh' diye; işte alın size Ruh! denilecek adamdır Cana... Sahada canıyla başıyla mücadele eden, liderlik özellikleri en üst düzeyde olan, takım ruhunu sonuna kadar sergileyen bir oyuncu  Kosovalı... Hani Diarra, Kallstrom isimleri de harika, hatta belki onlardan da  takıma katılan olur ama Cana'nın yeri çok ayrı olacak bende, kim gelirse gelsin. Sadece bir transfer değil, adeta ilaç olacak takıma. O yumuşak, o en zayıf bölgemiz olarak gösterilen ortasahayı çekip toparlayacak adam, işte bu adam...Zira 24 yaşında Marsilya gibi bir kulüpte kaptanlığa getirilen, henüz ilk sezonunda Sunderland'da kaptanlığın teslim edildiği bir oyuncu nasıl olabilirdi ki zaten?


Cana'yı tanımayanlar için kısaca sert, güçlü ve agresif yapısıyla rakibi ısıran, teknik kapasitesi sınırlı olmasına rağmen oyunu harika okuyup yönlendirebilen, liderlik özellikleri çok üst seviyede olan, takımını yönetip kontrol eden harika bir defansif ortasaha oyuncusu diyebiliriz. Maçlarda çok fazla arkadaşlarına direkrif verirken veya defansı çizgiyi bozmaması  için sık sık uyarılarda bulunurken göreceksiniz emin olunuz ki. Bakmayın Sunderland'dan geldiğine Arsenal'in kapısından dönmüş ve hala çok yüksek piyasası olan biri Arnavut futbolcu.. Üstelik 26 yaşında henüz. İnanın 4,5 Milyon € gibi bir paraya alınmış olmasına aklım elvermiyor. Hani ilk dedikoduları çıktığında 8-9 Milyon € bayarız diye düşünüyordum kendi adıma. Şaşkın ve mutluyum... 

Bilen biliyor zaten de bilmeyenlerin de bunca övgüye hakvereceği günler yakındır:)) Hayırlı uğurlu olsun, kazasız, sakatsız olsun. Yolumuz açık olsun, şimdi diğer transferleri bekliyoruz bakalım...

Performans :

Olympique Marseille :     153 Maç /  7 Gol  /  8 Asist
Paris St. Germain :    75 Maç /  2 Gol    
Sunderland :    35   Maç 


Transfer Geçmişi:

09/10       Olympique Marseille    >>       Sunderland          
05/06       Paris St. Germain  >>   Olympique Marseille         
02/03       Paris St. Germain B >>    Paris St. Germain      
00/01       Schweiz Team Vaud U21 (Lausanne II) >>   Paris St. Germain B

Transfer Kazanı # Juan Pablo Pino

|
Efendim şu son birkaç günde transferdeki hareketlilik üst düzeye ulaştı. Tabi konu yabancı transferi olunca en büyük beklenti Galatasaray'dan, zira bugün de Adnan Polat 5 yabancı oyuncu alınacağı müjdesini verdi. Gündem isimlerle dalgalanadursun, bunlardan birkaç tanesi çok öne çıkıp dedikodu boyutunu aşmış gibi görünüyor. Juan Pablo Pino da bu isimlerden biri..

Monaco'da forma giyen 23 yaşındaki Kolombiyalı'yı öyle heyecan verecek bir transfer gibi görmese de çoğu kimse, beni inanılmaz heyecanlandıran bir transfer olacak gerçekleşirse eğer... Dos Santos ayarında ama ondan daha güçlü bir futbolcu Pino ve maliyeti daha ucuz. Yaşadığı sakatlık olmasa kariyer anlamında şuan çok daha yüksek bir noktada olabilirdi. Keza şuanda bile Liverpool, Arsenal gibi takımların takibinde olduğu söyleniyor. Daha önce Dos Santos'un kalması gerektiği söylemiştim blogda potansiyeli bakımından ama eğer Pino gelecekse Santos gidebilir kanımca(zaten gitti de neyse). Hem daha makul bir isim olur Pino maliyeti bakımından zira DosSantos için istenen ücret 7-8 Milyon € civarında.

Pino'yu daha ayrıntılı konuşmamız gerekirse ülkesinin Independiente Medellín takımının alt yapısında yetişmiş ve Paraguay'da düzenlenen Güney Amerika U20 Şampiyonasında gösterdiği performansla Avrupa kulüplerinin dikkatini çekmiş. Sonrasında da 3 Milyon € bonservis ücretiyle Fransa'nın Monaco kulübünün yolunu tutmuş genç futbolcu ve 3,5 sezondur kadrosunda bulunuyor Fransız ekibinin. Lakin altı aylık bir Cherleoi macerası da var kiralık olarak... Performansına gelirsek Monaco'da 68 Maç / 7 Gol gibi bir istatistiği var genç oyuncunun. Elbette beklenen performansı bu değil ama bunda yaşadığı büyük sakatlığın da etkisi var diye söylenebilir. Ama sakatlığın etkisinden kurtulduğunu ve eski pereformansına geri döndüğünü Monaco'nun son maçlarında oynadığı oyuna bakarak görebiliriz...

Özelliklerine gelince de kısaca Dos Santos tarzında bir oyuncu diyebiliriz. Yani hızlı, driplingi olan, bileklerine hakim, futbol zekası ve teknik kapasitesi çok yüksek, ofansif her bölgede oynayabilecek kapasitede bir oyuncu. Ama ben Santos'dan daha güçlü olduğunu daha doğrusu daha ayakta durabildiğini düşünüyorum. Kısacası Süperlig'de süper işler yapabilecek özellikte bir oyuncu Kolombiyalı. Tıpkı Stoch, Dos Santos gibi...

Bakalım kadroya katıldığı haberini duyacak mıyız? Gerçekleştiği takdirde tekrar söylenecek şeyler mutlaka olacaktır,şimdilik söylenecek çok şey iyi bir transfer olacağı yönünde. Tabi maliyeti az olduğu takdirde...

Doğum Tarihi: 30.03.1987
Yeri: Cartagena -
Yaş: 23
Boy: 1,76
Uyruk: - Kolombiya

Keita da Gitti, Hayırdır İnşallah

| 6.7.10

Çalımları, şutları, golleri vs vs bir yana agresif tavrını bile sevdiğim bir adamdır Keita. Yok efendim ahlaksızmış? Lugano'yla Bilica'yla mukayese ettiin mi mahallenin süt çocuğu gibi kalır Keita, hem bize de lazım böyle adamlar, öyle yumuşak olmamak lazım bir yerde. Neyse ki bugün takımdan ayrıldı Keita ama tabi gitmesinin sebebi bu agresif ya da ahlaksız tavırları değil, maddi sebepler.. Ha belki bir kılıf aramak isterse öyle lanse edebilir yönetim ama 29 yaşında bir futbolcuya bir daha 8,5 Milyon € gibi bir parayı kimsenin vermeyeceğini bildiklerinden hemen onay vermişler transfere. Ayrıca Rijkaard'ın da buna pek üzüldüğünü sanmıyorum lakin 4-3-3 gibi bir sisteme çok uymakla beraber aslında Rijkaard'ın sistemine uyan biri değildi Keita. Hatta belki de sistemi sekteye uğratan taraflardan biriydi. Zira Keita görev adamı değil, vereceksin topu ona Keita gidecek, vereceksin topu ona Keita atacak. Ama Keita da her zaman form istikrarı olan bir oyuncu değil ne yazık ki. Velhasıl kelam gitmesine üzüldüm Keita'nın sahiden o enfes çalımları çizgiye inip top çevirişleri, absürt gollerini özleyeceğim ama genel anlamda mantıksız bir hareket diye görmüyorum. Keza şuanda yönetimin oyuncu satışından elde ettiği kar 12 Milyon € civarında. Ee 8 Milyon € da normal transfer bütçesi diye düşünürsek, şuan elde 20 Milyon €'luk dev bir bütçe var, yani bir bekleyip görmek lazım yeni transferleri.... Bu arada da kadroda yine revizyona gittik, son üç senede olduğu gibi, hadi hayırlısı...

Galatasaray'da Transfer Beklentileri ve İhtimaller

| 30.6.10
Efendim Beşiktaş Quaresma'yı Hilbert'i, Fenerbahçe Stoch'u Caner'i aladursun, Galatasaray'da hala yerli rotasyona yönelik yapılmış transferler var sadece. Ee tabi hal böyle olunca bizlerde de büyük bir beklenti oluşuyor aklı olarak. Özellikle Adnan Polat'ın da açıkladığı gibi ortasahaya yapılacak kaliteli iki transferin kimler olacağı konusu bizlerin aklını meşgul ettiği kadar tüm spor kamuoyunu ve medyasını da meraklandırıyor. Söz konusu takım Galatasaray olunca ve ortada yenilmiş bir çalım(!) olunca(tabi bana göre yok böyle bir şey) beklentiler, söz konusu olan isimler hep heyecan uyandıracak cinsten oluyor...

Gözlemleyebildiğim kadarıyla spor kamuoyunda ve de medyada hep diğer takımlara nispet yapacak, ülkede heyecan uyandıracak isim transferi bekleniyor. Galatasaray taraftarlarında ise durum biraz daha farklı. Bir kısım taraftar Elano, Baros, Kewell transferlerinde olduğu gibi yine tüm ülkeyi ayağa kaldıracak, rakip taraftarları kıskandırtacak transferler bekliyor. Bazı kesim taraftarların görüşü ise '' iki tane has zenci alalım ortaya götürür bizi'' anlayışı. Yani bir nevi isim değil yarar bekleyenler...

Medyada ya da diğer mecralarda öne sürülen bir çok isim var. Kallstrom, Mbami, Emana, Aurelio, Bodmer, Alexander Song, Ledesma, Diarra, Gattuso vs vs... Öne sürülen isimlerin birçoğunun sadece dedikodudan ibaret olduğu aşikar ama hiç biri imkansız değil onu biliyoruz. Lakin belki Alex Song bu isimlerin arasında sıyrılabilir ama geri kalan tüm isimlerin Galatasaray formasına uzak olduğu öne sürülemez herhalde. Benim beklentim daha doğrusu arzum Kallstrom ve Diarra ikilisi. Aslında Diarra'nın yerine Song'u tercih edebilirdim ama Arsene Wenger'in vazgeçilmez isminin ve 23 yaşında Arsenal'de ilk 11 çıkan bir futbolcuyu transfer etmek pek gerçekçi durmuyor. Ama diğer taraftan da birkaç sezon önce uğruna 30 Milyon € verilmiş Diarra'yı küçümsemek veya beğenmemek olmaz herhalde. Duyduğuma göre Kallstrom'le gerçekten ilgileniliyormuş. Ama Diarra'yı Adnan Sezgin geçenlerde yalanladı. Ledesma da iyi bir tercih olabilirdi ama o da yalanlandı ne yazık ki. Açıkcası ortasahaya yapılacak iki transferden birinin Kallstrom olma ihtimali %80 bana göre ama diğer 2. oyuncunun kim olacağı hala meçhul. Ama eğer oraya da Kallstrom'den daha defansif yapıda ve dayanıklı, top kesen bir oyuncu alınırsa ortasahamız Elano'yla birlikte tadından yenmez gibi geliyor bana. 

Bunların ışığında bir problem daha var aslında...İlk 11'de 6 yabancı tercih edebilme hakkımız var bilindiği üzere. Ee bunlardan Keita, Baros ve Neill'in yeri garanti dersek yanılmış olmayız sanırım. Keza defansa da bir yabancı getirilecek deniyor, bu da ortasahayı oluşturacak 3'lünün tamamen yabancı olma ihtimalini zayıflatıyor. Yani şöyle ki defansa takviye yapılma ihtimali çok yüksek. Ee ortasahaya da iki takviye denildi başkan tarafından, dolayısıyla bunlardan birini ilk 11'de kullanmayacağımız için yüksek maliyetli biri olmasını beklemiyorum ben. Yani genç gelecek vaadeden bir oyuncu veya yedek beklemeyi sorun etmeyecek, yıldız statüsünde olmayacak bir orta saha alınacaktır kanımca. Bu da ortaya konuyor ki ortada dönen isimlerden ikisini değil birini beklemek lazım. Zaten Şampiyonlar Ligi'ne kalamamış ve şampiyon olamamış olmamız ekonomik yönden belimizi fena halde kırıyor. Bu da zaten transfer politikamız hakkında bize bir hayli ipucu veriyor..



Saadete gelirsek bu seneki transfer stratejisinde kuvvetli gördüğüm iki ihtmal şöyle.

1. İhtimal:
# Neill'in yanına ve aynı zamanda sağbeki yedekleyecek kaliteli bir stoper. Misal : Marquez.
#Orta sahaya Elano'ya eşlik edecek kaliteli bir oyuncu ve onun yanına da yedek bekleyecek, kadroyu zenginleştirecek ortasınıf biroyuncu.
#Forvete düşük maliyetli ama kendini kanıtlamış bir oyuncu. Misal: Boyd (hedefmizde değil, örnek olsun diye söyledim)

2. İhtimal:
#Neill'in yanına maliyeti az ve ilk 11'de değerlendirilmeyecek bir savunma oyuncusu.
#Ortasahaya iki kaliteli yabancı. Misal: Kallstrom ve Diarra
#Forvete düşük maliyetli ama kendini kanıtlamış bir oyuncu

Transfer Kazanı # Halil Altıntop

| 21.6.10

Halil Altıntop. Birçok hemşehrisinin aksine Bundesliga'da tutunmayı başarmış, hatrı sayılır goller atıp krallığı zorlamış, milli takıma kadar da yükselmiş yetenekli bir Türk evladı... O kariyerini sürdüredursun, adı takımlarla anıladursun, birçokları onun ikizi Hamit'in gerisinde kaldığını söylüyor tartışmaların ana hattında. Oysa ikisi o kadar farklı dünyalar ki. -Futbolculuk anlamında tabi- Hamit, fiziğini iyi kullanan, topun teknik yönüyle pek işi olmayan, verilen işi layıkıyla yapmaya çalışan tam bir görev adamı. Bu görevler de daha çok işin defansif kısmında. Ee hal böyle olunca da çıktığı yerde tutunması zor olmuyor. Yani bölgesini iyi savunsun, pres yapsın arada gol atıp asist yapsın yeter denilen bir oyuncu. Ama Halil'in görünürde adı ne? Forvet... Peki forvet ne yapar? Gol atar... Atamazsa? Başarısızdır. Bitti... Halil'in böyle görülmesinin ana sebebi de bu işte. O yüzden Schalke'den sonra Hamit'în yaptığı çıkışı yapamadı Halil. Çünkü Schalke ona göre değildi. Hamit hiç bir takımda sırıtmayacak nitelikte bir oyuncu. Oysa Halil üzerine taktik kurulacak bir oyuncu. Kaiserslautern'de olan da buydu. Zira orada oynarken hat-trickle aldığı bir çok maç hatırlıyorum ben. Halil'i kullanmayı bilirsen gerçekten iyi oyuncu, bunu her yerde savunabilirim. Peki nasıl kullanılır Halil, nasıl verim alınır ondan onu tartışalım biraz.

Bir kere önce şunu belirtmek gerekir ki Halil pivot ya da son vuruş özellikli -bir nevi Jardel gibi- bir santrafor değil. Yani tek forvet oynayacaksan ileri koyacağın adam olmaz Halil. Onu daha çok en uçtaki adamı ikileyecek tarzda kullanabilirsin. Yani ortasahaya da santrafora da yakın olacak bir forvet elemanı... İlerde pres yapan, top kazanan, uzaktan şutu olan, son vuruşları iyi olan, yaratılan boşluklara iyi kaçabilen bir oyuncu Halil. Görünürde değil uygulamada düşünülmesi geerken forvet yani Halil. 

İşin Galatasaray boyutuna gelirsek; bonservisinin elinde olması Adnan Sezgin'in iştahını kabartmış diye duydum ben de lakin ne derece olası bir transferdir bilemiyorum. Aslında geçen günlerde Adnan Polat ilgilenmiyoruz demişti ama Stoch olayından sonra da bir futbolcuyla ilgilendiğini belirtmekten kaçması muhtemeldir diye düşünüyorum. Dolayısıyla Halil'in transferi muamma şimdilik ama ben bonservisinin elinde olması ve de Türk kontojenından olması sebebiyle takıma katılmasını oldukça yerinde buluyorum. Zira işin taktiksel boyutunda da katkı sağlayacaktır takıma. Şöyle ki elimiz de Baros gibi bir futbolcu var ve ilk 11'deki yeri garanti. Ee Rijkaard'ın da olası sisteminde de tek forvet var ama şöyle bir şey var ki Halil oyunun ofansif kısmındaki her mevkide oynayabilecek bir oyuncu. Bu sebeple olaya sadece santraforsal bakmamak lazım. - bu arada yeni bir terim yarattım ''santraforsal'' :)) - Şöyle ki ; ileri üçlüdeki her mevkide kullanılabilecek bir oyuncu. Ayrıca Rijkaard'ın zaman zaman 4-4-2 de oynayabileceğini düşünürsek Baros'un arkasındaki adam olarak da kullanılabilir rahatlıkla. Zira Schalke gibi bir takımdan gelecek olması ona güvenmemiz için bir başka etken. Sonuçta her sene şampiyonluk potasında olmuş ve de Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmiş bir takımın oyuncusunu alıyorsunuz...

Dediğim gibi söylentileri ayyuka çıkan ama kesinliği olmayan bir transfer Halil. Ama olursa iyidir, hoştur, sevinilesidir..

Biraz istatistik de iyidir:

Eintracht Frankfurt : 15 maç / 3 gol
Schalke : 129 maç / 22 gol / 11 asist / 41 maç sonradan oyuna girmiş.
Kaiserslautern: 96 maç/ 29 gol / 12 asist/ 24 maç sonradan oyuna girmiş.

Federico Insua Bursaspor'da

| 15.6.10
Insua ismi birçok Galatasaray'lı gibi bende de hep bir hüzün uyandırır. Pires'leri, Figo'ları bekledik de hiç birini Insua kadar beklemedik belki de, neredeyse üç sezon üstüste konuşuldu adı; ''bu defa geliyor, uçağı yarın'' dendi hep lakin Arjantin'den Atatürk Havalimanı'na gelen uçaklardaki yolcu listesinde hiç bulunmadı adı şu vakte kadar... Biz Insua'yı unutmuş umudumuzu Lincoln'lere Elano'larla bağlamışken; o da Meksika-Arjantin arasında mekik dokurken yaşı 30'u bulmuş, yolu da Bursa'ya düşmüş an itibariyle. Çok methedilirdi Insua zamanında, yaşı geçti mi, performanı düştü mü bilmiyorum ama Bursaspor'a yeni bir heyecan getireceği kesin. Her ne kadar son birkaç sezonu parlak geçmemiş, bir önceki Avrupa deneyimi de başarısız olmuş olsa da Insua, Insua'dır. Beklenir, görülür. Bakarsınız Bursa'nın Hagi'si olur... Merak edenler için son iki sezondaki performansı:

2009/2010       Boca Juniors  - Torneo Clausura-                    13  maç   / 376 dakika
2009/2010       Boca Juniors  - Torneo Apertura -                   17 maç  / 3 gol / 5 asist / 1317 dakika
2008/2009       CF América   - Primera División Apertura  -   17 maç / 3 gol / 4 asist / 1129 dakika
2008/2009        Club Necaxa  - Primera División Clausura  -    16 maç / 2 gol / 4 asist / 1247 dakika

Bu arada Insua neyin nesidir diyenler için : 


Beşiktaş, Değişim ve Ricardo Quaresma Transferi

| 13.6.10
Bundan seneler evvel Yıldırım Demirören yönetimi başa geçtiğinde ilk iş olarak Vicente Del Bosque'yi getirdi takımın başına... Takıma da Carew gibi bir oyuncu katıldı. Hatırlıyorum da çok mutluydu Beşiktaşlılar, geleceğin takımı kurulacaktı belki de. İşi bilen bir adamdı çünkü o ve son çalıştırdığı takım Real Madrid'ti. Ama beklenildiği gibi olmadı, kötü başlanılan sezon Del Bosque gibi bir teknik adamı yarım senesi dolmadan uzaklaştırdı Süperlig'den. Kaybolansa Beşiktaş'ın geleceği, prestiji ve de yüklü miktarda parası oldu. Ondan sonraki süre zarfında ise spontane işler yaptı Yıldırım Demirören. Ne yapılan transferler, ne getirilen-gönderilen hocalar ne de yapılan bir çok hamle planlı olmadı. Hepsi plansız, programsız ve günü kurtarmaya yönelik oldu. Bir şampiyonluk kazandı Beşiktaş ama çok şey kaybetti bu süreç zarfında, çok... Bugün ise yine benzer bir senaryo var Beşiktaş'ta. Yine en son Real Madrid'i çalıştırmış bir teknik adam ve son iki sezonda Inter ve Chelsea gibi takımların formasını giyen bir yıldız. Ama sonu 2004'te olduğu gibi mi olacak, bu defa karamsar değilim kendi adıma...

Bu sene Yıldırım Demirören çok daha güçlü bir yönetim ve camia desteğiyle iş başında. Tahmin ediyorum ki artık yaptıklarının arkasında duracak ve de risk alacak erke ve tecrübeye sahip. Schuster'in arkasında duran, İsmail, Necip, Rıdvan gibi adamları, Quaresma'larla Delgado'larla harmanlayan bir Beşiktaş, hem bir ekol yaratacak hem de prestijini ve gücünü katlayacaktır. Keza artık Del Bosque'yi Tigana'yı kovan değil de Schuster'in Quresma'nın yeniden doğduğu bir takım olarak duyulmalı Avrupa'da Beşiktaş.


Ricardo Querasma hakkında bir kaç şey söylemek gerekirse; öncelikle harika transfer! Yetenek bazında Ronaldo neyse gözümde Q7 de öyle. Tamam, belki oynadığı kulüplerin yarısında - ki bunlar Barca Chelsea İnter- başarısız olmuş bir futbolcu ama Beşiktaş'a daha denk takımlarda, daha doğrusu takımının arka planındaki isim olmadığı kulüplerde iş yapan bir futbolcu Quaresma. Şöyle ki; Inter'de Eto'o, Sneijder, Milito; Chelsea'de Drogba, Malouda, Ballack, Lampard gibi isimler olunca sorumluluk almak, ya da sorumluluk almaya niyetlenmek Querasma'ya kalmıyordu. Ee böyle olunca da güvenini kaybedip yansıtamıyordu sahaya. Ama Porto'da öyle mi? Adam takımın lideri, sürükleyeni, herşeyiydi. Neden? Çünkü herkes ona güveniyordu, herkes ondan bekliyordu... Beşiktaş'ta da böyle olacak. Biz nasıl Galatasaray maçlarında Arda'nın Keita'nın ayağına bakıyorsak İnönü trübünleri de Quaresma'ya bakacak. Onun adını haykırıp ondan bekleyecek her şeyi. Keza karşılığını da alacaktır Beşiktaşlılar. Kazanılan prestij ve güç muazzam derecede... İki sezon önce 30 Milyon € bonservis ödenmiş bir oyuncudan bahsediyoruz ki Beşiktaş Tabata'dan daha ucuza kapattı bu transferi bonservis nazarında. Yaklaşık 7,5 Milyon €. Oyuncu ise yılda 3.5 milyon € alacak bu arada.

Süperlig'de harika bir yeteneği daha izleyecek olmak heyecanlandırıyor beni, en az Beşiktaşkı dostlarım  kadar merakla bekliyorum Q7'nin neler yapabileceğini. Hayırlı Olsun!

Sadece Bir Futbolcu | Ağlamalı Mıyız?

| 10.6.10
Öncelikle şunu söyleyeyim, Fenerbahçe harika bir transfer yaptı. Zira böyle bir adama Galatasaray'dan daha fazla ihtiyaçları vardı. Türkiye liginde müthiş işler yapacaktır Stoch. Özellikle iddiasız takımlara karşı iyi iş yapıp yıllardır büyükleri yenip küçüklere takılan Fenerbahçe'yi bir hayli rahatlatacaktır diye düşünüyorum.

Gelelim olayın diğer boyutuna. Bu olay sıradan bir transfer olmadı tabi, ezeli rakibe atılmış büyük bir çalım diye lanse edilmeye başlandı bile. Doğrudur da, çalımdır, tak diye parayı basmış almıştır Fenerbahçe bu oyuncuyu. Biz iki taksidin hesabını yaparken 4-5 milyon € fazla verip almıştır hem de. Üzülmeyelim mi böyle bir oyuncuyu ezeli rakibimize kaptırdığımıza? Tabi ki üzülelim ama olayı da fazla abartmamak lazım. Dünyanın sonu gelmiş gibi tepki gösterenler var, şaşıyorum gerçekten. Yahu bizim Arda'mız Keita'mız yok mu takır takır adam geçen? Emre Çolak'ımız yok mu büyük şeyler beklediğimiz? Belki de bu adam onları etkileyecekti. Belki de Emre Çolak yedek kulübesine hapsolacak sonra Erhan Ağabeyi, Cafercan Ağabeyi gibi kira kontratları içinde kaybolacaktı. Üzüntüden kendimi avutuyor da değilim, gelmesi halinde çok mutlu olacağım bir futbolcuyu ezeli rakibim transfer etti ama bu dünyanın sonu değil ki? Ayrıca bir sabah uyandığımızda üstünde parçalıyı görüp şok olduğumuz, hala uykuda olduğumuza inanmamıza sebep olan transferlerden birinin tekrar gerçekleşmeyeceğini nereden bilebiliriz ki? Tıpkı Kewell'da Baros'da Elano'da olduğu gibi... Evet Stoch iyi futbolcu ama tek değil ki be güzel kardeşlerim. Nice sağlam adamlar var aynı paraya piyasada. Şimdi onun yerine alınacak adama daha çok sevinmeyeceğimizi kim söyleyebilir ki? Bekleyip göreceğiz transfer döneminin son gününe kadar. İşte o gün hala mutlu değilsek sesimiz çıkmaya başlar elbet ama önce sabır, önce biraz güven. Daha 3 ay öncesine kadar ''In Haldun We Trust'' naraları atan bizler değil miydik? Ne güvenmiş bizimkisi de be. Başkalaşmayalım, biz Galatasarayız Galatasaraylıyız. Bizim adımız da büyüklüğümüz de taraftarlığımız da başkalarınkine benzemez benzememeli...

Milos Krasic'in Yolu Türkiye'ye Düşer Mi?

| 31.5.10
Transfer dedikodularında adı oldukça revaçta olan isimlerden biri de Cska Moskova'nın Sırp futbolcusu Milos Krasic. Özellikle Fenerbahçe'nin bu transferi bitirmeye oldukça yakın olduğu, hatta ve hatta bonservisi konusunda takımıyla anlaştığı bile öne sürülüyor bazı yerlerde. Anlaşma olayını bilemiyorum pek ama Fenerbahçe'nin ilgilendiği kesin bir bilgi. Peki son yılların en parlak futbolcularından olan ve CSKA'nın kapılarına dev kulüpleri sıralayan Sırp yıldızın yolu Türkiye'ye düşebilir mi?

Milos Krasic Vojvodina alt yapısında yetişmiş ve tıpkı Caner Erkin gibi henüz 18 yaşında Cska Moskova yollarına düşmüş. Özellikle 2-3 sezondur düzenli olarak formasını giydiği kulübünde öyle bir sıçrama gerçekleştirdi ki bir anda Milan, Chelsea, Man City gibi kulüpler sıraya dizildi onun için. Keza futbolculuk meziyetleri çok üst seviyede bir oyuncu. Hızı, tekniği, zekası bir yana sert şutları ve mücadeleci yapısı çok farklı kılıyor Nedved'in ikizi gibi duran Sırp fubolcuyu...  Ama paradan yana sıkıntısı olmayan Ruslar onu satmaya pek yanaşmıyor haklı olarak. Adamlar elde tutacağı oyuncuyu biliyor tabi, herkes Jo değil ne de olsa. Tabi nereye kadar direnebilirler o ayrı konu. Çünkü Krasic pek gönüllü görünmüyor bu işe, keza sene içindeki Beşiktaş - Cska maçında İbrahim Üzülmez'e bile dert yanmıştı Sırp oyuncu. Hatta onun da Arda Turan gibi Liverpool'da oynama hayali varmış, böyle söylüyordu Deli İbrahim. Dolayısıyla şimdiye kadar direnen Cska'nın bu transfer döneminde de onu elinde tutabileceğini pek sanmıyorum. Hem artık 25 yaşına gelmiş olması da yeni heyecanlar arzusunu iyiden iyiye artıracaktır. Özellikle Dünya Kupası'nda da iyi bir performans gösterirse Chelsea, Milan, Inter gibi kulüpler affetmez gibi geliyor. Ee bu takımların arasından da sıyrılıp Fenerbahçe kadrosuna katarsa açık ara Türkiye'nin en büyük transfer başarısı olur bu. Hani uğruna marşlar,  destanlar yazılası bir transfer olur. Ama bunun için minimum 25-30 Milyon €'yu gözden çıkarmak gerekiyor tabi...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion