Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)


Keita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Keita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pino vs. Keita

| 30.9.10

Transfer döneminde Galatasaray ani bir hamleyle Keita’yı elden çıkarırken daha sonraları bunun sezon sonu toplantısında alınan bir karar olduğu ortaya çıkmıştı. Ee haliyle ortaya mantıklı sebepler konuldu ve birçoğumuz onu arayacağımızı bilsek de olumlu baktık bu hamleye. Disiplinsiz olması ve 9 Milyon Euro gibi bir transfer getirisinin olması başlıca olumlu taraflarıydı olayın. Ayrıca en öne çıkan yönleri olan hızı ve atletik yapısı da yaşı gereği bir iki sene içerisinde etkisini yitirecekti. Sonrasında ise vedayı kabullenmiş, Keita da Katar’ın yolunu tutmuşken; onun yerine gelecek ismi merakla beklemeye başlamıştık. Beklentiler büyüktü zira elde para da vardı zaman da… Zira çok zaman geçmeden isim belli olmuştu da:


Juan Pablo Pino… Müthiş gelecek vaat edip sonunu getiremeyen bir isim daha yani… Üstelik 3 Milyon Euro gibi azımsanmayacak bir paraya bu riski almıştı Galatasaray… Doğru mu yaptı yoksa yanlış bir hamle mi oldu bu, bunu konuşmak için henüz erken, bekleyeceğiz görmek için ama Pino’yu önceden tanıdığımız kadarıyla ve de Galatasaray’da oynadığı maçlardan edindiğimiz izlenim ışığında Keita ile kıyaslayabiliriz sanırım.




İlk olarak söylemek gerekir ki, Keita gününde olduğu vakit oyunu tek başına forse edebilen, takımını rakibi karşısında 3–4 farklı galibiyetlere götürebilen bir oyuncuydu. Hızlıydı, atletikti, teknikti ve bir o kadar da güçlüydü. Süperlig’de hiçbir sol kanat oyuncusu yoktur ki Keita’dan çekinmiyorum diyebilsin. Ama Pino’dan çekinmiyorum diyen çıkar mı? Çıkar… Peki neden?



Öncelikle bu güzel saçlı, ismi güzel delikanlının en büyük özelliği hızı ve tekniği. Topla da topsuz da feci hızlı kerata. Top tekniği ve bilek hâkimiyeti Keita kadar olmasa da azımsanmayacak kalitede. Ama Keita’dan ayrılan en büyük tarafı, dışa bağımlı olması. Şöyle ki; Keita berbat oynanılan bir maçta bile topu alıp önündeki milyon tane oyuncuya rağmen sıfıra inip arkadaşını boş pozisyona sokabilecek yapıda bir oyuncu. Ayağına topu yapıştırıp, tıpkı bir kartopu gibi her geçtiği adamda daha da güçlenerek ilerliyor, yıkılmıyordu. Ama Keita bu özelliğini her maçta kullanmaya çalışıp bazı zamanlarda da beceremeyince çekilmez gelebiliyordu. Pino’da ise bu yok öncelikle. Yani takıma ve sisteme daha çok bağlanan, bağlanması gereken bir oyuncu o. Durup dururken topu alıp 3–4 rakibi ekarte edemez, Misimovic’den, Arda’dan gelecek arapasına bakar Pino. Sabri’nin onu kaçırmasına, arkaya sarkıtmasına bakar Pino. Sonrasında ise yapılması gerekeni layıkıyla yapar. Dedik ya baştan, iyi oyuncu… Ama işte sisteme bu kadar dahil olması onu Keita kadar korkutucu, çekinilecek bir oyuncu yapmıyor. Takım kötüyken Pino da kötü olur yani. Dolayısıyla da Keita için ‘’iyi oyuncu yani adam, zor oyuncu’’ diyen İbrahim Üzülmez aynı şeyi Pino için ne kadar söyler bilemiyorum. Ama Keita gitti Pino geldi, olumlu-olumsuz ne değişti derseniz:



Olumlu Olarak;

# Sisteme ve takım oyununa daha bağlı.

# Yaşı daha genç hatta çok genç olduğu için öğrenmeye ve geliştirilmeye daha eğilimli.

# Gelecek vadeden oyuncu kadroda her zaman iyidir. Oynatırsın fayda sağlarsın, satarsın para kazanırsın vs vs…

# Yedek kaldığında küsmez.

# Disiplinsiz davranışlarda bulunmaktan kaçınır.

# Parıldayıp, maddi manevi büyük katkılarda bulanabilir.



Olumsuz Olarak;

# Rakibi daha az tehdit eden bir oyuncu olur Keita’ya göre.

# Takım kötü giderken insiyatif almakta yetersiz kalabilir.

# Sakatlık dedikoduları doğru çıkabilir.

# Hayal kırıklığı yaratan bir Wonderkid olarak geride kalabilir..



Son olarak Pino’yu hala beğenmeyen, Keita’yı arayanlar için bir tavsiyede bulunmak istiyorum, o da sabretmek. Lakin iyi bir Misimovic, formda bir ortasaha ve Arda Turan’la çok daha harika işler yapabilecektir, beklemek lazım...

Keita da Gitti, Hayırdır İnşallah

| 6.7.10

Çalımları, şutları, golleri vs vs bir yana agresif tavrını bile sevdiğim bir adamdır Keita. Yok efendim ahlaksızmış? Lugano'yla Bilica'yla mukayese ettiin mi mahallenin süt çocuğu gibi kalır Keita, hem bize de lazım böyle adamlar, öyle yumuşak olmamak lazım bir yerde. Neyse ki bugün takımdan ayrıldı Keita ama tabi gitmesinin sebebi bu agresif ya da ahlaksız tavırları değil, maddi sebepler.. Ha belki bir kılıf aramak isterse öyle lanse edebilir yönetim ama 29 yaşında bir futbolcuya bir daha 8,5 Milyon € gibi bir parayı kimsenin vermeyeceğini bildiklerinden hemen onay vermişler transfere. Ayrıca Rijkaard'ın da buna pek üzüldüğünü sanmıyorum lakin 4-3-3 gibi bir sisteme çok uymakla beraber aslında Rijkaard'ın sistemine uyan biri değildi Keita. Hatta belki de sistemi sekteye uğratan taraflardan biriydi. Zira Keita görev adamı değil, vereceksin topu ona Keita gidecek, vereceksin topu ona Keita atacak. Ama Keita da her zaman form istikrarı olan bir oyuncu değil ne yazık ki. Velhasıl kelam gitmesine üzüldüm Keita'nın sahiden o enfes çalımları çizgiye inip top çevirişleri, absürt gollerini özleyeceğim ama genel anlamda mantıksız bir hareket diye görmüyorum. Keza şuanda yönetimin oyuncu satışından elde ettiği kar 12 Milyon € civarında. Ee 8 Milyon € da normal transfer bütçesi diye düşünürsek, şuan elde 20 Milyon €'luk dev bir bütçe var, yani bir bekleyip görmek lazım yeni transferleri.... Bu arada da kadroda yine revizyona gittik, son üç senede olduğu gibi, hadi hayırlısı...

Atletico Madrid 1-1 Galatasaray || Forvet yok peki ama Keita? :

| 19.2.10

Evet bugün forvet kelimesini tam olarak karşılayabilen kimse yoktu Galatasaray'da ama yine o şey vardı.Avrupa ruhu, kazanma isteği... Tabi bir de tank gibi ilerleyen Keita! Yarım saatlik kıpırdayışı turun kapılarını araladı Fildişilinin.

Öncelikle Rijkaard gerçekten Atletico'yu çözmüş ve yerinde teşhislerle taktiğini en iyi şekilde kurmuş. Ki takım mükemmel bir şekilde bunu uygulayamamasına rağmen gollü beraberliği alıp geldi Vicente Calderon'dan. Savunmasını öne kuran ve Galatasaray'ı sıkıştırmaya çalışacak olan rakibine karşı dirençli bir orta saha ve her mevkiye daha fazla defansif sorumluluk verdi Rijkaard. Sarp-Topal-Elano üçlüsü bu taktiğin en önemli bölgesiydi ve hocalarının yüzünü kara çıkartmadılar. Harikalardı gerçekten. Elano'nun Reyes'i sahadan silmesi enfesti. Topal'ın pas hataları ve Sarp'ın yine doğru yerde yanlış şeyler yaparak erken gol hayalimizi kursağımızda bırakması da işin eksi tarafı. Ama Sarp'ın ilerde çoğalmak ve savunmayı karıştırmak adına yaptığı işleri de görmezden gelmek olmaz tabi, ona Elano'dan daha fazla ofansif görev yüklüyor belki de Rijkaard. İlk yarıda kontrollü olurken bu kadar kötü bir defans kurgusuna sahip rakibe karşı gol bulmamız harika birşey olurdu ama olmadı ne yazıkki. 20 yasındaki De Gea Servet'in tam köşeye giden topunu harika çıkardı. Atletico üstümüze gelmeye çalıştı ki fırsatlar da yakaladı ama bu zaten olması gereken bişiydi. Bence bu kadar etkili oyuncuları olan Atletico'yu maximum düzeyde durdurduk. Servet biraz daha dikkatli oynasa o kadar pozisyon vermeyecektik belki de.
Oyuna kötü başlayan Caner kötü formonu gol yedirmekle süsleyince o dakikaya karşı hiçbir şey oynamayan Atletico devrenin son 15 dakikasında oyuna hakim olup pozisyonlar yakalasa da ikinci gol gelmedi. İkinci devrede ise Barcelona maçının yorgunluğu gözüktü hücum elemanlarında. Bu da bizim işimizi kolaylaştırıp oyunu kontrol altına almamızı ve sakince gol aramamıza olanak sağladı. Keita ilerde aktif olmaya, Arda geriye gelip ileri top taşımaya başlayınca gol beklentimiz de iyice artmaya başladı. Keza 53. dk da Keita'nın harika çalımları ve güzel şutunda De Gea yine başarılıydı. Bu yarıda yakaladığı pozisyonlarda eski kalecilerinin engeline takılan Atletico 77 'de Hakan Balta'nın ortasında arka direkte Keita'yı tutamayınca golü yedi ve maçı çeviremeyip umutlarını Ali Sami Yen'e bıraktı...

Tek tek performanslarına değinmek istediğim oyunculara gelelim şimdi de:

Elano : Bu maçta Elano'nun gerçek bir ortasaha olduğunu topu dağıtmada olduğu kadar defansif yönde de harika işler çıkarabileceğini gördük.
Caner: Çıkarken tepki göstermesi belki de ilk yarı bitmeden bu değişiklik olamasındandı ama son haftalardaki Caner'den uzaktı performansı. Zira belki maça ısınmamıştı daha ama oyuna müdahale etmek isteyen Rijkaard elbette Keita-Caner ikilisinden makul olanı seçti.
Neill: Avrupada son yıllarda yapılmış en iyi devre arası transferlerinden biri olduğunu gösterdi bu maçta, gitgide hayranlığım artmaya başladı Avustralyalı'ya. Kewell boş konuşmamış..
Servet: Rubin Kazan söylentileri doğru mudur bilinmez fakat Servet'in kafasının dağınıklığı barizdi. Gereksiz işler yaptı zaman zaman ve bu pahalıya patlayabilirdi takıma.
Arda: Kaptan yine çok çalıştı. İkinci yarıda da sazı eline aldı zaten.
Uğur: Çok soğukkanlı ve hırslıydı. Takımın en çok isabetli pas yapan ve top kapan elemanıydı.


Genel olarak hucüm kurgusu sağlam savunma elemanları nispeten zayıf olan( Atletico'nun çok kötü tabi) iki takımın karşılaşmasında çok fırsat ama az gol vardı.İkinci maçta bu futbolu ortaya koyan Galatasaray turu rahat alacaktır. Fakat bu maçtan değil 1-1, 3-0 galip de dönülmüş olsa takım kesinlikle rehavete kapılmamalı çünkü Atletico'nun yıldızları deplasman seven hızlı ve akıllı adamlar... Son olarak mutlu haber :Baros ya da Kewell ikinci maçta 20-30 dk da olsa oynayabilirlermiş (:

İstatistikler:
14 Toplam Şut 7
8 İsabetli Şut 4
7 İsabetli Orta 6

8 Faul 16

4 Korner 3

2 Ofsayt 4

53 Topla Oynama 47
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion