Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)

Aklıma Gelmişken... Nedir Asıl Mesele?

| 28.12.12
Yalnızlık mı mesele yoksa bahtsızlık mı? Belki de asıl mesele yanlış yerde bulunmaktır.

Ramiz Dayı tirplerindeyim, farkettim.

Yeni Yıl Dilekleri #1

|

Güzel şey.
Gerekenler: Güzel bir renk oje ve ruhunuzun bir parça olacak güzel bir insan.

Hepi Niv Yiırs, Velkam 2013!

|

Uzun zaman olmuş entry girmeyeli bu da eskiden blogun sahip olduğu düzenli takipçilerin çoğunu kaybettiğim anlamına geliyor. Aslına bakarsanız bloga girdiklerinde yeni bir şey görmedikleri her gün, haklılıklarını da ortaya koyuyor açık olarak. Yine de blogun belli bir ziyaret ortalaması var az da olsa. Son 2 yılda yirmi otuz entry girilmesine rağmen bu iyi bir durum sanırım. Neyse çok önceden de açıkladığım gibi, blog benim arkadaşım ve yazmış olmak için değil istediğim için yazacağım paylaşacağım, öyle de yapıyorum ve nihayetinde bugün yine yazasım tuttu.

Öncelikle koca bir yıl geride kalmak üzere yine.  Birçok şey yaşandı birçok şey değişti yine. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ya, zaman akadursun yıllar geçedursun hayat da feci değişiyor hani. Klasiktir ama değişirken de bazen o kadar beklenmedik anda yapıyor ki bunu apışıp kalıyorsun. Böyle diyorum çünkü kısa bir zaman önce ben de böyle bir dönüm noktası yaşadım ve başıma çok güzel bir şey geldi.Yeni yıla da bu güzellikle ve önceden sahip olduğum güzelliklerle girmek şükür sebebim.

Umarım herkes için sevdikleriyle sevmek istedikleriyle mutlu, sağlıklı güzel bir yıl olur. Güzel yaşamaya çalışın, insanların hayatlarına güzel  dokunuşlarda bulunun ki o dokunuşları beklemeye yüzünüz olsun. En önemlisi ise en umutsuz anda dahi unutmayın, Her Şey Güzel Olacak! Mutlu yıllar dostlarım...

Günün Şarkısı || The Be Good Tanyas - Waiting Around to Die

| 27.10.12

Townes Van Zandt'in bestelediği ve ortalıkta birçok cover'ı olan ama esasında çok da bilinmeyen bir parça. Eğer "o" zamanda dinlerseniz sizi inanılmaz etkileyecek parça.

Ya-ln.nl-ızlık

|
Bırak yanlızlık sarsın her yanını.
Yanlızsın zaten neyden kaçıyorsun?
İçindeki yanlızlığın farkına varmadın mı hiç? 
Kaçış noktalarını sildiğinde ne kaldı etrafında?
Mesele kaçış noktalarını benimsemek mi yoksa kurtulmaya çabalamak mı? Peki ya kurtulursan? 
Dert olur. 
İşte o zaman dert olur meret.
Hepimiz yanlızız be kardeş.Bir radyo programından ya da kült olmuş bir filmin repliklerinden akılda kalan bir cümle değil bu. Yanlızız. 
Basit.
Yanlızlığı da anlamak lazım esasında. "bir bosluk ki nasil insanla dolsun" demiş ozan zamanın birinde. 
Yanlızlığı insanla doldurmaya çalışmak hata belki de. Neyin yanlızlığındasın önce onu bilmen gerek. Bilmek de işe yaramaz ya, insan işte. Bilmek ihtiyacı. İhtiyaç. Yanlızlık mı ihtiyaç? Bazen. Nereden neden yanlızsın? Bilmek dedik ya üç cümle önce, evet bilmek gerek ki, yanlız değil yalnızsın. Harf hatasının ne önemi var esasında, olgu aynı değil mi? Yanlız yalnız-sın-ız-lar.
Peki sevebilir misin? This is the point. Koca bir yazındaki tek farklı dilde cümle olsan da sevebilir misin?

Yaşaması Kolay Olan?

| 9.10.12
Yetmişli yaşlara geldiğinde geriye dönüp baktığında mutlu olmak için mi yaşamalı insan yoksa anın tadını çıkarıp tek kullanımlık mutlulukları mı kovalamalı? Hangisini yaşamak daha kolay? Hangisini yaşamak daha az yıpratıcı? Bilemiyorum.

Günün Karikatürü #50 || TRT Spikeri & Imagine

| 18.8.12
Geçen olimpiyat kapanış törenindeki olayı duymuşsunuzdur. Trt spikeri John Lennon'ın efsane şarkısı Imagine çalarken çeviri yapıyor ama bir yeri es geçiyor. İşte ona dair güzel bir karikatür Yiğit Özgür'den...

Başlangıç || Galatasaray 3 - 2 Fenerbahçe

| 13.8.12



Sezon öncesi süper kupa maçında karşılaşan iki ezeli rakip. Bir tarafta Fatih Terim'le ruh yakalama peşinde koşan, bir sene gibi bir süreçte takım olma olgusunu yakalayan ve bunu bu sezona da taşıyıp avrupada başarılı olmak isteyen Galatasaray, diğer tarafta ise şu meşhur "3 Temmuz" süreci sonrası yıpranmış ve bu seneye hırslı başlayan, avrupadan çok ligdeki prestijini(şampiyonluk) tekrar kazanmak isteyen Fenerbahçe. Kaliteli bir maç olmayacağı belliydi, zira sezon öncesi iki takımın eksikleri fazlaydı. Takıma tam uyum sağlamamış transferler, yokluğu dolmamış isimler vs vs. Erzurum ise uzun bir süreden sonra ilk defa SüperLig takımlarını konuk etmiş, bu evsahipliğini de böylesine büyük bir rekabete yapma fırsatı bulmuştu. Sahaya atılan meşaleler ve organizasyona dair tecrübesizlikten kaynaklanan bazı eksikler dışında iyiydi Erzurum. Özellikle bölge halkı için güzel bir anı oldu diye düşünüyorum. Zira bu takımlar bu ülkenin takımlarıysa ve ulusal çapta milyonlarca taraftarları varsa, oralara da gitmek gerekli. Bu nedenle de federasyonun bu uygulamasını yerinde buluyorum kendimce. 

Maça gelirsek; son 1 yılda olduğu gibi bariz bir Galatasaray üstünlüğü vardı maçta. Geçen sezon TT Arena'daki 3-1 lik galibiyetten sonra kazanılan özgüven artık bir kaç sene önceki sıkıntıları da bertaraf etmiş artık. Galatasaraylı oyuncular maçı kazanmanın kendi elinde olduğunu bilerek çıkıyorlar maça ve geçen sezon büründükleri ayağı yere sağlam basan takım havasını da sürdürdükleri için galibiyet de kaçınılmaz oluyor. Zira ön alanda bunaltıcı baskı uygulayan ve de çok hızlı geri dönen bir görünümdeydi takım. Zaten bu anlayış maçın ilk 20 dakikasında birçok hataya zorladı Fenerbahçe'yi. Onun dışında 10 kişi kaldığında bile Galatasaray'ın sahada eksik görünmemesi Fenerbahçe'nin kötülüğünden değil yine Galatasaray'ın bu anlayışından kaynaklanıyor fikrimce. Yeni transferlerde Dany vasatın biraz üstünde, Hamit vasat, Umut ise olağanüstüydü. Sonradan oyuna giren Amrabat da iyi katkı verdi dersek yanılmış olmayız. Özellikle 4-4-2 ye uyum sağladıktan sonra daha çok yararı olacaktır Faslı oyuncunun. 



Umut için bir şeyler daha söylemek gerekirse, aslında bu onun her zamanki oyunu. Koşan, pres yapan, çarpraz koşularla savunmayı hataya zorlayan bir forvet Umut. Ama neydi eksiği, çok gol kaçırması. Kimse merak etmesin yine kaçırır. Saç baş yolacağımız zamanlar olacak kanımca ama yine de 2 sene öncesine göre, milli maçlarda, hazırlık maçlarında ve bu maçta gördüğüm şu ki, artık Umut direk kaleyi düşünüyor. Eskiden de bir nebze böyleydi ama bu sezon önünü boş gördüğü an vuruyor ki bu da çok pozitif bir şey kendisi ve takım adına. Zira Umut kariyeri boyunca her zaman üstüne katarak gitti son vuruşlarda ve artık belli bir çizgiyi yakalamış gözüküyor. Bu sene Burak'tan çok katkısı olacağı kanaatindeyim.

Fenerbahçe adına söyleceğim şey alsında birçoğunuzun söylediği şey. Bir Emre yok bu takımda. Zira Mehmet Topal'ın Emre'den çok farklı bir oyuncu olduğunu ve onun açığı kapatamayacağını biliyordum amabelli bir sistem değişikliği halinde yokluğunu aramayabilir diye düşünüyordum ama ben ne oyuncularda ne de Fenerbahçe'nin oynamaya çalıştığı sistemde bir ışık göremedim açıkçası. Ama tabi bu köprünün altından çok sular akacak ve belki de bir şekilde olurunu bulacaktır Aykut Kocaman.

Maçın adamı Engin'e gelirsek, yine yaptı yapacağını. Cidden kötü bir insan olduğunu düşünmüyorum ama Emre gibi saha içinde karakteri değişen bir isim Engin. KENDİNİ KAYBETMEK deyiminin sözlük anlamı adam. Kırk yılda bir Avrupa'da başarılı bir hakem çıkardık onu da ayağının altına alıyordu. En az 5 maç ceza alacaktır. Yine de geçen sene olduğu gibi bu sene de yararını göreceğiz diye düşünüyorum Engin'in, saha içinde yanlış işler peşinde koşmayınca cidden yararlı olabilen bir isim. Özellikle Fatih Terim etkisi altında...



Güzeldi. Sezona umut veren bir oyun ve oyuncu grubuyla merhaba dedik ve bunu da Fenerbahçe önünde yine bir kupa alarak gerçekleştirdik. Güzel başladık güzel de bitiririz inşallah diyerek yazımı bitiriyorum. Mc Klima Ustası Serkan'a selam olsun. Bilmeyenler için burada(+18)

Günün Karikatürü #48 || Üsküdar'ı Beklerken Kadıköy Geliyo

| 10.8.12
Ne zaman otobüs geçikse birçoğumuzun verdiği tepki bu değil midir sahi? Yerel yönetimlerin en çok küfür yediği mesele bu tartışmasız :D


Galatasaray 1 - 0 Fiorentina || Klasik Bir Hazırlık Maçı

| 9.8.12

Maç hakkında uzun uzun yazmaya, edebiyat parçalayıp destan yazmaya gerek görmüyorum açıkçası. İki takım da ideal 11'leriyle maça başladı ve bir hazırlık maçından daha ciddi bakıyorlardı maça.  Ciddilerdi ama gerçek bir hazırlık maçı oldu. Özellikle de bizim için. Klasik bir hazırlık maçı. Öyle amatör lig takımıyla yapılan cinsten  değil. Maç kondisyonu gidermek için değil, takımları son kez görmek için yapılmış bir maçtı. Hoş Fiorentina'nın henüz vakti var ama haftasonu Fenerbahçe'yle karşılaşacak Galatasaray için son provaydı. Bu yüzden de o maçta cezaları nedeniyle oynayamayacak Burak ve Ujfalusi yedek kulübesinde başladı maça. Maça gelirsek, Fiorentina klasik İtalyan takımı, ilk devre sindirdi ikinci devre rakip yorulunca da bastırdı. Net. Bir ara 10 dakika içinde 7 korner kullandılar ve neredeyse her biri tehlike yarattı. Biri ise Muslera'nın güzel refleksif dokunuşu sonrası direğe takıldı. Öyle ya da böyle zor bir takımı da yenmeyi başardı Galatasaray öncelikle bu pozitif bir şey kanımca. Kısa kısa maça değinecek olursak:

#Galatasaray geçen sene kazandığı öz güveni yine taşıyor bu güzel. 

#Futbolcular bireysel olarak hazır ama takım olarak henüz bir uyuşmazlık var. Yenilerden takıma en çok adapte olanlar Umut, Hamit ve Dany idi. Burak ve Amrabat'ın henüz zamana ihtiyacı var dersek yanılmayız herhalde. 

#Elmander yine efsaneydi. Adamın presini bile izlerken keyif alıyor insan. Gol atmasa hep böyle pres yapsa da olur hani.

#Riera'nın sol bek performansı da felaketti ve bence bu takımda fazlalık olan tek oyuncu Riera. Yıllık 3 Milyon Euro ne için? İlginç. Benim anlamadığım geçen sene takımın en önemli bir kaç isminden biri olan Melo için 200-300 bin Euro'nun pazarlığı 3 ay yapılırken geçen sene Riera'yla böyle bir sözleşmeyi hangi kafayla yaptılar aklım almıyor. Tamam transfer son dakikada yapılmıştı ve futbolcuyu ikna etmek için mecbur kesenin ağzını açtı yönetim ama madem açacaksın, neden Riera diye sorarlar adama. Tabi aradan yıl geçmiş ben bunu şimdi tartışıyorum o da ayrı mesele. Her neyse bugüne dönersek, Hakan Balta Feldkamp zamanının istikrarını yakalamış bence ve ŞL'de sırıtmaz gibime geliyor. Çağlar ise büyük bir soru işareti zira iki senedir neredeyse maç yapmadı adam. Riera ile de olmayacağına göre olası bir Hakan Balta sakatlığı bizi zor duruma düşürecektir sezon içinde. Elbet Fatih Hoca da bunu düşünüyordur ama bir şey de yapmalı sanki.

#Bunların dışında bu sezona dair beklentilerimden biri de Umut'un Burak'tan çok daha fazla iş yapma potansiyeli taşıdığı. Pres yapıyor, defansı rahatsız ediyor ve topu gevelemeden ezmeden kaleyi düşünüyor ki bu Umut'un sonradan kazandığı ve artı olarak görülebilecek bir özelliği. 

#Sol kanatta Emre Çolak ile Amrabat arasında sağlam bir forma rekabeti bizi bekliyor bu da aşikar olan şeylerden biri. 

#Hamit, Fatih Hoca'yı tanımasının verdiği avantajla takıma uyumu en kısa görünen isim.

#Dany -ki zaten birçoğumuzun beğendiği bir arkadaştı kendisi- bu takıma yakıştı diyebiliriz herhalde. Sağlam duruşu, topa hakim olması ve konsantrasyonu üst seviyede. 

#Yekta oyuna girdikten sonra defansif olarak iyi işler yaptı lakin özgüven eksikliği yaşadığı ve ilk11'de yer bulacağına dair umudu yok gibi göründü gözüme. Ama kesinlikle takımda kalması gerektiğine inanıyorum.

#Culio'dan bir şey anlamadım ben şahsen, görünmedi hiç oyunda yer aldığı kısa sürede. O da takımda kalmasını istediğim oyunculardan biri ama Fatih Hoca onu da gönderecek gibi geliyor. Zaten adı MİY ile anılmaya başlanmış bile.



Öyle ya da böyle Galatasaray geçen seneden gelen takım olma özelliğini devam ettiriyor diyebiliriz ve pazar günkü kupa maçına rakibinden daha hazır göründü. Melo'nun da takıma dahil olacağını düşünürsek, Avrupa'da başarıya dair ümit beslemek de polayanncılık olmaz sanırım. Nice destanlara, yine başarılara, sakatlıklar olmadan, Melo kimseyi yumruklamadan, Riera da solbek oynamadan başarılı bir sezon geçiririz diye ümit ediyorum. Rastgele!

Günün Karikatürü #47 || Tedaviye Cevap

| 8.8.12

Günün Şarkısı || Parov Stelar - Ragtime Cat (ft. Lilja Bloom)

|
Malum yaz aylarındayız, hareketli bir şeyler de paylaşmak gerek. Parov Stelar son dönemde en çok beğendiğim Dj'lerden. Tabi şimdi Dj dedik sıkıntı olmasın, hani bir yanda Dj Akman var bir de bu adam. Her neyse, konumuzdan sapmayalım, kendisi diğer meslektaşlarından çok ayrı bir tarza sahip efendim. Şarkılarında her ezgiye rastlayabilirsiniz, jazzdır rocktır odur budur ve de milyon duyguya kapılabilirsiniz, kötü şarkısı olmayan bir insanevladıdır. Zaten bir ara blogda da kendisine dair bir yazı yazmayı planlıyorum. Bu da hareketli hoş bir parçası. Bu tarz müziği sevenler için, hatta sevmeyenler için de hoş bir keşif olabilitesi yüksek. Tabi henüz keşfetmeyenler için konuşuyorum. Bu arada çok konuştum yine, buyrunuz:


Mutluluk

| 7.8.12


Birçoğumuz için o kadar kolay ki mutsuz olmak, kendimizi mutsuz saymak... Ya da kabullenmek. Mutsuzluğun en başlıca sebebi de kabullenmek değil mi zaten?.. Sahip olduğumuz onca güzel şeye karşı görme ya da hissetme yetimizi kaybedebiliyoruz en ufak bir aksilikte. Evet bazen en uygunsuz yerde ortaya çıkar hüzün, mutsuzluk yenilgi ya da her neyse işte o olumsuz, o hayatı kötü gösteren kimilerine zindan eden şey. Tüm maçlarını kazanıp finalde kaybeden takım bile elinde bir şey yok sanır çünkü kupa başkasının kollarında yükselmiştir. Ama olay o değil işte, olay ne elde ettiğinde, olay ne tecrübe ettiğinde olay ne öğrendiğinde. Zaten bir şeyin mutluluğuna doya doya varabilmek için önce onun mutsuzluğunu yaşamak gerekmez mi ? Onca hayal kırıklığı ilişkiden sonra karşımıza çıkan "o" insanın değeri daha net anlaşılmaz mı? Onca sahip olmadığımız şeyden sonra elde ettiğimiz o küçük şeyin keyfi o zaman yaşanmaz mı? Su koyu vermemek gerek, elbet hüzünleneceğiz elbet acıyacak bir yerlerimiz ama unutacağız ve devam edeceğiz, unutacağız ve daha iyisi gelecek. Mutluluk bir gün gelecek. Olay o klişe laftan ibaret: Doğru yer, doğru zaman, doğru insan... O zamana kadar da küçük şeylerden mutlu olmayı bilmek gerek, tıpkı bu çocuklar gibi...

Günün Karikatürü #46 || Lö se mi fa sol la Vakfı

|
Hep söylenir çok duygusal bir milletiz diye. Öyleyiz de hakikaten, nerede yardım toplansa amacına ulaşır. İki acıklı hayat hikayesi ya da birkaç hüzünlü şey gösteren fotoğraf buna yeter bile. O yüzden de yardım derneklerinden organizasyonlarından çok hırsızlık organizasyonları var ülkemizde. İşte Yiğit Özgür'den buna ithafen...


Türkiye ve Olimpiyatlar

| 6.8.12
Türkiye'de olimpiyatla imtihana dair  efsane videolardandır. Amerikalı bir hocam bile haberdardı bundan :))




Bir de şu var tabi, hatırlamak lazım :)


Dünyanın En Dürüst Adamı: Drogba

| 14.7.12

Geçtiğimiz günlerde büyük yankı uyandırmıştı Drogba'nın Çin'e transfer olması. 34 yaşındaki Fildişili futbolcu geçen sezon Chelsea ile beraber sezon finalini harika çıkarmış ve kariyer başarılarına Şampiyonlar Ligi kupasını da eklemişti. Hal böyle olunca insanın artık belli bir doyuma ulaşması normal. Ee yaş gelmiş 34'e, yıllardır üst düzey futbol oynayıp birçok başarı yakalamışsın, biraz futbol aşkından kopsan, başarı hırsını yavaştan kaybetsen kimse bir şey diyemez ki demedi de Drogba'ya. Lakin bugün ki imza töreninde Drogba'nın yaptığı insanları özellikle de Çinlileri keriz yerine koymaktan başka bir şey değil. Kardeşim adamlar sana yıllık 15 milyon Euro vermiş, yine milyonlarca euro dolar her neyse 1,5 milyar nüfusu olan bir ülkede çeşitli organizasyonlardan, reklam ve pazarlama işlerinden kazanacaksın ama sen bunları es geçip para için gelmedim dersen olmaz kardeşim, ayıptır. Açıklamasına bi bakalım :


''Avrupada kalmak benim için daha kolaydı, ancak ben Çin'i seçtim'' diyen ve paranın kendisi için önemi bulunmadığını söyleyen Drogba, ''Yeni deneyimler için buradayım'' dedi.


Çok sallamış, olmamış :) Ama şöyle bir açıklama yapsa, çok daha inandırıcı olurdu.
 "Evet maddi olarak gerçekten tatmin edici bir sözleşmeydi ve buraya gelmem de katkısı vardı ama beni asıl getiren yeni deneyimler yaşamak ve Çin'de yapacağım işlerle buranın futbol gelişimine katkıda bulunmak ve insanlar tarafından saygı görmektir." 

Pek çoğunuz bilmez ya Drogba da bizim blogun takipçilerinden, bu yazıyı görüp dersler çıkaracaktır.
Şaka maka Drogba beni niye gerdi de neden böyle bir entry ortaya çıktı bilmiyorum ama açıkcası benim Drogba ile değil de bu futbolcuların demeçleriyle, dümenleriyle problemim var. Her neyse bir iki laf ederiz bunun hakkında da sonra. Drogba'ya sevgilerimi iletirken yazımı da sonlandırıyorum.  

Günün Karikatürü #45 || Oruç Bozulur Mu?

|


Hangimiz bunları zamanında sormadık ki? Yiğit Özgür'den yine enfes bir tespit :)

Film Önerisi # A Separation

| 10.7.12
Bir Ayrılık - 2011/İran
Yönetmen: Asghar Farhadi
Oyuncular: Leila Hatami, Peyman Moadi, Shahab Hosseini

İran Sinemasından sade, gerçekçi, insan odaklı enfes bir yapım.
          Ailesini yanına alarak ülkeyi terk etmek isteyen Simin, alzheimer hastası olan babasını bırakmak istemeyen kocası Nader'i İran'dan ayrılmaya ikna edemeyince boşanma davası açar ve annesinin evine taşınır. Ancak kızları Telmeh'in velayeti konusunda uzlaşamazlar ve Nadir'in babasına bakması için tuttuğu genç kadın bambaşka sorunlara neden olur.

 
           Bir Hollywood filminin asla ulaşamayacağı doğallıkta ve sadelikte işlenen Bir Ayrılık, katıldığı festivallerden bir çok ödülle döndü ve son olarak en iyi yabancı film Oscar'ını kazandı. 'Adalet' ve 'Vicdan' kavramları üzerine kurulu film, sosyal hayattaki sınıf farklarını, toplumun kadına bakışını ve dinin ahlak sistemindeki yerini  sorguluyor. Yalnız bunu yaparken hiç bir ahlaki tavsiyede bulunmuyor; yargılama kısmını tamemen seyirciye bırakıyor. Filmi izlerken kendinizi bir hakim gibi hissediyorsunuz, sürekli empati kurma durumunda kalıyorsunuz.


       Ayrıca dünyanın neresinde olursanız olun insanın benzer sorunlarla, çaresizliklerle, çelişkiler ve 
kararsızlıklarla mücadele ettiğini anlıyorsunuz çünkü vicdanın vatanı,dini veya ırkı yok, insani duyguların dili aynı.. Oyunculuklar ders olarak verilecek kadar harika, filmin bu kadar gerçekçi olmasında büyük payı var ancak bir tanesi var ki muazzam bir performans sergilemiş; kim olduğunu söylemeyeceğim izlerken dikkatinizi çekeceğine eminim. Aldığı tüm ödülleri sonuna kadar hakettiğini düşündüğüm Bir Ayrılık İran Sinemasını keşfetmek için iyi bir başlangıç olacaktır, iyi seyirler.

Günün Karikatürü #44 || Gözaltı Torbaları

| 8.7.12
Gerçek hayatta şu anı bir düşünsenize, o kadının yaşadığı şoku, dumur oluşunu :)

Günün Şarkısı || William Fitzsimmons - Goodmorning

| 7.7.12
Keşfettiğim en mükemmel sesli adamlardan biri bugünkü şarkımızın sahibi. Amerikalı William Fitzsimmons bir çok enstrumanı dile getirebilen ve icra ettiği Indie müziğin yeni şahlarından olmaya aday uzun sakallı şeker bir abimiz. Güneşin etrafımızı kavurduğu şu sıcak yaz günlerinde içiniz ısınsın diye de dinlemeniz gereken harika şarkılarından biri:


Sevimsizlikler

| 6.7.12

Hangimizin içinden gelmez ki bazen kaçıp gitmek. Tüm sıradanlıklardan, monotona bağlamış onca heyecan verdiğini sandığımız heyecansız şeyden. Hep bir şeyler eksik kalmıyor mu bazen? Büyük bir heyecanla yaptıktan bile sonra bir şeyi, sadece "idare et ruhum" tribine girmez miyiz içten içe. Bazen sıkılıyorum. Oturmaktan değil, başı boş durmaktan da değil, ait olmak zorunda olduğum yerden. Okuldan, egoist hocalardan, çıkarcı insanlardan, sahte karakterlerden, yapmacık eğlencelerden ve sevimsiz dış dünyadan. Her zaman farkında olmak zorundayım, şükredecek yine de çok şeyim var ama bazen öyle bir ülkede öyle bir yozlaşmanın içinde buluyorum ki kendimi, içten içe hiçbir tarafından sevimli bakamıyorum bu çevreye. Motorsikletime atlayıp yollara çıkasım var. Bu fotoğraftaki adamın hissine ihtiyacım var, var ama bir gerçek var. Motosikletin ya da yolların uzak olmadığı ama çekip gidebilme bencilliğini yapmanın en uzak şey olduğu gerçeği. O yüzden gülüyorum yine de, sabrediyorum. Bazen susuyorum bazense konuşuyorum. Çekip gidemiyorum ama beni de içine almasına engel oluyorum ( ya da olmaya çalışıyorum ) tüm bu "sevimsizliklerin"... Öyle bir anlatayım dedim.

"Bak beyim sana iki çift lafım var.."

| 5.7.12
Hepimizin babasıydı Münir Özkul. En azından benim için öyleydi. ve Yeşilçam'ın o tamamiyle bizi anlatan, sıcacık içimize dokunan filmlerinden biri olan "Bizim Aile" den Yaşar Usta'nın Saim Bey'e ayarı. hatırlamak lazım ve bir kez daha dile getirmek lazım, helal olsun babaya. Bu isyanı hakeden o kadar insan varken çıkıp bunu dile getirecek kaç Yaşar Usta var ki.






"bak beyim, sana iki çift lafım var. koskoca adamsın. paran var, pulun var, herseyin var. binlerce kişi calışıyor emrinde. yakışır mı sana ekmekle oynamak? yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? ama nasıl yakışmasın! sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. ama ben boşuna konuşuyorum. sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. hıh, sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi saim bey! sen mi büyüksün? hayır, ben büyüğüm! ben, yaşar usta! sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! gözümde pul kadar bile değerin yok. ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. çünkü biz birbirimizr parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. bizler birbirimizi seviyoruz. biz bir aileyiz. biz güzel bir aileyiz. bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? dokunma artık aileme! dokunma çocuklarıma! dokunma oğluma! dokunma gelinime! eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile!"

"Kimse Mükemmel Değil..."

|

Günün Karikatürü #43 || Bahar Geldi Damsız Almıyoruz

|
Yiğit Özgür... Tüm damsız kalanlara gelsin... :)

Bravo Bello Antonio Di Natale!

|


Avrupa'da 30'lu yaşlarına rağmen nonstop top oynayan ve hala 20'li yaşlardaki verimi sağlayan futbolcu sayısı  azımsanacak gibi değil. Ciddi anlamda Avrupalı oyuncunun iş ahlakı, profesyonelliği Türk futbolcular içerisinde çok az oyuncuda var, bunu hepimiz biliyoruz. İşte bu yüzdendir ki bizde farklı bir durum söz konusu yaş sorunsalında Arupaya nazaran. Neredeyse 29'undan gün almış futbolcular bile "yaşlı"olarak yaftalanır ülkemizde  ve Fatih Terim 33'lük Ujfalusi'yi getirdiğinde " oha bu ne lan bu adam oynar mı" derler. Ama o adam çıkar son üç sezonda yerlerde sürünen Galatasaray defansını toparlayan ana etmen olur. Yani şunu bu ülkede harbiden kabul etmek gerek ki 32 yaş Türk futbolcu için emeklilik, Avrupalı içinse emeklilikten önceki döneme denk. Bir diğer deyişle futbol ömrü bakımında arada rahat 3-4 yıl fark var yani. Dolayısıyla hepimizin, oyuncularımızın, biz taraftarların, basının ve futbol adamlarının bunu kabul etmesi gerekir ki yetenekliyiz ama kalite yerlerde be kardeşim. Diyeceğim o ki; ne kadar zorlasan etsen bizden bir tane Di Natale çıkmaz kardeşim. Adam 34 yaşında milli takımda oynuyor, son 3 sezonunda SerieA gibi bir ligde 80 gol atıyor 20 asist yapıyor ve 2 senelik yeni kontrat imzalıyor. Bizde ise en basit örnek olan Hakan Şükür'e bakalım. 37 yaşında kulüp tarafından emekli ettirilince ağlayıp sızlıyor ben daha oynardım diye. Onunsa emeklilik öncesi üç sezon gol toplamı 19. Ben daha da bir şey demiyorum. Hakan Şükür Galatasaray için efsaneyse Di Natale Udinese için nedir onu da hiç mi hiç bilemiyorum. 
Adamsın Di Natale!

P.S: Burada Hakan Şükür önemsiz biridir demiyorum uyandırayım ama kendisini 37 yaşında bile dev aynasında görmesi de kabul edilebilir bir şey değil be kardeşim. 

Günün Şarkısı || Levthand - Cadillac Track

| 4.7.12
Bugünün şarkısı üyelerinden birinin Türk olduğu Levthand'ın en meşhur parçası Cadillac Track. Gruba ve albümlerine dair bir yazı da yazacağım ileriki günlerde ama öncelikle bilmeyenler için bu harika şarkıları. Bir dinlediniz mi günlerce kafanızda yankılanma potansiyeli yüksek.


Balotelli

|


              Mizah malzemesi de olsan haksız eleştirilere de uğrasan, ara sıra olur olmaz işlerle meydana da gelsen seviyorum seni balotelli kardeşim. Ama harika futbolun için değil, 21 yaşında Inter ve City gibi iki takımda 170 küsür maça çıktığın için değil. Italya formasını giyen sayılı siyahilerden olduğun için değil, 19'unda 30 Milyon € bonservis verildiği için hiç değil ( 1 milyonunu bana göndersen durum değişebilir hani ) seviyorum çünkü hayat sana laylaylom değildi, beyaz bir ailenin siyahi bir evlatlığıyken, kim bilir insanlar sana nasıl bakarken sen şimdi bu konumdasın. Seviyorum çünkü benzin istasyonunda arabana benzin  alırken o sırada istasyondaki tüm arabaların depolarını fulleyecek kadar temiz yürekli bir adamsın ve evet seviyorum seni kardeşim çünkü sen kazandığın paranın yarısından fazlasını afrikadaki kardeşlerin seninle aynı kaderi yaşamasın diye kullanıyorsun ve bunu da cafcaflı markaların logoları arkasında duygu sömürüsü yaparak yapmıyorsun. Troll geyiğine kurban da gitsen, ispanya sempatizanlarının hışmına da uğrasan harbiden canımsın.

Anne ve Olimpiyat

| 22.4.12
  P&G'nin 2012 Londra Olimpiyatları için hazırladığı anne ve anne olmak temalı reklam filmi. İki dakikalık kısa sürede insanın duygularına dokunabilen başarılı bir çalışma olmuş. Reklamda kullanılan harika parça ise Ludovico Einaudi-Divenire.





Hoşçakal Güzel Adam || Carlos Carvalhal

| 3.4.12


Rakip takımın teknik direktörü olması neyi değiştirir, güzel adamdı Carlos Carvalhal. Teknik direktörlüğü mükemmel değildi ama adamlığıyla, sempatikliğiyle, Türk halkına yaklaşımı ve bizden aldığı geri dönüşle ve her şeyden öte samimiyetiyle güzel adamdı. Yolu açık olsun, hatta tekrar buralara düşsün... 

Elinden düşmeyen tesbihini sevsinler, az kalmıştı Türk olmasına :)

Günün Karikatürü #41 || Günah Gecesi

| 1.4.12
Cihan Ceylan'ın şahane karekteri Sami'den muhteşem bir cevap daha...


Süper Final Öncesi || Galatasaray 2 - 0 Orduspor

| 31.3.12

             Normal sezonun son iki haftasına girilirken Galatasaray takipçileriyle arasındaki puan farkını açmak, Orduspor ise Avrupa PlayOff grubuna girmek istiyordu. Ligin en iyi savunma anlayışına sahip takımlarından birinin karşısında Galatasaray'ın sekmeye uğrayıp uğramayacağı merak konusuyken çok rahat bir oyunla üç puanı hanesine yazdırdı ev sahibi takım ve oyun anlamında playoff lar öncesi güven vermeye devam etti diyebiliriz. Kendi adıma son haftalarda izlediğim en rahat maçtı, hem de iyi bir rakibe karşı, her ne kadar eksik olsa da. 

              Maça dair daha ayrıntılı konuşmak gerekirse; Elmander'in ilk 18'de olmasına rağmen antrenmansız olması ve ayrıca sakatlığının nüksetmesi halinde Süper Final'de ondan yararlanamama korkusu Baros'la maça başlamaya itmiş Fatih Terim'i. Sivasspor ve Trabzonspor maçlarında gördüğümüz gibi bu maçta da Baros ve Necati maça iyi bir ikili olarak başlayamadı. Bireysel olarak Necati güzel golünün yanında pres yaparak ve de ortasahaya kadar gelip top alarak takıma katkı vermeye çalışssa da Baros'la uyumsuzluğu takımın da daha fazla gol bulmasını engelledi. Özellikle zaman zaman çok iyi paslaşarak yaratılan bilinçli hücumların meyvesini vermemesinin sebebi de bu oldu kanımca. Yine de her şeye rağmen ilerideki ikili arasında asıl sırıtan eski göz bebeğimiz Baros'tu. Baros'u geldiği günden beri çok severim ama  sanırım o da sezon sonu gideceğinin ya da gitmek zorunda kalacağının farkında. Açıkcası artık yıllık aldığı paranın hakkını veriyor mu bilemiyorum. Her neyse maça dönecek olursak, ileri ikili dışında ortasaha ve defans kurgumuz standartın üstündeydi. Orduspor ortasahasını çok kolay geçiyor olmamız, Hector Cuper'in cezayı Gosso'ya çıkartarak erken değişikliğe gitmesine sebep oldu. Orduspor tarafına dair söylenebilecek en önemli şey olarak, Bruno'nun formsuzluğu oyunlarını direkt etkiledi diyebiliriz, forvette Stancu'yu bir hayli arattı taraftarına eski Bank Asya gol kralı...

          İkinci yarıya ise Fatih Terim, Baros-Sabri değişikliğiyle başlayarak formsuz Baros'un yerine iyi oynayan ortasahaya bir dinamik oyuncu daha katma amacının yanında, Elmander'i hemen riske etmek yerine ona ilerleyen dakikalarda ortasahadan yorulan bir oyuncuyu çıkartıp İsveçliyi maçın son bölümünde oynatma lüksünü verecek hamleyi yaptı. Devre yine ilk yarıda olduğu gibi Galatasaray'ın kontrolünde başladı ve ilk tehlike de yine Ömer Kunga'nın kaptırdığı topta Galatasaray'dan geldi. Topla buluşan Necati müsait pozisyonda topa çok kötü vurarak, ikinci yarıyı rahat oynamaya şansını tepti takımı adına. Bu pozisyondan sonra Orduspor biraz daha atak yapıp maçı dengelemeye çalışsa da bu girişimler Muslera'nın kontrolüyle biten orta girişimlerinden başka bir meyve veremedi açıkcası. Bu durum da Orduspor'un Culio, Stancu, Kabze gibi oyuncuların eksikliğini bir hayli hissettiği gerçeğini tekrar gözler önüne serdi denilebilir. Nitekim maçta daha çok stresten uzak olan ve kalitesini sahaya yansıtan taraf olan Galatasaray Sabri'nin güzel golüyle skoru 2-0'a taşıdı ve maçı daha rahat hale getirdi. Maçın o anından itibaren bitiş düdüğüne kadarsa Galatasaray oyunu rölantiye alıp, pozisyon bile vermeden önemli bir maçtan çok önemli üç puanı kolay bir şekilde hanesine hanesine yazdırdı.



        Bir parantez de Sabri için açmak gerekirse, eleştirilerin bu kadar yoğunlaştığı dönemde sonradan oyuna girip istekli ve iyi bir oyun sergilemesinin dışında güzel bir golle takıma katkıda bulunması kendi adıma sevindirici bir durum oldu, umarım taşıdığı potansiyeli ve yüksek enerjisini daha doğru kullanıp, kendine güvenli bir şekilde bu takımın bir parçası olmayı sürdürür. Kim ne derse desin Sabri Galatasaray'ın çocuğu ve  iyi ki öyle. En azından poposuyla top tutanların yanında adam gibi adam.

Maradona Taklaya Geliyor

|
Teknik direktörlük kariyerinde başarısızlık üzerine başasızlık yaşayana ama futbolculuğundan kalan primleri bir türlü bitmeyen Maradona bakın son takımı Al-Wasl'da yediği gol sonrası nasıl takla atıyor :))


Kaçan Gole Takla Atarak Üzülen Maradona | alkislarlayasiyorum.com

Süperlig'e Tecavüz Ediyorlar

| 30.3.12
          Başlık biraz çarpıcı oldu sanırım ama tutamadım kendimi. Önce şu Süper Final ve Avrupa Playoff  Grubu saçmalığı sonra da Süper Turnuva adı altında yukarıdaki iki grupta da yer alamayan 10 takımın yer alacağı bir statü şekli... Digiturk'e yaranacağım kulüplere üç beş daha fazla kazandıracağım diye yaptıkları bu alengirli işlerin haddi hesabı yok. Vallahi sinirleniyorum. Hele bir de geçenler de okuduğum gelecek yıl için düşünülen "iki gruplu lig statüsü" fikri iyice zıvanadan çıkartıyor beni. Temiz bir ligimiz yok bari bırakın da şekli şemali düzgün olsun!

          Öncelikle söyleyeyim, bu statüyle beraber gelen daha fazla derbi daha fazla heyecan kısmına katılıyorum. Daha fazla keyif alıyoruz o maçlardan, daha fazla karnaval havasına bürünüyor hayat. Ayrıca sadece derbi maçlarını bekleyen insanlar bile var, sırf derbi keyfi için takım tutan falan ama olay o değil işte dostlar. Olay her şeyden önce EMEKTE, olay  hepsinden öte HAK etmekte. Zaten şu anda söylediğim şeyleri aylardır kaleme alan yazarlar, dile getiren insanlar var ve ben aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum. Ama başından beri TFF başkanlığına karşı çıktığım, kendi ve başkalarının çıkarları için başa gelmiş-getirilmiş-, "gerekirse 5 sene Avrupa'ya gitmeyiz" gibi sözlerle dar görüşlülüğünü meydana sermiş olan Yıldırım Demirören'e güvenmiyorum arkadaş. Olay Fenerbahçe'nin düşüp düşmemesi de değil, umurumda değil -ki ben hakikaten inşallah davada haklı çıkarlar da düşmezler diyenlerdenim- ama ligi ve takımları para ve çıkarlar uğruna oyuncakları haline getiriyorlar bunu kaldıramıyorum işte. İnşallah bu saçma sistemler seneye eski haline döner de biz yine 34 haftanın heyecanını, ligde iki derbinin heyecanını yaşarız.

           Son olarak Galatasaraylı kimliğimden bürünerek sormak istediğim bir şey var. Geçen sene 34. haftaya puan puana bitiren iki takım var iken bu sene 3 hafta öncesinden ligi 1. bitirmeyi garantilemiş takım playofflarda şampiyon olamazsa insanların gönlü nasıl rahat olacak? Ha evet bazıları " 34 haftayı lider bitiryorsa Playofflarda da şampiyon olsun bakalım diyor" ama onlar da deyimi yerindeyse boş konuşuyor, evet boş. Eğer dedikleri gibi olsaydı koyardı federasyon 4 büyük takımı bir gruba 1 yıl boyunca aralarında maç yaptırırdı ama olmuyor işte öyle. Anlamamız gereken şu ki, 34 haftalık bir periyotta bir oyuncun belli dönemler form tutar belli dönemler sakatlanır ya da sakatlanmaz, belli dönemlerde takım iyi gider gitmez ve bunlara ek sayabileceğimiz onlarca parametre yüzünden 34 haftayı lider bitiren takım şampiyon olmuş olmalı. Bu sene nasıl bittiği önemli değil de önümüzdeki sezon her şey eskisi gibi olsun!

Albüm Önerisi: Graveyard - Hisingen Blues [2011]

| 27.3.12
Sarışın kızlarının yanında harika müzisyenleriyle meşhur İsveç'in dünya müziğine sunduğu son armağanlardan bir tanesi Graveyard. 2006 yılında kurulan, ilk olararak 2007 yılında kendi isimlerini taşıyan Graveyard albümünü piyasaya süren ve geçtiğimiz yıl çıkardıkları müthiş Hisingen Blues albümleriyle seslerini duyuran grup eski kuşağın, 60'lı 70'li yılların ruhunu taşıyor.


Hard rock, blues rock,progresif rock türlerinde dolaşan grubu dinlerken Led Zeppelin esintilerini, Black Sabbath'ın enfes gitar tonlarını hissedebiliyorsunuz. Bunu kendi tarzlarıyla harmanlayıp son derece hoş bir karışım ortaya çıkarmışlar.Renkli vokali, etkin basları, şaşırtıcı geçişleri, nefis soloları ve insana çok samimi gelen müzik anlayışlarıyla Graveyard beni gelecek projeleri için de heyecanlandırdı.


2011 yılının bana göre en iyi albümlerinden biri olan Hisingen Blues'ta en beğendiğim şarkılar ise; No Good Mr. Holden, Hisingen Blues, Longing, Buying Truth ve albümdeki favorim Uncomfortably Numb. hard rock, blues, psychedelic rock türlerinden hoşlananların kaçırmaması gereken bir çalışma, iyi dinlemeler.


Günün Karikatürü #40 || Çocukluk ve Oyuncak

| 22.3.12
Şu karikatürü görünce " sahiden lan, ben de böyleydim" diyen çok olur eminim ki :)


Taraftarlık ve At Gözlüğü

|
“Anlaşılan o ki Fenerbahçeli taraftarlar, Galatasaray taraftarlarının ulaştığı kültürel spor ahlâkının uzağındalar.'' demişti Galatasaray Başkanı Ünal Aysal; geçtiğimiz günlerde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında yaşanan olayların ardından. Çok da tepki almıştı bu sözleri. Bugünkü Fenerbahçe-Samsunspor maçında Fenerbahçeli taraftarlar akıllarınca bir protestoda bulunmuşlar: maça gelen seyirciler kaşlarına yara bandı yapıştırarak Fatih Terim'e göndermede bulunmuşlar.Ayrıca sosyal medyada işi daha da ileri götürüp yara bantlı fotoğraflarını paylaşmışlar.


Olayın ahlaki boyutu bir tarafa bu eylemin mantığını kavrayabilmiş değilim. Rakip teknik direktörün kafasını yaralayıp bunun üstüne dalga geçmek hangi zekanın ürünüdür? Kendi ayıbıyla dalga geçecek kadar antipatikleşen bir taraftar grubunu ömrümde ilk kez görüyorum. Teşekkürler Fenerbahçe taraftarı; Ünal Aysal'ın ne kadar haklı olduğunu gösterdiğiniz için..


p.s.: Volkan Demirel kendi açıklamıştı zaten, "Söz konusu Fenerbahçe ise biz at gözlüğü takarız". Başka söze gerek yok sanırım...

Fatih Altaylı'yı Utandırmışız Vah Vah...

| 20.3.12



Gazeteci kişiliğinden çok yaptığı amaçsız açıklamalarla gündemimize gelmeye devam eden Fatih Altaylı'dan bir bomba daha. Buyurun önce açıklaması:

"Galatasaray, Fenerbahçe karşısında çok güzel bir futbol oynadı. İlk 20 dakika yüreğimiz ağzımıza geldi, "Bir 6 faciası daha mı geliyor” diye. Ama Fenerbahçe 20. dakikada durdu ve Galatasaray oynamaya başladı. 70 dakika boyunca ezici bir üstünlükle oynadı. Tanrı ise sık sık olduğu gibi Fenerbahçe'nin yanındaydı. Allah korudu. Sonuç olarak iki takım berabere kaldı. Sonra da benim için utanç başladı. Galatasaraylılar, beraberliğe çılgın gibi sevindiler. Sanki Avrupa Şampiyonu olmuşuz gibi Florya'ya akın ettiler. Futbolcular, yöneticiler tesislerin balkonuna çıktı. Tezahüratlar yapıldı. Emin olun utandım. Yıllar önce Fenerbahçe, Galatasaray'ın o Avrupa'yı titrettiği dönemlerde Ali Sami Yen'de Galatasaray'la beraber kalmış ve beraberlik üzerine çılgın gibi sevinmişti. Biz de dalga geçmiştik, "Bizimle berabere kaldıklarına bile seviniyorlar” diye. Şimdi aynı duruma biz düştük. Bir an "Görmemişin beraberliği olmuş” diye düşündüm. Vallahi utandım, billahi utandım." 

Kendimi bildim bileli kanımın ısınmadığı, samimiyetine ve de Galatasaraylılığına inanmadığım bir insandır Altaylı. Galatasaray'da kendisi işin içinde değilse, mutlaka eleştirecek bir şey bulur, şaşmaz bundan. Son bombası da taraftarlarımızın Florya'da maç sonu kutlamasına dair okuduğunuz gibi. Ama bilmediği ya da idrak edemediği şeyler var kendisinin. Öncelikle orada bulunan taraftarlar maç öncesinde de oradaydı ve bayram havasıyla yolcu etti takımı. Neden toplandılar? Çünkü maça alınmadıkları için takımlarına bir yerden seslenmek arkalarında olduklarını hissettirmek istemişlerdi. Bence de müthiş bir organizasyondu, Ultraslan'ın emeğine sağlık. Her neyse, maç sonunda da Galatasaray yıllardır hezimet yaşadığı Kadıköy'de müthis bir geri dönüş yaşamış, 70 dk rakibini adeta sahasına hapsetmiş ve de rakibin ayaklarını titrer hale getirmişti. Ama bunlardan da öte şampiyon nasıl oynar onu göstermişti. Fenerbahçe'nin şampiyon olduğu yıllarda bile Galatasaray'a karşı oynayamadığı gibi. Hemen 4-0 ve 6-0 lık skorları hatırlayan için de belirtmek de fayda var, onlar Fenerbahçe'nin şampiyon olmadığı sezonlardaydı... Ayrıca Fatih Altaylı'nın kaçırdığı bir diğer nokta takımın normal sezonda şampiyonluğunu ilan etmesiydi. Yani o play-off saçmalığı olmasaydı şu an şampiyonluk havası atıyordu Fatih Altaylı etrafındaki jet sosyete arkadaşlarına. Zira taraftarlar orada beraberliğe değil buna sevinmişti. Yıllar sonra bu kadar ayakları yere basan kaliteli bir takıma, ezelini rakibini ezen oyun anlayışına, normal sezonu şampiyon bitiren büyük takıma sevinmişlerdi. Kaldı ki eğer Galatasaraylı taraftarlar Şükrü Saraçoğlu'na alınmış olsaydı bu derece bir kutlamaya da şahit olamayacaktık. Tekrar belirtiyorum, iyi ki olmuş iyi ki ele güne beraberliğimizi gösterdik. Biz orada beraberliğe değil ilk aşamada ele geçirilen ve son aşamasında da mutlu biteceği öngörülen şampiyonluğa sevindik. Adam olduğumuza, Galatasaraylı olduğumuza sevindik. Sen Galatasaraylı'dan utanamazsın asıl biz senden utanıyoruz sen böyle konuştukça!

Facebook Üzerine..

| 15.3.12

Farkettiniz mi bilmiyorum ama bir sosyal paylaşım aracı olan Facebook aramızda uzun zamandır afili söz yarışması olarak kullanılıyor. Bir çok kişi yazarlardan, şairlerden alıntı yaparak ya da daha kötüsü kendisi yazmaya çalışarak bu yarışmaya katılıyor ve alınan beğeni veya paylaşılma sayısına endekslenmiş bir ego tatmini durumu söz konusu. Beni asıl rahatsız eden şey ise Facebooktaki profillerimizle gerçek hayattaki karakterlerimizin çok fazla çelişmesi. Örneğin arkadaşlarıyla tartıştığı tek konu dün akşam izlediği yetenek yarışmasının son bölümü olan, okuduğu tek gazete magazin ekleri olan birisi kalvyeyi eline alınca Oscar Wilde'a dönüşüp müthiş bir entelektüel birikimle insanlara hayat konusunda öğütler veriyor; gün boyu arkadaşlarına sulu şakalar yapıp iğrenç espriler üreten birisinin Facebook'a girince aslında melankolik bir aşk şairi olduğunu öğreniyoruz, veya az önce gördüğü kız hakkında arkadaşlarına çeşitli fantaziler sıralayan birisini akşam bir din alimi olarak insanlara ahlak dersleri verirken görebiliyoruz. hal böyle olunca bunlar okuyucunun samimiyet testinden geçemiyor ve inandırıcı olmuyor maalesef..

Günün Karikatürü #39 || Stay Hungry Stay Foolish

| 12.3.12
Yiğit Özgür'den Steve Jobs'ın meşhur lafı üzerinden karalanmış bir başka enfes karikatür.



Bilmece

| 9.3.12


Baba ve oğlu arabayla bir yolculuğa çıkar ve yolda trafik kazası geçirirler. Baba olay yerinde hayatını kaybeder, oğlu yaralanır ve hastaneye kaldırılır. Onu ameliyat için gelen cerrah çocuğu görünce şok olur ve "Bu benim oğlum !" der. Sizce bu nasıl olur ? Bu soruyu bugün bir çok arkadaşıma sordum ve aldığım cevaplar genelde çocuğun biyolojik babası, dedesi ve daha bir çok komplike senaryolardı. Aslında sorunun cevabı çok basit ; cerrah çocuğun annesidir. Sadece bu bilmece bile toplumumuzun kadına olan bakışının özetidir bence. Bilinçaltımıza yerleşmiş bazı önyargılar (kadın cerrah olmaz, baba oğul ilişkisi vs) bu basit cevabı bile vermemizi engellemiş durumda. Sadece söylemek istedim. Siz de etrafınıza bir sorun, farkedeceksiniz...

Film Önerisi # Funny Games

| 6.3.12
Ölümcül Oyunlar

2007/USA



Yönetmen: Michael Haneke

Oyuncular: Naomi Watts, Tim Roth, Michael Pitt

Bir film izlerken genelde hangi tarafı tutarsınız? Bu tarafı neye göre belirlersiniz? Peki ya tuttuğunuz taraf kazanamaz ise? Sinirleri altüst eden, klişe düşmanı bir film Funny Games..

Anne, baba ve küçük bir çocuktan oluşan sevimli bir aile lüks arabaları ile klasik müzik eşliğindeki yolculukları göl kenarındaki yazlıklarına ulaşmalarıyla sona erer. Oraya vardıklarında ise hem komşularında hem de yanlarındaki yabancı adamda bir gariplik sezerler. Daha sonra bu tuhaf görünümlü genç adam kendisini komşularının gönderdiğini söyleyerek yemek yapmak için yumurta ister. Fakat ortamda garip bir gerginlik vardır. Oyun başlamıştır.

Kendisini seyirciyi rahatsız etmeye adayan ve bundan daha fazlasını başaran Alman yönetmen Michael Haneke yine izleyiciye psikolojik işkence yapıyor, izleyicinin adalet duygusuyla oynuyor. Film burjuvazi ve sistemin tüm değer yargılarını yerle bir etmekle kalmıyor ayrıca tüm Hollywood klişelerini yıkan sahnelere sahip. Filmin 97 yapımı orijinal Almanca ve 2007 yapımı ABD versiyonu mevcut. İki filmin de yönetmeni, senaryosu, kurgusu aynı; sadece daha fazla insana ulaşmak için ABD versiyonu çekilmiş.




Babam bu filmi televizyonda izlediğinde sinir küpüne dönmüş; bir daha bu yönetmenin filmini izlemeyeceğini söylemişti. Zaman zaman insanı geren, kimi zaman sinirlendiren, hatta bazen tiksindiren bu filmi size tavsiye ettiğim için benim için hoş seyler söylemeyebilirsiniz çünkü hazmedilmesi zor bir film ama gerçekten izlenilmesi gereken bir yapıt olduğunu düşünüyorum.




Günün Şarkısı || Lily Frost - Secret

| 24.2.12
               Bazen kalbinizin istediğini değil mantığınızın istediğini yapmak gerektiren zamanlar olur derler ya, öyle bir zaman yaşıyorum şu an. Benim için çok önemli olan bi arkadaşımı, belki de yoldaşımı arkada bırakıyorum bugün. Daha büyük acılara engel olmak için yine acı çekmek gerekir bazen. Bu da böyle bir şeydi işte yazmak istedim. Ne alaka dimi. Ben de bilmiyorum. Her neyse iyi geceler herkese, ülkenize kötülükler uğramasın canlar... Bu şarkıda ona gelsin hadi, çok sever-dik... 



Başkanın Sözlük Anlamını Bulmuş Gibiyiz..

| 22.2.12


Adnan Polat'a zamanında sempati duyardım ve iyi bir başkan olmaya çalıştığını da düşünürdüm. Sonra zamanla bunda yanıldığımı, daha doğrusu başkanlık ve bazı kararlar bakımından eksiklikleri olduğunu farkettim bunu da blogda yazmıştım zaten. Ama Ünal Aysal şimdiye kadar yaptıklarıyla, duruşuyla, açıklamalarıylai geleceğe dair akılcı ve umut vaadeden yatırım  ve yaptırımlarıyla gerçek bir başkanın nasıl olabileceği konusunda gerçek ipuçları veriyor hepimize. Bugün de Aziz Yıldırım'a verdiği cevap gerçekten ona olan sempatimin bir kat daha artmasına yol açtı. Helal olsun, gerçekten çok şanslıyız, böyle bir dönemde böyle bir başkana sahip olduğumuz için. Umarım çizgisini hiç bozmaz ve bizi gururlandırmaya devam eder...

İşte açıklaması:

"Sayın Aziz Yıldırım,Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı
Bugüne kadar gerek soruşturma aşamasında, gerekse adli makamlara intikalinden sonra bu davanın hukuki sonuçlarını etkileyebilecek en küçük bir imâda dahi bulunmaktan kaçındım, kaçındık. Olayın Galatasaray’ı ilgilendiren yegane boyutu ve tüm çabalarımız, bu konuda karar alması gereken özerk kurumların gecikmeleri durumunda Galatasaray ve Türk takımlarının bir zarar görmesi tehlikesine karşı ilgili mercileri uyarmaktan ibaret oldu.
Hatırlamanız gerekir, 3 Temmuz’dan 24 saat sonra yaptığımız açıklamada tüm Galatasaray camiasından rekabet duyguları içinde hareket etmemelerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmelerini özellikle rica etmiştim. Bunu spor anlayışımın gereği olduğu kadar toplumsal aşırılıkları önceden engellemek ve meseleyi tırmandırıp nefret duygularının tırmanmamasını sağlamak için yaptım.
Sayın Yıldırım, sizin Başkan olarak temsil ettiğiniz kurum bir spor kulübü, herhangi bir şirket değil. Dolayısıyla sadece yargı kurumlarına ve ceza yasalarına tâbi değilsiniz. Ülke içinde TFF ve uluslararası alanda UEFA ve FIFA kurallarına tâbisiniz. Eğer bir spor kulübü değil de, bir özel şirket söz konusu olsaydı sportif kararlar için davanın sonunu beklemek en doğal hakkınız olurdu. Ama ne yazık ki taşıdığınız sıfat, temsil ettiğiniz kurumun başka sorumlulukları ve futbol dünyasının başka kuralları var.
Belirtmeliyim ki, savunmanızın size yapılan itham ve suçlamalar üzerine kurulmuş olmasını beklerdim ve emin olunuz bu iddiaların haksız olduğunu teker teker kanıtlamanız bir spor adamı olarak beni sadece sevindirirdi. Ne yazık ki, daha ilk günden itibaren yanlış bir yol izlemektesiniz. Galatasaray başta olmak üzere başka kulüpleri de suçluymuş gibi gösterme çabalarınız, hukuk bilgime dayanarak söylüyorum, sizi de, kurumunuzu da temize çıkarmaz. Üstelik spor dünyamız açısından tam da engellemek istediğim o nefret duygularını pekiştirir. Başarıya ne denli tutkulu bir insan olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ama kurumlarımızın başarısının ötesinde topluma karşı önemli sorumluluklarımız var ve bu yönde çağdaş değerleri benimsemiş olmamız gerekir. Bu açıdan kendinizi kurtarmak için bile olsa 107 senelik şerefli tarihimize dil uzatarak ve mesnetsiz iftiralarla “leke bulaştırma” yönteminin size hiçbir faydası olmayacağı gibi son derece tehlikeli neticeler doğuracağını özellikle hatırlatmak isterim.
Sayın Yıldırım, sizi destekleyen saf ve temiz taraftarlarınız, etkinizdeki bazı medya mensupları ne denli alet olurlarsa olsunlar, bizlerin görevi onları kullanıp başkalarına çamur atarak futbolumuzu daha da kirletmek değil, temize çıkması için gayret sarfetmektir.
Suçsuzluğunuzu kanıtlayıp bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı dilerim.

Ünal AysalBaşkanGalatasaray Spor Kulübü"

Günün Karikatürü #38 || 5 Kiloyla Angelina Coli

| 21.2.12


Sami en sevdiğim karikatürlerden biri, tam bir Türk evladı :D İşte bugüne kadar birçoğumuzun yaşamış olduğu iç geçirmeyi Sami'nin dışa vurumu. Cihan Ceylan'dan...

Yıldırım Demirören ve Türk Futbolu Üzerine...

| 20.2.12


An itibariyle Beşiktaş kulübü ve Kulüpler Birliği Başkanı Yıldırım Demirören TFF Başkanlığına 14 kulübün desteğiyle aday olduğunu açıkladı. Tabi bu açıklama da içimdebüyük korkular uyandırdı ve sanırım yanlız da değilim bu konuda.

Yıldırım Demirören Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin başında bulunan bir iş adamı iken şimdi de maç saati dolmuş şoförlerinin sefere çıkmadığı, sevinçten ya da üzüntüden insan ölümlerine kadar yüzlerce olayın olduğu ve gündem de ne olursa olsun asla popülerliğinden bir şey kaybetmeyen bir sporun, futbnolun başındaki insan olmaya çok yakın durumda. Peki neden, nasıl bu noktaya gelindi?

Serdar Bilgili 2004 yılında BJK başkanlığından istifa ettiğinde üzülmüştüm bir futbolsever olarak. Beşiktaş'ın 2003 yılındaki efsane şampiyonluğunun kazandırdığı saygı dışında, mali ve idari anlamdaki atılımları, yönetim ideolojisi, duruşu, konuşması ve karekteriyle gerçek başkan profili çiziyordu ve böyle insanların bu işin başında olması gerektiğini düşünüyorum. Her neyse Serdar Bilgili şartlar gereği o zamanlar istifa ettiğinde yerine gelen isim daha önce yine kendi yönetiminde yer almış bir isim olan Yıldırım Demirören oldu. O günden bu yana geçen sekiz yıllık süreçte Beşiktaş futbol takımı 1 Lig Şampiyonluğu, 4 Türkiye Kupası ve 1 de Türkiye Süper Kupası'nı müzesine götürdü. Futbol takımı dışında kalan diğer branşlarda ise Hentbol takımının bariz sürdüğü kupa hegemonyası dışında kalan tek lig şampiyonluğu 2005 yılında bayan basketbolunda gelmiş. Ayrıca yine basketbl şubesinden gelen bazı kupa şampiyonlukları da var. Sportif açıdan karnesi bu Demirören'in ve ben başarılı ya da başarısız diye yargılamayacağım. O yorum kişiden kişiye değişir ki etik olarak da bu Beşiktaşlılar ve onların memnuniyetiyle de alakalı biraz. 

Kendi açımdam, ben bir başarıdan söz edeceksem benim için orada sağlam bir ekonomik yapı, yönetimde istikrar, kadro yapılanmalarında istikrar, birikimli ilerleme ve bunlarla birlikte gelen sportif başarı yani tam anlamıyla sağlam bir yapı önemli gelir. Hak vereceğinizi umarak da söylüyorum ki sekiz yıl bunun için önemli ve de yeterli bir süre. Peki Beşiktaş'ın hangi şubesinde bunu görüyoruz? Hiçbirinde. Sakın Beşiktaşlı kardeşlerim yanlış anlamasın, bunu söylerken diğer kulüplerin ya da taraftarı olduğum Galatasaray'ın mükemmel olduğundan bahsetmiyorum ama başkanlarının da 8 yıllık süreçte yaptığı hataların doğruların çok üstünde olduğunu görmek gerek. Şu an tüm branşlar içerisinde hangi takımın gidişatı size gelecek sezonun iyi olacağını vaadedebilir Beşiktaş'ta? Yani evet geçen hafta Beşiktaş Milangaz Türkiye kupasını kazandı ama bu başarının doğru atılımlarla lige ve gelecek senelere yansıması şu an beklentiler içerisinde mi? Düşündüğüm ve çevremden duyduğum kadarıyla hayır. Hentbolda bariz bir istikrar var ama  bu Yıldırım Demirören'in başarısı mıdır yoksa işin arka yüzünde başka bir kahraman mı var tam bilmiyorum o konuyu ama Yıldırım Demirören'in başarısıysa bile hentbol takımının maçlarına bir yılda giden seyirci sayısı belki de İnönü'ye bir maçta gelen seyirci sayısıyla mukayese edilebilir. Sakın ola hentbolu ya da başarılarını küçümsediğim düşünülmesin ama ortada da arz talep meselesi var. Eminim hentbol takımının şu anki başarısından haberdar olmayan onbinlerce Beşiktaşlı vardır.  Her neyse.

Diyeceğim odur ki insan olarak nasıl biridir bilmiyorum ve belki de dünyadaki en iyi niyetli insandır Yıldırım Demirören ama şurası açık ki bir kulüp başkanlığı için zaten uygun biri değilken yapılanmaya gitmesi gereken Türk futbolu içinde TFF başkanlığı için uygun bir isim değildir kanaatimce. Eğer ki Beşiktaş bugün, ekonomik olarak geleceği sürekli eksilere giden, başkanına bağımlı hale gelmiş, hiçbir branşta başarı konusunda güven vermeyen bir noktada ise sebebi başkanıdır. Bence başkanlık döneminde elde ettiği sportif başarılarının en büyük sebebi de Beşiktaş formasının şerefi, Beşiktaşlılık Ruhu ve canını verebilecek kadar Beşiktaş'ı seven taraftarlardır.


Halböyleyken, ülke futbolunun krizde, Avrupa kupalarının tehlikede olduğu, milli takımların başarısız ve istikrarsız olduğu bu dönemde TFF başkanlığı için Yıldırım Demirören ihtimali beni korkutuyor. Yaptığı icraatların dışında son dönemde, kriz döneminde yaptığı açıklamalar, ortaya koyduğu düşünceleri de düşüncemi destekliyor. Belki bir çok kulüp Demirören'i uygun görüyor gibi gözüküyor ama açıkcası Beşiktaş dahil lig takımlarının neredeyse yarısının adının geçtiği bir şike operasyonunda bu takımların Yıldırım Demirören'e destek vermesi de garipsenecek bir şey değil. Zihinlerinde "Demirören Beşiktaşı şikeden aklattırmak için bizi de arada kurtarır çünkü eğer bir şike cezası yenilirse bu onun döneminde gerçekleşmiş olur" düşüncesinin yer aldığını düşünüyorum. ( Bunu söylerken de  kimseyi şikeyle itham etmiyorum, olası bir senaryodan bahsediyorum, henüz kimseyi suçlayacak özellikle de Beşiktaş'ı suçlayacak bir şey görmedim keza iddialarda ) Komplo teorisi yaratmıyorum ve şikede adı geçmeyen kulüplerin de  "konulara ve sorunlara hakim" denilerek destek verdiğinin de farkındayım ama. Aması var işte. O kadar çok var ki hem de. 


Son olarak söylemek istediğim şey şu:
Boktan gidiyorduk iyice boka sarıyoruz ülke futbolu olarak.

ps: Bu yazıyı gerçekten Galatasaraylılık tarafımı bir tarafa bırakarak tüm samimiyetimle yazdım. 


ps2: Ben bu yazıyı yazarken, ki yayınladıktan sonra gördüm, Adnan Öztürk bu konu üzerine ve benim düşüncelerime paralel yazılı bir açıklama yapmış onu da paylaşayım.


"Adnan Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, ''Türk futbol tarihinin en riskli ve problemli doneminde devam eden adli süreçte isimi geçen kulüplerden herhangi birisinin, herhangi bir yöneticisinin, TFF başkanlığına aday olmasının Türk futbolunun geleceği için sıhhatli olmadığına inanıyoruz''


Çekincelerim olduğu için tekrar belirtiyorum, özellikle de bu açıklamalardan sonra bu yazımı Galatasaray'a dayandırmak daha kolay olacak ama tekrar belirtiyorum ki alakası yok. Burası bir blog ve sıfır menfaat sağlayan bir blog. Kendimi ya da bir başkasını kandırmamın da bir yararı olmayacaktır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion