Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)


Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünyanın En Dürüst Adamı: Drogba

| 14.7.12

Geçtiğimiz günlerde büyük yankı uyandırmıştı Drogba'nın Çin'e transfer olması. 34 yaşındaki Fildişili futbolcu geçen sezon Chelsea ile beraber sezon finalini harika çıkarmış ve kariyer başarılarına Şampiyonlar Ligi kupasını da eklemişti. Hal böyle olunca insanın artık belli bir doyuma ulaşması normal. Ee yaş gelmiş 34'e, yıllardır üst düzey futbol oynayıp birçok başarı yakalamışsın, biraz futbol aşkından kopsan, başarı hırsını yavaştan kaybetsen kimse bir şey diyemez ki demedi de Drogba'ya. Lakin bugün ki imza töreninde Drogba'nın yaptığı insanları özellikle de Çinlileri keriz yerine koymaktan başka bir şey değil. Kardeşim adamlar sana yıllık 15 milyon Euro vermiş, yine milyonlarca euro dolar her neyse 1,5 milyar nüfusu olan bir ülkede çeşitli organizasyonlardan, reklam ve pazarlama işlerinden kazanacaksın ama sen bunları es geçip para için gelmedim dersen olmaz kardeşim, ayıptır. Açıklamasına bi bakalım :


''Avrupada kalmak benim için daha kolaydı, ancak ben Çin'i seçtim'' diyen ve paranın kendisi için önemi bulunmadığını söyleyen Drogba, ''Yeni deneyimler için buradayım'' dedi.


Çok sallamış, olmamış :) Ama şöyle bir açıklama yapsa, çok daha inandırıcı olurdu.
 "Evet maddi olarak gerçekten tatmin edici bir sözleşmeydi ve buraya gelmem de katkısı vardı ama beni asıl getiren yeni deneyimler yaşamak ve Çin'de yapacağım işlerle buranın futbol gelişimine katkıda bulunmak ve insanlar tarafından saygı görmektir." 

Pek çoğunuz bilmez ya Drogba da bizim blogun takipçilerinden, bu yazıyı görüp dersler çıkaracaktır.
Şaka maka Drogba beni niye gerdi de neden böyle bir entry ortaya çıktı bilmiyorum ama açıkcası benim Drogba ile değil de bu futbolcuların demeçleriyle, dümenleriyle problemim var. Her neyse bir iki laf ederiz bunun hakkında da sonra. Drogba'ya sevgilerimi iletirken yazımı da sonlandırıyorum.  

Süperlig'e Tecavüz Ediyorlar

| 30.3.12
          Başlık biraz çarpıcı oldu sanırım ama tutamadım kendimi. Önce şu Süper Final ve Avrupa Playoff  Grubu saçmalığı sonra da Süper Turnuva adı altında yukarıdaki iki grupta da yer alamayan 10 takımın yer alacağı bir statü şekli... Digiturk'e yaranacağım kulüplere üç beş daha fazla kazandıracağım diye yaptıkları bu alengirli işlerin haddi hesabı yok. Vallahi sinirleniyorum. Hele bir de geçenler de okuduğum gelecek yıl için düşünülen "iki gruplu lig statüsü" fikri iyice zıvanadan çıkartıyor beni. Temiz bir ligimiz yok bari bırakın da şekli şemali düzgün olsun!

          Öncelikle söyleyeyim, bu statüyle beraber gelen daha fazla derbi daha fazla heyecan kısmına katılıyorum. Daha fazla keyif alıyoruz o maçlardan, daha fazla karnaval havasına bürünüyor hayat. Ayrıca sadece derbi maçlarını bekleyen insanlar bile var, sırf derbi keyfi için takım tutan falan ama olay o değil işte dostlar. Olay her şeyden önce EMEKTE, olay  hepsinden öte HAK etmekte. Zaten şu anda söylediğim şeyleri aylardır kaleme alan yazarlar, dile getiren insanlar var ve ben aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum. Ama başından beri TFF başkanlığına karşı çıktığım, kendi ve başkalarının çıkarları için başa gelmiş-getirilmiş-, "gerekirse 5 sene Avrupa'ya gitmeyiz" gibi sözlerle dar görüşlülüğünü meydana sermiş olan Yıldırım Demirören'e güvenmiyorum arkadaş. Olay Fenerbahçe'nin düşüp düşmemesi de değil, umurumda değil -ki ben hakikaten inşallah davada haklı çıkarlar da düşmezler diyenlerdenim- ama ligi ve takımları para ve çıkarlar uğruna oyuncakları haline getiriyorlar bunu kaldıramıyorum işte. İnşallah bu saçma sistemler seneye eski haline döner de biz yine 34 haftanın heyecanını, ligde iki derbinin heyecanını yaşarız.

           Son olarak Galatasaraylı kimliğimden bürünerek sormak istediğim bir şey var. Geçen sene 34. haftaya puan puana bitiren iki takım var iken bu sene 3 hafta öncesinden ligi 1. bitirmeyi garantilemiş takım playofflarda şampiyon olamazsa insanların gönlü nasıl rahat olacak? Ha evet bazıları " 34 haftayı lider bitiryorsa Playofflarda da şampiyon olsun bakalım diyor" ama onlar da deyimi yerindeyse boş konuşuyor, evet boş. Eğer dedikleri gibi olsaydı koyardı federasyon 4 büyük takımı bir gruba 1 yıl boyunca aralarında maç yaptırırdı ama olmuyor işte öyle. Anlamamız gereken şu ki, 34 haftalık bir periyotta bir oyuncun belli dönemler form tutar belli dönemler sakatlanır ya da sakatlanmaz, belli dönemlerde takım iyi gider gitmez ve bunlara ek sayabileceğimiz onlarca parametre yüzünden 34 haftayı lider bitiren takım şampiyon olmuş olmalı. Bu sene nasıl bittiği önemli değil de önümüzdeki sezon her şey eskisi gibi olsun!

Taraftarlık ve At Gözlüğü

| 22.3.12
“Anlaşılan o ki Fenerbahçeli taraftarlar, Galatasaray taraftarlarının ulaştığı kültürel spor ahlâkının uzağındalar.'' demişti Galatasaray Başkanı Ünal Aysal; geçtiğimiz günlerde oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçında yaşanan olayların ardından. Çok da tepki almıştı bu sözleri. Bugünkü Fenerbahçe-Samsunspor maçında Fenerbahçeli taraftarlar akıllarınca bir protestoda bulunmuşlar: maça gelen seyirciler kaşlarına yara bandı yapıştırarak Fatih Terim'e göndermede bulunmuşlar.Ayrıca sosyal medyada işi daha da ileri götürüp yara bantlı fotoğraflarını paylaşmışlar.


Olayın ahlaki boyutu bir tarafa bu eylemin mantığını kavrayabilmiş değilim. Rakip teknik direktörün kafasını yaralayıp bunun üstüne dalga geçmek hangi zekanın ürünüdür? Kendi ayıbıyla dalga geçecek kadar antipatikleşen bir taraftar grubunu ömrümde ilk kez görüyorum. Teşekkürler Fenerbahçe taraftarı; Ünal Aysal'ın ne kadar haklı olduğunu gösterdiğiniz için..


p.s.: Volkan Demirel kendi açıklamıştı zaten, "Söz konusu Fenerbahçe ise biz at gözlüğü takarız". Başka söze gerek yok sanırım...

Fatih Altaylı'yı Utandırmışız Vah Vah...

| 20.3.12



Gazeteci kişiliğinden çok yaptığı amaçsız açıklamalarla gündemimize gelmeye devam eden Fatih Altaylı'dan bir bomba daha. Buyurun önce açıklaması:

"Galatasaray, Fenerbahçe karşısında çok güzel bir futbol oynadı. İlk 20 dakika yüreğimiz ağzımıza geldi, "Bir 6 faciası daha mı geliyor” diye. Ama Fenerbahçe 20. dakikada durdu ve Galatasaray oynamaya başladı. 70 dakika boyunca ezici bir üstünlükle oynadı. Tanrı ise sık sık olduğu gibi Fenerbahçe'nin yanındaydı. Allah korudu. Sonuç olarak iki takım berabere kaldı. Sonra da benim için utanç başladı. Galatasaraylılar, beraberliğe çılgın gibi sevindiler. Sanki Avrupa Şampiyonu olmuşuz gibi Florya'ya akın ettiler. Futbolcular, yöneticiler tesislerin balkonuna çıktı. Tezahüratlar yapıldı. Emin olun utandım. Yıllar önce Fenerbahçe, Galatasaray'ın o Avrupa'yı titrettiği dönemlerde Ali Sami Yen'de Galatasaray'la beraber kalmış ve beraberlik üzerine çılgın gibi sevinmişti. Biz de dalga geçmiştik, "Bizimle berabere kaldıklarına bile seviniyorlar” diye. Şimdi aynı duruma biz düştük. Bir an "Görmemişin beraberliği olmuş” diye düşündüm. Vallahi utandım, billahi utandım." 

Kendimi bildim bileli kanımın ısınmadığı, samimiyetine ve de Galatasaraylılığına inanmadığım bir insandır Altaylı. Galatasaray'da kendisi işin içinde değilse, mutlaka eleştirecek bir şey bulur, şaşmaz bundan. Son bombası da taraftarlarımızın Florya'da maç sonu kutlamasına dair okuduğunuz gibi. Ama bilmediği ya da idrak edemediği şeyler var kendisinin. Öncelikle orada bulunan taraftarlar maç öncesinde de oradaydı ve bayram havasıyla yolcu etti takımı. Neden toplandılar? Çünkü maça alınmadıkları için takımlarına bir yerden seslenmek arkalarında olduklarını hissettirmek istemişlerdi. Bence de müthiş bir organizasyondu, Ultraslan'ın emeğine sağlık. Her neyse, maç sonunda da Galatasaray yıllardır hezimet yaşadığı Kadıköy'de müthis bir geri dönüş yaşamış, 70 dk rakibini adeta sahasına hapsetmiş ve de rakibin ayaklarını titrer hale getirmişti. Ama bunlardan da öte şampiyon nasıl oynar onu göstermişti. Fenerbahçe'nin şampiyon olduğu yıllarda bile Galatasaray'a karşı oynayamadığı gibi. Hemen 4-0 ve 6-0 lık skorları hatırlayan için de belirtmek de fayda var, onlar Fenerbahçe'nin şampiyon olmadığı sezonlardaydı... Ayrıca Fatih Altaylı'nın kaçırdığı bir diğer nokta takımın normal sezonda şampiyonluğunu ilan etmesiydi. Yani o play-off saçmalığı olmasaydı şu an şampiyonluk havası atıyordu Fatih Altaylı etrafındaki jet sosyete arkadaşlarına. Zira taraftarlar orada beraberliğe değil buna sevinmişti. Yıllar sonra bu kadar ayakları yere basan kaliteli bir takıma, ezelini rakibini ezen oyun anlayışına, normal sezonu şampiyon bitiren büyük takıma sevinmişlerdi. Kaldı ki eğer Galatasaraylı taraftarlar Şükrü Saraçoğlu'na alınmış olsaydı bu derece bir kutlamaya da şahit olamayacaktık. Tekrar belirtiyorum, iyi ki olmuş iyi ki ele güne beraberliğimizi gösterdik. Biz orada beraberliğe değil ilk aşamada ele geçirilen ve son aşamasında da mutlu biteceği öngörülen şampiyonluğa sevindik. Adam olduğumuza, Galatasaraylı olduğumuza sevindik. Sen Galatasaraylı'dan utanamazsın asıl biz senden utanıyoruz sen böyle konuştukça!

Başkanın Sözlük Anlamını Bulmuş Gibiyiz..

| 22.2.12


Adnan Polat'a zamanında sempati duyardım ve iyi bir başkan olmaya çalıştığını da düşünürdüm. Sonra zamanla bunda yanıldığımı, daha doğrusu başkanlık ve bazı kararlar bakımından eksiklikleri olduğunu farkettim bunu da blogda yazmıştım zaten. Ama Ünal Aysal şimdiye kadar yaptıklarıyla, duruşuyla, açıklamalarıylai geleceğe dair akılcı ve umut vaadeden yatırım  ve yaptırımlarıyla gerçek bir başkanın nasıl olabileceği konusunda gerçek ipuçları veriyor hepimize. Bugün de Aziz Yıldırım'a verdiği cevap gerçekten ona olan sempatimin bir kat daha artmasına yol açtı. Helal olsun, gerçekten çok şanslıyız, böyle bir dönemde böyle bir başkana sahip olduğumuz için. Umarım çizgisini hiç bozmaz ve bizi gururlandırmaya devam eder...

İşte açıklaması:

"Sayın Aziz Yıldırım,Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı
Bugüne kadar gerek soruşturma aşamasında, gerekse adli makamlara intikalinden sonra bu davanın hukuki sonuçlarını etkileyebilecek en küçük bir imâda dahi bulunmaktan kaçındım, kaçındık. Olayın Galatasaray’ı ilgilendiren yegane boyutu ve tüm çabalarımız, bu konuda karar alması gereken özerk kurumların gecikmeleri durumunda Galatasaray ve Türk takımlarının bir zarar görmesi tehlikesine karşı ilgili mercileri uyarmaktan ibaret oldu.
Hatırlamanız gerekir, 3 Temmuz’dan 24 saat sonra yaptığımız açıklamada tüm Galatasaray camiasından rekabet duyguları içinde hareket etmemelerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmelerini özellikle rica etmiştim. Bunu spor anlayışımın gereği olduğu kadar toplumsal aşırılıkları önceden engellemek ve meseleyi tırmandırıp nefret duygularının tırmanmamasını sağlamak için yaptım.
Sayın Yıldırım, sizin Başkan olarak temsil ettiğiniz kurum bir spor kulübü, herhangi bir şirket değil. Dolayısıyla sadece yargı kurumlarına ve ceza yasalarına tâbi değilsiniz. Ülke içinde TFF ve uluslararası alanda UEFA ve FIFA kurallarına tâbisiniz. Eğer bir spor kulübü değil de, bir özel şirket söz konusu olsaydı sportif kararlar için davanın sonunu beklemek en doğal hakkınız olurdu. Ama ne yazık ki taşıdığınız sıfat, temsil ettiğiniz kurumun başka sorumlulukları ve futbol dünyasının başka kuralları var.
Belirtmeliyim ki, savunmanızın size yapılan itham ve suçlamalar üzerine kurulmuş olmasını beklerdim ve emin olunuz bu iddiaların haksız olduğunu teker teker kanıtlamanız bir spor adamı olarak beni sadece sevindirirdi. Ne yazık ki, daha ilk günden itibaren yanlış bir yol izlemektesiniz. Galatasaray başta olmak üzere başka kulüpleri de suçluymuş gibi gösterme çabalarınız, hukuk bilgime dayanarak söylüyorum, sizi de, kurumunuzu da temize çıkarmaz. Üstelik spor dünyamız açısından tam da engellemek istediğim o nefret duygularını pekiştirir. Başarıya ne denli tutkulu bir insan olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ama kurumlarımızın başarısının ötesinde topluma karşı önemli sorumluluklarımız var ve bu yönde çağdaş değerleri benimsemiş olmamız gerekir. Bu açıdan kendinizi kurtarmak için bile olsa 107 senelik şerefli tarihimize dil uzatarak ve mesnetsiz iftiralarla “leke bulaştırma” yönteminin size hiçbir faydası olmayacağı gibi son derece tehlikeli neticeler doğuracağını özellikle hatırlatmak isterim.
Sayın Yıldırım, sizi destekleyen saf ve temiz taraftarlarınız, etkinizdeki bazı medya mensupları ne denli alet olurlarsa olsunlar, bizlerin görevi onları kullanıp başkalarına çamur atarak futbolumuzu daha da kirletmek değil, temize çıkması için gayret sarfetmektir.
Suçsuzluğunuzu kanıtlayıp bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı dilerim.

Ünal AysalBaşkanGalatasaray Spor Kulübü"

Yıldırım Demirören ve Türk Futbolu Üzerine...

| 20.2.12


An itibariyle Beşiktaş kulübü ve Kulüpler Birliği Başkanı Yıldırım Demirören TFF Başkanlığına 14 kulübün desteğiyle aday olduğunu açıkladı. Tabi bu açıklama da içimdebüyük korkular uyandırdı ve sanırım yanlız da değilim bu konuda.

Yıldırım Demirören Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin başında bulunan bir iş adamı iken şimdi de maç saati dolmuş şoförlerinin sefere çıkmadığı, sevinçten ya da üzüntüden insan ölümlerine kadar yüzlerce olayın olduğu ve gündem de ne olursa olsun asla popülerliğinden bir şey kaybetmeyen bir sporun, futbnolun başındaki insan olmaya çok yakın durumda. Peki neden, nasıl bu noktaya gelindi?

Serdar Bilgili 2004 yılında BJK başkanlığından istifa ettiğinde üzülmüştüm bir futbolsever olarak. Beşiktaş'ın 2003 yılındaki efsane şampiyonluğunun kazandırdığı saygı dışında, mali ve idari anlamdaki atılımları, yönetim ideolojisi, duruşu, konuşması ve karekteriyle gerçek başkan profili çiziyordu ve böyle insanların bu işin başında olması gerektiğini düşünüyorum. Her neyse Serdar Bilgili şartlar gereği o zamanlar istifa ettiğinde yerine gelen isim daha önce yine kendi yönetiminde yer almış bir isim olan Yıldırım Demirören oldu. O günden bu yana geçen sekiz yıllık süreçte Beşiktaş futbol takımı 1 Lig Şampiyonluğu, 4 Türkiye Kupası ve 1 de Türkiye Süper Kupası'nı müzesine götürdü. Futbol takımı dışında kalan diğer branşlarda ise Hentbol takımının bariz sürdüğü kupa hegemonyası dışında kalan tek lig şampiyonluğu 2005 yılında bayan basketbolunda gelmiş. Ayrıca yine basketbl şubesinden gelen bazı kupa şampiyonlukları da var. Sportif açıdan karnesi bu Demirören'in ve ben başarılı ya da başarısız diye yargılamayacağım. O yorum kişiden kişiye değişir ki etik olarak da bu Beşiktaşlılar ve onların memnuniyetiyle de alakalı biraz. 

Kendi açımdam, ben bir başarıdan söz edeceksem benim için orada sağlam bir ekonomik yapı, yönetimde istikrar, kadro yapılanmalarında istikrar, birikimli ilerleme ve bunlarla birlikte gelen sportif başarı yani tam anlamıyla sağlam bir yapı önemli gelir. Hak vereceğinizi umarak da söylüyorum ki sekiz yıl bunun için önemli ve de yeterli bir süre. Peki Beşiktaş'ın hangi şubesinde bunu görüyoruz? Hiçbirinde. Sakın Beşiktaşlı kardeşlerim yanlış anlamasın, bunu söylerken diğer kulüplerin ya da taraftarı olduğum Galatasaray'ın mükemmel olduğundan bahsetmiyorum ama başkanlarının da 8 yıllık süreçte yaptığı hataların doğruların çok üstünde olduğunu görmek gerek. Şu an tüm branşlar içerisinde hangi takımın gidişatı size gelecek sezonun iyi olacağını vaadedebilir Beşiktaş'ta? Yani evet geçen hafta Beşiktaş Milangaz Türkiye kupasını kazandı ama bu başarının doğru atılımlarla lige ve gelecek senelere yansıması şu an beklentiler içerisinde mi? Düşündüğüm ve çevremden duyduğum kadarıyla hayır. Hentbolda bariz bir istikrar var ama  bu Yıldırım Demirören'in başarısı mıdır yoksa işin arka yüzünde başka bir kahraman mı var tam bilmiyorum o konuyu ama Yıldırım Demirören'in başarısıysa bile hentbol takımının maçlarına bir yılda giden seyirci sayısı belki de İnönü'ye bir maçta gelen seyirci sayısıyla mukayese edilebilir. Sakın ola hentbolu ya da başarılarını küçümsediğim düşünülmesin ama ortada da arz talep meselesi var. Eminim hentbol takımının şu anki başarısından haberdar olmayan onbinlerce Beşiktaşlı vardır.  Her neyse.

Diyeceğim odur ki insan olarak nasıl biridir bilmiyorum ve belki de dünyadaki en iyi niyetli insandır Yıldırım Demirören ama şurası açık ki bir kulüp başkanlığı için zaten uygun biri değilken yapılanmaya gitmesi gereken Türk futbolu içinde TFF başkanlığı için uygun bir isim değildir kanaatimce. Eğer ki Beşiktaş bugün, ekonomik olarak geleceği sürekli eksilere giden, başkanına bağımlı hale gelmiş, hiçbir branşta başarı konusunda güven vermeyen bir noktada ise sebebi başkanıdır. Bence başkanlık döneminde elde ettiği sportif başarılarının en büyük sebebi de Beşiktaş formasının şerefi, Beşiktaşlılık Ruhu ve canını verebilecek kadar Beşiktaş'ı seven taraftarlardır.


Halböyleyken, ülke futbolunun krizde, Avrupa kupalarının tehlikede olduğu, milli takımların başarısız ve istikrarsız olduğu bu dönemde TFF başkanlığı için Yıldırım Demirören ihtimali beni korkutuyor. Yaptığı icraatların dışında son dönemde, kriz döneminde yaptığı açıklamalar, ortaya koyduğu düşünceleri de düşüncemi destekliyor. Belki bir çok kulüp Demirören'i uygun görüyor gibi gözüküyor ama açıkcası Beşiktaş dahil lig takımlarının neredeyse yarısının adının geçtiği bir şike operasyonunda bu takımların Yıldırım Demirören'e destek vermesi de garipsenecek bir şey değil. Zihinlerinde "Demirören Beşiktaşı şikeden aklattırmak için bizi de arada kurtarır çünkü eğer bir şike cezası yenilirse bu onun döneminde gerçekleşmiş olur" düşüncesinin yer aldığını düşünüyorum. ( Bunu söylerken de  kimseyi şikeyle itham etmiyorum, olası bir senaryodan bahsediyorum, henüz kimseyi suçlayacak özellikle de Beşiktaş'ı suçlayacak bir şey görmedim keza iddialarda ) Komplo teorisi yaratmıyorum ve şikede adı geçmeyen kulüplerin de  "konulara ve sorunlara hakim" denilerek destek verdiğinin de farkındayım ama. Aması var işte. O kadar çok var ki hem de. 


Son olarak söylemek istediğim şey şu:
Boktan gidiyorduk iyice boka sarıyoruz ülke futbolu olarak.

ps: Bu yazıyı gerçekten Galatasaraylılık tarafımı bir tarafa bırakarak tüm samimiyetimle yazdım. 


ps2: Ben bu yazıyı yazarken, ki yayınladıktan sonra gördüm, Adnan Öztürk bu konu üzerine ve benim düşüncelerime paralel yazılı bir açıklama yapmış onu da paylaşayım.


"Adnan Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, ''Türk futbol tarihinin en riskli ve problemli doneminde devam eden adli süreçte isimi geçen kulüplerden herhangi birisinin, herhangi bir yöneticisinin, TFF başkanlığına aday olmasının Türk futbolunun geleceği için sıhhatli olmadığına inanıyoruz''


Çekincelerim olduğu için tekrar belirtiyorum, özellikle de bu açıklamalardan sonra bu yazımı Galatasaray'a dayandırmak daha kolay olacak ama tekrar belirtiyorum ki alakası yok. Burası bir blog ve sıfır menfaat sağlayan bir blog. Kendimi ya da bir başkasını kandırmamın da bir yararı olmayacaktır.

Muallaklar içinde yeni Sezon, Karanlıklar ardında yeni Umutlar...

| 18.7.11
             Fenerbahçe bu kez son haftada şampiyonluğun kaçmasına izin vermemiş ve Sivasspor'u 4-3 mağlup ederek 18. şampiyonluk kupasını müzesine götürmüştü. Trabzonlular üzüldü, çünkü daha çok hakettiklerini düşünüyorlardı. Antep, Bursa ve Beşiktaşlılar ise şampiyonluktan çok elde ettikleri Avrupa biletleriyle ilgileniyorlardı. İşte bu beş takım ya iyi bi sezonun ya da kötünün iyisi tesellisiyle avunuyordu ama biz Galatasaraylılar'ın umrunda bile değildi bu olanlar. Birçoğumuz değil maçları, özetleri bile umursamaz olmuştuk, takım o kadar kötüydü ki, kulübün içinde dışında olanlar, Florya'da olanlar, lisede olup bitenler o kadar çirkindi ki, İyi Günde Kötü Günde felsefesi bile havada kaldı, o kadar soğutulduk belki de. Sonra derken yeni yönetim geldi başa, yeni hedefler, büyük vaatler, iddialı laflar... Fatih Terim'in başına getirildiği ve bir çok futbolcunun gönderildiği bir futbol takımı çıktı karşımıza. Bunlar olurken de Fenerbahçe Voleybol Takımı'na Avrupa'da Dünya'da finaller oynatan adam Mehmet Ali Aydınlar, tüm kulüplerin desteğini alarak yeni Federasyon Başkanı oldu. Aynı zamanda bir de seçim atlattı Türkiye bu sırada ve bunun spora da bir etkisi vardı keza artık sporun bakanlığı vardı, Spor ve Gençlik Bakanı adı altında Suat Kılıç artık sporun siyasetteki en yüksek ismiydi. Bunlar çok sıradışı şeyler değildi, öyle ya da böyle takımlar ya da futbol camiası bir sezonu geride bırakmış ve yeni sezon için hazırlanmaya başlamıştı olağan işleyişinde. Ama bir sabah Türkiye'nin hatta Avrupa'nın bile gündemini değiştirecek bir haber düştü ajanslara. Tarihin en büyük ( çünkü daha önce buna imkan tanıyacak yasal düzenleneme yoktu) şike operasyonu başlamıştı ve başrolde şampiyon Fenerbahçe ve de  başkanı Aziz Yıldırım vardı. Bir çok yönetici, futbolcu ve de takım bu soruşturmaya dahil ve şuanda da devam ediyor olay. Hepimiz beklemedeyiz, kafamızda milyonlarca soru milyonlarca endişe. Lig ertelenecek mi, suçlar ispatlanabilecek mi, yoksa ortada bir suç yok mu, bunlar komplo mu, avrupa serüvenleri ne olacak takımlarımızın, ortada kalan kupalar ne olacak, ligimiz gerçekten bu kadar kirlendi mi vs vs vs. Bu konuyu daha hiçbir şey kesinlik kazanmadan dillendirmek istemiyorum ama merakla bekliyorum ve birçokları gibi ben de liglerin soruşturma tamamlanmadan başlatılmamasını mantıklı buluyorum. Diğer türlüsü çok daha haksız sonuçlara yol açabilir zira...

Ye Bakalım Helva'nı...

| 21.1.11

Başkanlığından şüphe ettiğim oldu ama adamlığından hiç olmadı Adnan Polat... Evet kaçırdığın noktalar yine var, yanlış yaptığın şeyler de lakin bilirim ki o koltuğu şu an ağzı laf yapan, oluşan işlerin üstüne konmaya çalışan tüm o leş kargalarından, korkaklardan daha çok seviyor ve hakediyorsun. Kim ne derse desin!!!
 Bunu bugün anlamadım, seçildiğin ilk gün anladım ve kötüysen sen kusura bakmasınlar kötülerin de en iyisi sensin, onlar masallarını anlata dursunlar; tekrar ayağa kalktığın şu saatte yolun açık olsun, arkandayız.En azından kendi adıma...


Ve Mehmet Helvacı, yukarıda Allah var ki ilk günden beri içim ısınmadı sana sonunda da nasıl bir zat olduğun gün yüzüne çıktı ne varki... Bugün helva yemeyi umuyordun  biliyorum lakin yediğin senin ki oldu... Hainlik ne kötü şey. Ye bakalım Helvanı...

Haydi güzel günlere!

TT Arena, Adnan Polat ve Diğerleri

| 18.1.11
 
Öncelikle yazmaya verdiğim ara bitti sanırım, uzun bir aradan sonra ilk yazıyı giriyorum... Konu malum, yeni mabed, açılış ve meydana gelen tatsız olaylar...

Öncelikle herkes gibi ben de böyle bir stada sahip olmaktan ötürü ne kadar sevindiğimi anlatamam. Premier Lig hissine kapılarak Galatasaray izlemek bir farklı olacak. Hayırlı olsun diyelim asıl meseleye girmeden...

Aslında medyada son üç gündür o kadar çok yankı buldu ki bu olay, o kadar çok dillendirildi, kimilerince de oyuncak edildi ki olayın hikaye tarzını aksetmeyi gerek bulmuyorum. Stat açılışı için planlanan onca şey, harcanan paralar, sarfedilen emek ve mahvedilen bir gece. Üzücü, gerçekten üzücü... O gece yaşananlar gibi sonrasında yaşananlar, söylenenler de üzücü... Öncelikle olaya gelelim. Açıkcası stat atmosferini hepimiz biliriz ki bir yerden bir şey başladı mı bir anda içinde buluruz kendimizi çoğu zaman. O stattaki seslerin yükselmesini bununla açıklayabiliriz, o yüzden de stattaki herkese terbiyesiz demek kimsenin haddine değil ama orada terbiyeden nasibini almamış olanların bulunduğunu da inkar etmek mümkün değil. Siyasi duruşu, tuttuğu takımı, veya geçmişi ne olursa olsun bu stadın temelinin atıldığı günden beri en ince ayrıntısıyla ilgilendiği herkesce dile getirilen insanı ne olursa olsun o stattan öyle ayrılmaya zorlamamak gerekirdi. Evet TOKİ başkanı hiç olmayacak bir yerde hiç olmayacak bir cümle kurdu ama bu yine de bize yakışmayanı yakışır gösterecek değil. Biz miydik dünyanın en misafirperver ülkesi sahi? Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede bir şeyler ilerlemiyorsa, akışında giden rayına oturan tam bir şey yoksa ve yahut da başlanılan bir iş hiç bir zaman vaktinde bitmiyorsa bunun sebebi BÜROKRASİdir. O gün orada yuhlanılan kişi o ya da bu amaçla, ne olursa olsun tüm devlet bürokrasisini, stat yapımıyla aslında alakası olmayan kurumu ve de aslında çok da hakkımız olmayan parayı bizlerin hizmetin sunmuştur. Bu yüzdendir ki başbakana karşı olan o tepkiler hakkedilmemiş tepkilerdir.... 


İkinci olarak her ne kadar iyi niyetinden hala şüphe etmiyorsam da bazı konularda bir hayli rahatsızlık vermeyee başlayan Adnan Polat'a getirilen eleştirilerden bahsetmek gerekir. Bugün birçok yerde, bir çok ağızdan bu güzide kulübün birinci adamının yaşadığı mahcubiyeti yalakalık olarak lanse edenler var. Olayın şokuyla provokatör yerine protestocu dedi diye ''sen kimsin lan'' diye manşet atan gazeteler var. Rezillik. Şu kulübü herşeyiyle takip eden herkes bilir ki Adnan Polat'a karşı desteklenen provoke edilmiş bir grup var ki, Fenerbahçeli çocukları döven de, maçların birinci dakikasından itibaren takımı yuhalayanlar da bunlar. Ve o gün statta bu olayı başlatanlar da büyük ihtimalle onlardı. Onların da kimin maşası olduğu aslında aşikar ama bunlar sonra konuşulacak şeyler, daha fazla şey bilince diyelim... 


Bunun dışında bu olayı tüm Galatasaray camiasına veya o gün statta bulunan tüm kişilere mal etmeye çalışanlar da umduklarını bulamadı, bu işin sevindirici tarafı. Ultraslan'ın anında tepkisini ortaya koyması da önemliydi bu bakımdan... Başbakan'ın da kulübü hoşgördüğünü ve bugün ortaya atılan stadın Galatasaray'dan geri alınacağı iddiaları da komik geldi bana. İmkansız gibi bir şey o söz edilen şey. Zaten ortada devir işlemi yapılmadıysa bile protokol var. Her şey tamamlanıp düzlüğe çıkılacaktır. Ah bir de şu transferler takıma dahil edilse...

Adnan Polat 100% Futbol'daydı

| 3.9.10
Türkiye - Çin maçını izledikten sonra hemen geçtim NTVSPOR'a merakla beklemeye başladım, ki gün boyunca asıl beklediğim de buydu. Adnan Polat'ın  konuk olarak katılacağı 100% Futbol... Program bir taraftar için doyurucu oldu kanımca. Aklımızdaki birçok soru işareti yok oldu diyebiliriz zira Başkan da çok samimi konuştu. Yaklaşık iki saat süren söyleşiden aklımızda kalanları şöyle bir yazalım bakalım....

# Öncelikle Rıdvan Dilmen'in tarafsızlığını koruyamaması ve de karşısında Galatasaray Başkanı değil de eski bir futbolcu oturuyormuş gibi davranması ( tüm söyleşi boyunca değil tabi ) inanılmaz canımı sıktı. Oysa ki sever sayarız Rıdvan'ı iyidir hoştur. Öyle çok atıp sallamaz, teknik taktik kısmını iyi analiz eder, çoğu zaman da tarafsızdır hani ama bu gece bazı yerlerde takındığı tavırlar hoş olmadı...

# Başkan'ın saydığı 5 büyük proje kısmının fasafiso değil de sahiden büyük işler olduğunun tüm Türkiye'ye açıkca anlatıldığını düşünüyorum, gecenin  en büyük artılarından birisi oldu bu.

# Prekazi-Jovanovic meselesinde aslında abartıldığı kadar bir ayıp olmadığı ortaya çıktı. Keza Polat; Prekazi'nin açıklamalarıyla örtüşen şeyler söyledi ve bir de olayın perde arkasını ayyuka çıkardı. Söyledikleri ve anlattıkları da yeterince olabiliritesi yüksek geldi bana, inandım yani...

# Şans faktörüne inanmayan Rıdvan'a deyimi yerindeyse feci ayar oldum, itirazında abarttı zira ister şans , ister karma, istersen de kader dersin ama sahadışı bir faktörün olduğunu inkar edemezsin futbolda... Keza adam orda şansızlık yüzünden böyle oldu demiyor ama o faktöründe etkisi olduğunu söylüyor, sadece bu.

# Adnan Sezgin'in maaş dedikoduları doğruysa tek eleştireceğim nokta o olur yoksa ben de Polat'ın  kurban seçildiği yönündeki fikrine katılıyorum...

# Transferde geç kalındığını benim de kanaatimdi, keza tam kadro çalışmalara başlamak her zaman en makul olandır fakat Karpaty karşısına formamızı çıkarsak elememiz lazımdı. Rıdvan'a net olarak anlatamadı bunu Polat.

# Güntekin Onay'ın tarafsızlığına ve uslübuna yine hayran kaldım, zaten babası ( Gündüz Tekin Onay ) da adamdı derler...!

# Başkan'ın Haldun Üstünel'e verdiği değeri ifade etmesi de hoştu.

# Rijkaard'a duyulan saygı ve güvenin ifadesi de gelecek adına yüreğimize su serpti dersek yeridir herhalde.

Genel anlamda vaatlerle değil icraatlarla dolu bir söyleşi oldu ve tatminkar sayılırım. Şimdi durup beklemek lazım meyveler çürük mü olacak sağlam mı???

Bre Bana Bir Çare!

| 29.8.10

Ligde iki hafta geride kaldı ama puan yok, Avrupa Ligi'ne katılmak için vasatın altında bir takım bile geride bırakılamadı, transfer için vaatlerle dolu 2 ay geride kaldı ama hala ortada sadece laf var ve kesin olan bir şey var ki, işler sarpa sarıyor! Hani kan değişimi veya yeni kan gibi tabirler vardır ya, işte aynen öyle bi durumdayız şu an. Belki yapılacak transferlerle, belki gönderilecek oyuncularla, belki de teknik ve idari(yönetim dahil) kadroda yapılacak değişikliklerle bu sağlanılacak ama bunun için biraz acele davranılması şart oldu zira ruhunu kaybeden bir takım, ondan da öte ruhunu kaybeden bir seyirci var şuanda Galatasaray'da. Sabır kelimesini sevmem ama mantıklı görürüm, umutla bakarım, gereklidir lakin bu konuda beklenilecek bir şey kalmadı! Bir kaç gün önce burada sabırlı olmamız gerektiğini ve iyi günlerin uzakta olmadığını iddaa ediyordum ama durum biraz daha farklılaşmaya başladı gibi. Örnek vermek gerekirse ben Galatasaray'a kasığında küçük bir zorlanma olmuş gözüyle bakıyordum ve gelecek adına umutluydum. Ama şu an yaşanılan kötü günler, ortada esen kaos, medya camia ve taraftardan gelen baskılar takımın çapraz bağlarının kopmasına sebep olabilir keza zemin berbat rakip insafsız!!! Önümüzdeki 2-3 günlük dilimde atılacak adımlar tüm sezonun kaderini direk etkileyecek ve umarım geç kalınmış mantıklı adımları atarlar... Reçete yazıp kafa bulandırmak istemiyorum keza mantıklı olan adımlar az çok belli zaten. Ama tabi olayların sonucuna göre tekrar yazarız bir şeyler, şimdi iyi şeyler olmasını ummaktan başka bir çaremiz yok gibi gözüküyor...

Sabır

| 26.8.10

Malum Ramazan ayındayız, öncelikle herkese bol hurmalı, pideli ve neşeli sofra sohbetleriyle dolu bir Ramazan diliyorum. İşten dolayı oruç tutamıyorum ve pek ramazan havasını yaşamıyorum gerçi ama neyse. Tabi oruc tutamıyorken, takvim yapraklarına da dur diyemiyoruz haliyle... Eylül ayına yaklaşırken, ligde geride kalan iki haftada ve de Avrupa Ligi elemelerindeki iki turda da gördük ki hazır değiliz daha, eksik bir şeyler var. Hatta eksik birçok şey var, besbelli ama çok erken başlamadık mı tepki koymaya, istifaya çağırmaya? Her şeyden öte takım ruhunu yakalama çabasındaki bir ekibe, henüz yolun başında anti moral aşılamak ne kadar faydalı gelecek adına? Yanlış yapıyoruz, belki de yaptırılıyoruz, bilemiyorum...

Geriye baktığımızda; iki maçta alınmış iki mağlubiyetli bir lig ve zorla atlatılmış bir Avrupa elemesi görüyoruz ki yine zorlanılan ve kötü bitme ihtimali olan bir Avrupa elemesi daha bizi bekliyor. Tabloya baktığımızda önceki senelere nispeten sezon başlarında gümbür gümbür esen sarı kırmızı fırtına bu yıl ters yönde esiyor gibi görünüyor, orası kesin. Geç kalınmış transfer çalışmaları, geleneksel hale gelen sakatlar ordusu ve yönetim içerisinde görülen veya öyle aksettirilen sorunlar bu tablonun başlıca sebebi dersek yanılmış olmayız herhalde, zira birçoğunuzun görüşü de bu yöndedir sanırım. Peki şimdi ne olacak? Rüzgar fırtınaya dönüşecek mi, yoksa yönünü mü değiştirecek, ya da rüzgarı bir yana bırakıp yelkenlerini mi değiştirecek Galatasaray? 

Geçen iki başarısız sezona bakıldığında, ikisinde de lige iyi başlamış ve ligin ilk yarısını ezeli rakiplerinin önünde veya yakasında bitirmiş bir Galatasaray vardı. Hatta sadece geçen sezona baktığımızda bile; yere göğe sığdırılamayan, açık ara şampiyon ilan edilen, sezona 5 kupa hedefi koyan bir takım vardı, sezon başındaki temposuyla. Ne oldu sonra? Zorla elde edilmiş Avrupa bileti ve kupalarda büyük hayal kırıklığı... Demek ki ilk maçlarda esmekle olmuyormuş bu işler... Aynı şey değil, görünen köy kılavuz istemez, bu işin sonu kötü diyenler geçen sene işler çok iyiyken de görmüş müydü sezon sonundaki hüsranı? Demek ki hiçbirimiz müthiş öngörülü insanlar değiliz. O zaman n'apmalı? Sabretmeli, takımına güvenmeli. Hatalar yok mu, eksikler yok mu, elbette var. Ama bu takımda her şeye rağmen iyi oyuncular ve Rijkaard-Neskeens ikilisi var. Üstüne konuşulacak, tartışılacak çok mesele var ama henüz daha yolun başındayeken biraz daha sabretmek gerekiyor, demek istediğim bu... Hani ruh ruh diye devinip duruyoruz ya durmadan, tribünde teknik adam kovmaktan, yönetimi istifaya çağırmaktan önce, futbolcuya hangi takım için oynadığını hatırlatmakla yakalayabiliriz o ruhu... Sabretmeliyiz bir süre daha, unutmamalıyız ki Beşiktaş Arda'sı olmadığı için Querasma'yı aldı, Fenerbahçe Baros'u olmadığı için Niang'ı aldı. Dolduruşa gelmeden, kendimizi bilerek ve biraz da güvenerek beklemeli biraz daha, henüz köy-kılavuz olayına girmek için çok erken....

Lig Tv'nin Transfer Politikası

| 26.7.10

Yazısız günleri yavaş yavaş geride bırakarak uzun zaman sonra ilk yazıyı giriyorum. Blogda olmadığım süre içerisinde pek önemli gelişmeler olmaması sevindirici olsa da kendi açımdan, yine de takımların hazırlık dönemlerini analiz edememek içimde bir burukluk yaratmıyor değil. Ama arzuluyum, bu açığı telafi etmeyi umuyorum kısa zamanda...

Beşiktaş Querasma ve Guti'yi, Fenerbahçe Stoch ve Dia'yı, Galatasaray da Pino ve Cana'yı alıp yeni avlarının peşinde dolaşırken, onlara bu imkanı tanıyan kaynağın en büyük destekçisi yayıncı kuruluşumuz Lig Tv de diğer dönemlerin aksine bir hayli hareketli bir transfer dönemi yaşıyor ve ben de bunu yazıya dökme gereği duydum, zira önemli bir gelişme bu...

Genelde takımlar oyuncu peşinde koşar ve bunlarla ilgilenen de LigTv olurdu. Ama bu seneden itibaren artık iş farklı boyutlarda. Bilindiği üzere bir önceki ihaleyi ikiye katlayarak 321 Milyon Dolar gibi bir para bayarak koltuğunu koruyan yayıncı kuruluş, verdiği paranın geri dönüşünü almak için bu defa işi çok daha sıkı tutuyor.  Öyle ki kendilerinden yana birçok konuda muzdarip olan bendenizi dahi şaşırtmaya başladılar. Her şeyden önce o eski tip stüdyolarını değiştirmeye karar vermeleri, maç yayınlarında kameraları daha iyi konuşlandırmak için çaba sarfetmeleri ve de ekran kadrosunu sözleri dikkate alınır, modern, yorumlarnda tarafsız, sevilen kişilerden oluşturma çabaları gerçekten takdire şayan. Yahu bıkmıştım eski teknik direktörlerden, futbolculardan. Bir insan iyi futbolcu ya da teknik direktör diye iyi yorumcu olacak diye bir şey yok ki. Hadi illa futbolun içinden gelen birilerini konuşturmak istiyorsan da ortada bunu becerebilecek 2-3 kişi var onları kazandırmaya çalış kadrona, bizi teknik analiz yapmak isterken teknik saçmalamalara giren insanlara katlanmak zorunda bırakma...

Efendim her yaz başında takımlarımızın kimleri alacağını konuştuğumuz kadar Rıdvan Dilmen'in Lig Tv'ye geçip geçmeyeceğini de konuşurduk. Zira yayıncı kuruluşumuzun dikkate alınır tek hamlesi bu olurdu yeni döneme yönelik. Ha teknik ve grafiksel yenilemelere gittiği dönemler de olmadı değil ama ben çoğu zaman vasat bir yayıncı kuruluş profili gözlemledim. Belki de benim beklentilerim fazla, bilemiyorum. Ama neyse ki bu sezon işler biraz daha farklılaşmış durumda. Artık Maraton'da Erman Toroğlu'nun yerine Markus Merk'i izleyecek olmamız bir yana Uğur Meleke, Haşmet Babaoğlu, Ali Ece, Caner Eler gibi yeni kuşak yorumcuların yine bu ekranda yer alması oldukça sevindirici gelişmeler. Tabi araya Sinan Engin'i de sıkıştırmayı ihmal etmemişler ama ona da katlanılmaz demiyorum, bakarız bir hal çaresine:) 


 

Bunların dışında geyiğini muhabbetini sevdiğim tiyatroculardan olan Önder Açıkbaş'ı da kadroya dahil etmeleri oldukça olumlu bir gelişme olmuş...Bir nevi Futbol-Mizah programı yapacak olan abimizin bizi bir hayli eğlendireceğini düşünüyorum kendi adıma.





Spor yayıncılığı bakımından NtvSpor'u tek geçerim efendim. Hani tarzı, rengi, anlayışı hep bir farklı güzel gelmiştir bana. İşte LigTv'de de bu yönde bir atılım seziyorum ve bu da beni sevindiriyor açıkcası. Yeni dönemde paralar arttı, takımların çehresi değişti, Anadolu kulüpleri bile şampiyonluğa oynayacak konuma geldi... Bakalım yayıncı kuruluşumuz kendini ne seviyeye çıkartabilecek merakla beklediğimiz şeylerden biri de bu oldu. Yeni adımlarını merakla bekliyorum, ama ilk defa iyi yoldalar sanki...

Haldun Üstünel Meselesi Üzerine

| 5.7.10
In Haldun we trust dendi, sihirbaz dendi, en büyük transfer dendi, geleceğin başkanı dendi... Ama ne dendiyse yaramadı modern görünüşlü at kuyruklu sevgili yöneticimize. Son iki sezonda patlatılan transfer bombalarının arkasında hep o vardı oysa ki. Her gelen futbolcu; Neden burdasın? sorusuna, Haldun Bey'in yaklaşımı, anlattıkları  vs vs dedi...Yani sahiden de bir sihirbazlık vardı adamda. Zira Elano, Keita, Kewell gibi isimler Galatasaray'a gelmedikleri takdirde kötü takımlarda top koşturacak adamlar değil, piyasaları olan iyi topçular hepsi...

Biz Galatasaraylılar için son iki sezondaki transfer dönemleri bir hayli heyecanlı ve mutlu geçti. Önce Baros, Kewell, Meira sonra Elano, Keita, Dos Santos, Jo...Kağıt üzerinde baktığımızda harika isimler. Hatta canlı yayında şöyle demişti Murat Kosova: 'Bu takımı Football Manager'de bile kuramazsınız sevgili seyirciler...'

Ama her şey transfer etmekle bitmiyor tabi. Bu işin doku uyumu var, taktik uyumu var, kültür uyumu var, vakit ihtiyacı var. Var da var! Peki biz de ne var? Anlayışsızlık var, öngörüsüzlük var, at gözlüğü var ve belki de en önemlisi sabırsızlık var... İşte bu yüzden dün kahraman yaptığımız adam bugün kulüpten kopacak noktaya geldi. Bu söylediklerim taraftar bazında değil tabi, yönetim ve camianın önde gelenleri(hastayım şu terime de) arasındaki durum bu. Belki birileri çekemedi o tezahüratları, belki birilerini koltuk sevdası sardı, belki de rahatsız olanlar oldu Galatasaray'ın güçlenmesinden... Ama şöyle bir şey var ki yine olan Galatasaray'a oldu. Adnan Polat'le Haldun Üstünel'in arasından su sızmazken durum niye bu hale geldi, neden Adnan Polat ona destek çıkacekken ''dinlenmeye ihtiyacı var'' dedi bilemiyorum ama orta vadede iyi şeyler olmayacağı kesin... Hatta bir Hakan Bilal Kutlualp-Aziz Yıldırım kavgasının benzerini görebilme ihtimalimiz bile var gelecek zamanlarda. Ama tabi Adnan Polat, Aziz Yıldırım kadar güçlü mü camiada, orası meçhul işte. Tek aşikar olan şey, mevcut yönetimin de Galatasaray'ın da zarar gördüğü. Çünkü Haldun Üstünel'in arkasında içinden geldiği tribünler var, ama Polat'ın arkasında bir tüzük kongresinde çoğunluğu sağlamayı zorlaştıracak kadar güçlü bir muhalefet var. Bekleyip, göreceğiz neler olacağını ama kesin olan bir şey var ki birileri Haldun Üstünel'den feci rahatsız olmuş...

Sadece Bir Futbolcu | Ağlamalı Mıyız?

| 10.6.10
Öncelikle şunu söyleyeyim, Fenerbahçe harika bir transfer yaptı. Zira böyle bir adama Galatasaray'dan daha fazla ihtiyaçları vardı. Türkiye liginde müthiş işler yapacaktır Stoch. Özellikle iddiasız takımlara karşı iyi iş yapıp yıllardır büyükleri yenip küçüklere takılan Fenerbahçe'yi bir hayli rahatlatacaktır diye düşünüyorum.

Gelelim olayın diğer boyutuna. Bu olay sıradan bir transfer olmadı tabi, ezeli rakibe atılmış büyük bir çalım diye lanse edilmeye başlandı bile. Doğrudur da, çalımdır, tak diye parayı basmış almıştır Fenerbahçe bu oyuncuyu. Biz iki taksidin hesabını yaparken 4-5 milyon € fazla verip almıştır hem de. Üzülmeyelim mi böyle bir oyuncuyu ezeli rakibimize kaptırdığımıza? Tabi ki üzülelim ama olayı da fazla abartmamak lazım. Dünyanın sonu gelmiş gibi tepki gösterenler var, şaşıyorum gerçekten. Yahu bizim Arda'mız Keita'mız yok mu takır takır adam geçen? Emre Çolak'ımız yok mu büyük şeyler beklediğimiz? Belki de bu adam onları etkileyecekti. Belki de Emre Çolak yedek kulübesine hapsolacak sonra Erhan Ağabeyi, Cafercan Ağabeyi gibi kira kontratları içinde kaybolacaktı. Üzüntüden kendimi avutuyor da değilim, gelmesi halinde çok mutlu olacağım bir futbolcuyu ezeli rakibim transfer etti ama bu dünyanın sonu değil ki? Ayrıca bir sabah uyandığımızda üstünde parçalıyı görüp şok olduğumuz, hala uykuda olduğumuza inanmamıza sebep olan transferlerden birinin tekrar gerçekleşmeyeceğini nereden bilebiliriz ki? Tıpkı Kewell'da Baros'da Elano'da olduğu gibi... Evet Stoch iyi futbolcu ama tek değil ki be güzel kardeşlerim. Nice sağlam adamlar var aynı paraya piyasada. Şimdi onun yerine alınacak adama daha çok sevinmeyeceğimizi kim söyleyebilir ki? Bekleyip göreceğiz transfer döneminin son gününe kadar. İşte o gün hala mutlu değilsek sesimiz çıkmaya başlar elbet ama önce sabır, önce biraz güven. Daha 3 ay öncesine kadar ''In Haldun We Trust'' naraları atan bizler değil miydik? Ne güvenmiş bizimkisi de be. Başkalaşmayalım, biz Galatasarayız Galatasaraylıyız. Bizim adımız da büyüklüğümüz de taraftarlığımız da başkalarınkine benzemez benzememeli...

Ahımız Kaldı Sadece Bize...

| 28.5.10


Çok istedik, çok çalıştık, çok uğraştık... Ama her zamanki gibi ve de beklenildiği gibi 'olmadı' yine. Olmadı, oldurtmadılar. Hani klişedir ya, 'bu yabancıların hepsi bize kıl abi, sevmiyorlar Türkleri ' falan deriz; çoğu zaman abarttığımızı düşünürüm veya çuvaldızı kendimize batırmamız lazım derim ama bu defa durum o kadar net, o kadar açık ki. Oy veren 13 delege projelere göre oy verseydi 11-2 biz önde çıkardık bu oylamadan. Aslında o 2 kişi de bize verirdi de, yine de gerçekçi olup Rum Kesimi ve İsrail delegelerinin bize verme ihtimalini yok saymak lazım :) 


Bugüne kadar federasyondan hep umut dolu açıklamalar yapıldı organizasyonu alacağımıza dair. Haklılardı da. Keza en iyi projeyi sunan da, 1 milyar dolarlık garanti mehtubunu gösteren de, cumhurbaşkanından başbakanına devletin en üst makamlarını bu konu etrafında toplayan da, böyle bir organizasyonun altından kalkacak dinamik bir genç nufusu barındırın da, iki büyük kupanın finaline paşalar gibi  evsahipliği yapan da bizdik. Ama yok işte,  LOBİ ya da adı her neyse ondan yok bizde. Tamam federasyon çalıştı, ülke ülke gezdi ama bu öyle bir mesele değil. Ben asla bu oylamanın arkasında 13 ülke olduğunu düşünmüyorum. Bu işe parmağını sokan ve Türkiye'nin almaması için çalışan uğraşan birçok ülke daha  vardır arka planda. Hadi ülkeler olmasa bile, hep futbol dışı yanlı bakış açıları var delegelerde, Uefa'da. Biraz da Platini var tabi. Yani pislik var bu işte, pislik... Başka da bir açıklaması yok bunun. Hatta Şenes Erzik bile hissetmiş olacak ki bunu, istifa kararının eşiğine gelmiş yılların futbol adamı...

Son olarak yazık oldu demekten başka bir şey kalmıyor bize. Kızgınlığımız da, hevesimiz de, ahımız da biz de kaldı. Yine.




Ahımızı aldıysan yandın Platini, dile kolay 70 milyon... Ha bu arada yüzüne yansıyan bu ifade de neyin nesi? Yoksa haklı mıyız mösyö?


 Yazık, gerçekten yazık. İçimizde kalan hevese yazık, futbol tutkumuza yazık, amatör ruhumuza yazık. En önemlisi de kirlettiğiniz futbolumuza yazık...

Bülent Uygun ve 82 Maddesi

| 27.5.10
Bir hafta öncesine kadar Gaziantepspor'un Bülent Uygun'la anlaştığı basına yansımış, hatta Bulent Uygun kalacak oyuncular, yapılacak transferler, projeler vs. hakkında konuşmalara başlamıştı bile... Futbol çarkının nasıl işlediği senelerdir muamma olan ülkemizde bu olayın iptal olması da şaşırtmadı bizi dersek yalan olmaz herhalde. Keza  Beşiktaşlıyım ezelden, giyinirim Diesel'den diyenlerin iki sonra ezeli rakibine imza attığını gördük biz:) Ama bu olayda son olarak Bülent Uygun kendisinin bile bu anlaşmanın iptal sebebini bilmediğini açıklayınca, Gaziantepspor başkanı İbrahim Kızıl açıklama yapma gereği duymuş. Anlaşmanın bozulmasındaki sebep, Bülent Uygun'un yönetime sunduğu 82 maddelik sözleşmeymiş. İbrahim Kızıl da kulübün etik anlayışına ters olan bu davranıştan ve sözleşmedeki bazi maddelerden dolayı anlaşmayı bozduğunu ifade etmiş. Bülent Uygun idealist ve hırslı hocadır, tamam. Elbette ki görev aldığı yerde uygun şartların olmasını veya sağlanmasını arzular, o da tamam fakat, 82 maddelik bir sözleşme isteği nasıl bir özgüvendir onu da anlamış değilim. Hoş kendisinin 'şampiyon biziz,1. kim?', 'İstanbul'da Laila Sivas'ta Lailaheillah' , 'Askerdim general oldum', 'yeni bir taktik buldum, Türbülent' gibi açıklamaları olmuştu ama yine de 82 maddelik bir sözleşme arzusu şaşırttı beni:) Her şey bir yana Bülent Uygun iyi hocadır, Ertuğrul Sağlam'ın başarmak istediğini o da başarmak istemiştir keza Sivas'ta son sene yaptığı sistem değişikliğinin sebebi de o başarı isteğindendir ama biraz daha yumuşak davranmasında, daha yapıcı ve gerçekçi olmasında fayda var diye düşünüyorum Türkiye şartlarında.

Bu arada eskilerden bir yazı:                

 

Ballack vs Boateng || Neler Oluyor Orada?

| 19.5.10
Bu hafta Almanya'da en çok tartışılan konulardan biri  Kevin Boateng'in Ballack'ı FA Cup finalinde sakatlayıp Afrika 2010'dan men etmesi oldu. Sakatlık futbolun doğasında var elbet ama ayrıntılarına bakınca olay tam da öyle değil...

Mevzubahis olan Kevin Prince Boateng 23 yaşında ve Portsmouth forması giyiyor. Alman bir anne ile Ganalı bir babanın iki futbolcu çocuğundan biri. Diğer evlat ise Hamburg forması giyen ve 21'lik yaşına rağmen şimdiden bir hayli piyasa yapmış olan ve Almanya ile Afrika'ya gidecek olan Jerome Boateng.
Aslında ağabey Boateng de yakın zamana kadar Almanya'nın en çok gelecek vaadeden oyuncuları arasında gösterilmek bir yana milli takımlar düzeyinde de Almanların tüm yaş kategorilerinde düzenli olarak forma giymiş bir isim. Lakin sonra kardeşinin aksine A Milli formayı giymek nasip olmadı arkadaşa. Son olarak da Joachim Löw'ün; küçük kardeş Jerome'u Afrika aday kadrosuna alıp Kevin'i  pas geçmesi ve sonrasında da hep öyle olacak gibi görünmesi Kevin'ı Gana milli takımıyla Afrika'ya itti. İşte olaylar da tartışmalar da bunlar çerçevesinde anlam kazanıyor aslında.

Almanlar'ın öfkesinin sebebi Boateng'i masum görmemeleri. Söz konusu senaryolarda; Boateng'in Almanya kadrosuna çağrılmadığı için sinirli olduğu, bu yüzden Gana'yı tercih ettiği ve Dünya Kupası'nda Gana ile aynı grupta olan Almanya'nın en etkili silahını ve aynı zamanda hoşlanmadığı Ballack'ı bu yüzden sakatlamış olabileceği söyleniyor. Aslında videodaki harekete baktığımızda masum bir faul olduğunu da söylemek pek mümkün değil. Keza Ballack'ın avukatı konuyu mahkemeye taşıyacaklarını kesin bir dille belirtmiş. Her ne kadar Boateng özür dilemiş olsa da... Boateng ile Ballack arasındaki mesele ise daha eskiye dayanıyor. İki oyuncunun da taa Bundesliga zamanlarından birbirlerine bozuk oldukları biliniyor. Hatta bu sakatlık olayından sonra oğluyla beraber özür dilemek için açıklama yapan Ganalı baba da  Bundesliga zamanlarında Ballack'ın bir maçta oğluna hakaret ettiğini açık bir dille ortaya koydu, ki buna inanırım ben söz konusu şahıs Ballack ise. Futbolu bir yana karekter olarak pek sevmediğim, ısınamadığım bir insan kendisi...

Bakalım ilerleyen zamanlarda neler olacak? Ağabey Boateng, kardeşinin de kadrosunda bulunduğu Ballack'sız Panzerler'e karşı neler yapabilecek merakla bekliyorum. Anlayacağınız Afrika'dan bize bir hikaye daha çıktı ,çıkacak ...

Yahu Ne Şeker Adamsın Yılmaz Vural :)

| 10.5.10
Öncelikle en çok beğendiğim teknik adamlardan biri olduğunu belirteyim Yılmaz Hocanın. Her ne kadar bazı sivri hareketleri bazı kesimlerin tepkisini ve antipatisini almış olsa da süregelen zaman içinde, yine de işini proffesyonelce ve gerektirdiği ölçüde tüm kollardan yapması takdirimi almıştır her daim. İşin teknik,taktik,antrenman,motivasyon,kulüp içi ilişkiler vs vs her yönüyle ilgilenen bir teknik adam profilinde son yıllarda. Bunları neden mi yazıyorum? Az önce bir Yekta Kurtuluş röportajı okurken, Yekta'nın bir Yılmaz Vural anektodu fazlasıyla güldürdü beni. Sahi çok eğlenceli, kafa adam bu Yılmaz Hoca :)

İşte Yekta'nın Yılmaz Hoca'yla ilgili cevabı:


“Yılmaz Vural, 3 büyüklerde gelmiş geçmiş teknik direktörlerin çoğundan daha iyi. Bilgisine zaten diyecek laf olmaz, oyuncu psikolojisini de iyi biliyor. Mükemmel bir insan. 12-13 teknik adamla tanıştım. Ancak o çok farklı. Futbol zaten bir şov. Hocamızın da kenarda şov yapması, alışılmadık hareketlerde bulunması bizi eğlendiriyor. Yılmaz hocanın bir hikayesi vardır ve anlatır: 3 kez rüyamda Fenerbahçe’nin hocası olarak gördüm kendimi, ama her seferinde uyandığımda sabah, Fenerbahçe yabancı teknik direktörle anlaşmıştı...”

Hacı Ne Dedin Sen?

| 1.5.10
''55 yıl aynı takımı tutan benim gibi bir taraftarın bir anda bu kararından vazgeçmesi beklenemez. Bir takımı yeterince uzun süre takip ederseniz bu kanınıza işler. Liverpool'un yaşlı taraftarları ne hissettiğimi anlayacaktır. Maça gidemem ve hissettiğim herhangi bir duyguyu açığa vuramam, bu Liverpool taraftarlarına saygısızlık olur''

Yukarıdaki sözler 16 Nisan'da Liverpool'un başkanlığına getirilen 63 yaşındaki Martin Broughton'a ait. Kendisi 55 yıl boyunca Chealsea'yi desteklemiş de... Liverpool'a büyük sempati duyan birisi olarak istifasını bekliyorum arkadaşım ben. Tamam profesyonellik falan filan ama bu kadar da değil hani. Bir insan taraftarı olmadığı bir takımda nasıl verimli olabilir onu da anlamak mümkün değil zaten.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion