Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)

Galatasaray'da Transfer Beklentileri ve İhtimaller

| 30.6.10
Efendim Beşiktaş Quaresma'yı Hilbert'i, Fenerbahçe Stoch'u Caner'i aladursun, Galatasaray'da hala yerli rotasyona yönelik yapılmış transferler var sadece. Ee tabi hal böyle olunca bizlerde de büyük bir beklenti oluşuyor aklı olarak. Özellikle Adnan Polat'ın da açıkladığı gibi ortasahaya yapılacak kaliteli iki transferin kimler olacağı konusu bizlerin aklını meşgul ettiği kadar tüm spor kamuoyunu ve medyasını da meraklandırıyor. Söz konusu takım Galatasaray olunca ve ortada yenilmiş bir çalım(!) olunca(tabi bana göre yok böyle bir şey) beklentiler, söz konusu olan isimler hep heyecan uyandıracak cinsten oluyor...

Gözlemleyebildiğim kadarıyla spor kamuoyunda ve de medyada hep diğer takımlara nispet yapacak, ülkede heyecan uyandıracak isim transferi bekleniyor. Galatasaray taraftarlarında ise durum biraz daha farklı. Bir kısım taraftar Elano, Baros, Kewell transferlerinde olduğu gibi yine tüm ülkeyi ayağa kaldıracak, rakip taraftarları kıskandırtacak transferler bekliyor. Bazı kesim taraftarların görüşü ise '' iki tane has zenci alalım ortaya götürür bizi'' anlayışı. Yani bir nevi isim değil yarar bekleyenler...

Medyada ya da diğer mecralarda öne sürülen bir çok isim var. Kallstrom, Mbami, Emana, Aurelio, Bodmer, Alexander Song, Ledesma, Diarra, Gattuso vs vs... Öne sürülen isimlerin birçoğunun sadece dedikodudan ibaret olduğu aşikar ama hiç biri imkansız değil onu biliyoruz. Lakin belki Alex Song bu isimlerin arasında sıyrılabilir ama geri kalan tüm isimlerin Galatasaray formasına uzak olduğu öne sürülemez herhalde. Benim beklentim daha doğrusu arzum Kallstrom ve Diarra ikilisi. Aslında Diarra'nın yerine Song'u tercih edebilirdim ama Arsene Wenger'in vazgeçilmez isminin ve 23 yaşında Arsenal'de ilk 11 çıkan bir futbolcuyu transfer etmek pek gerçekçi durmuyor. Ama diğer taraftan da birkaç sezon önce uğruna 30 Milyon € verilmiş Diarra'yı küçümsemek veya beğenmemek olmaz herhalde. Duyduğuma göre Kallstrom'le gerçekten ilgileniliyormuş. Ama Diarra'yı Adnan Sezgin geçenlerde yalanladı. Ledesma da iyi bir tercih olabilirdi ama o da yalanlandı ne yazık ki. Açıkcası ortasahaya yapılacak iki transferden birinin Kallstrom olma ihtimali %80 bana göre ama diğer 2. oyuncunun kim olacağı hala meçhul. Ama eğer oraya da Kallstrom'den daha defansif yapıda ve dayanıklı, top kesen bir oyuncu alınırsa ortasahamız Elano'yla birlikte tadından yenmez gibi geliyor bana. 

Bunların ışığında bir problem daha var aslında...İlk 11'de 6 yabancı tercih edebilme hakkımız var bilindiği üzere. Ee bunlardan Keita, Baros ve Neill'in yeri garanti dersek yanılmış olmayız sanırım. Keza defansa da bir yabancı getirilecek deniyor, bu da ortasahayı oluşturacak 3'lünün tamamen yabancı olma ihtimalini zayıflatıyor. Yani şöyle ki defansa takviye yapılma ihtimali çok yüksek. Ee ortasahaya da iki takviye denildi başkan tarafından, dolayısıyla bunlardan birini ilk 11'de kullanmayacağımız için yüksek maliyetli biri olmasını beklemiyorum ben. Yani genç gelecek vaadeden bir oyuncu veya yedek beklemeyi sorun etmeyecek, yıldız statüsünde olmayacak bir orta saha alınacaktır kanımca. Bu da ortaya konuyor ki ortada dönen isimlerden ikisini değil birini beklemek lazım. Zaten Şampiyonlar Ligi'ne kalamamış ve şampiyon olamamış olmamız ekonomik yönden belimizi fena halde kırıyor. Bu da zaten transfer politikamız hakkında bize bir hayli ipucu veriyor..



Saadete gelirsek bu seneki transfer stratejisinde kuvvetli gördüğüm iki ihtmal şöyle.

1. İhtimal:
# Neill'in yanına ve aynı zamanda sağbeki yedekleyecek kaliteli bir stoper. Misal : Marquez.
#Orta sahaya Elano'ya eşlik edecek kaliteli bir oyuncu ve onun yanına da yedek bekleyecek, kadroyu zenginleştirecek ortasınıf biroyuncu.
#Forvete düşük maliyetli ama kendini kanıtlamış bir oyuncu. Misal: Boyd (hedefmizde değil, örnek olsun diye söyledim)

2. İhtimal:
#Neill'in yanına maliyeti az ve ilk 11'de değerlendirilmeyecek bir savunma oyuncusu.
#Ortasahaya iki kaliteli yabancı. Misal: Kallstrom ve Diarra
#Forvete düşük maliyetli ama kendini kanıtlamış bir oyuncu

Süperlig'den Pini Balili Geçti

| 29.6.10
Pini Balili, vakt-i zamanında 150 bin Dolar bonservisle Hapoel Tel-Aviv'den İstanbulspor'a gelmişti. Alexander Yordanov'la birlikte dikkatimi ta o zamandan çekmişti İsrailli oyuncu. O günden bu yana birer sezon İstanbulspor, Kayserispor, Antalyaspor; dört sezon da Sivasspor forması giymiş ve de birçok gol atmış. Ama tabi kendisi daha çok büyük maçlarda oynamayı seven bir oyuncu olarak dikkat çekti ve bir çok büyük takımın belalısı oldu 7 senede. Her ne kadar son vuruşları mükemmel, tekniği de üst seviyede olmasa da üstün dripling özelliği sayesinde kontratak futbolu oynayan Anadolu takımlarının vazgeçilmezi oldu yıllarca. Sahiden de inanılmaz hızlı adam, hele ki zamanında Trabzonspor'a attığı bir gol vardı, 70 metre top sürüp tabir-i caizse yardırmıştı dalaksız! Ama insanmış çünkü maçtan sonra yaptığı açıklamada, o pozisyondan sonra çok yorulduğunu ve çıkmak zorunda kaldığını belirtmişti :)) Vel hasıl kelam top koşturduğu 7 yıl boyunca iz bırakıp ayrılmış bulunuyor bu ülkeden İsrailli, zira ülkesinin takımlarından Yahuda Tel-Aviv'e transfer olmuş geçtiğimiz günlerde... 

Öyle ya da böyle yabancı kalitesinin her geçen sezon daha da yükseldiği ligimizde yedi yıl bulunmak, hele bir de İsrail uyruklu olarak Anadolu şehirlerinde forma giymek kolay değil. Ayrıca Türk pasaportu aldığını da belirtmek lazım. Yolun açık olsun Balili, özleyeceğiz yardırışlarını, asker selamlarını, gol attıktan sonra açılın açılın bırakın beni der gibi koşturmalarını...


Doğum Tarihi: 18.06.1979
Yaş: 31
Boy: 1,75
Uyruk: - Israil
- Türkiye
Pozisyon: Santrafor











Bu arada golü başka yerden bulamadım, bu videonun son kısmında(1:42''den itibaren ) bahsettiğim enfes gol mevcut, öncesinde resim var katlanmak zorunda değilsiniz elbet...







































































Sezon Öncesi Gurbet Kupası

| 28.6.10
Bugün yeni bir haber düştü portallara, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın 24 Temmuz'da Gurbet Kupası adı altında hazırlık maçı oynayacaklarına dair... Hayli sevindim bu duruma zira böylesine bir derbiyi bir tane daha fazladan izlemek fena bir fikir değil kendi açımdan. Lakin bunun dışında ekonomik olarak da  harika bir atılım. Zira yurtdışında takımlarımızı bekleyen inanılmaz potansiyelli bir gurbetçi kitlesi var ve Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde iyi bir hasılat ve ürün satışı bırakacaklardır diye düşünüyorum takımlarımıza.  Zaten bu fikrin oluşmasındaki temel nokta da bu. Spor Toto'nun bir önerisiymiş bu kulüplere. Kulüplere de mantıklı gelmiş doğal olarak. Her yıl Türklerin yoğunlukta olduğu bir ülkede bu maç düzenlenecek ve iki kulüp adına ortak mağazalar açılacak, Tv, bahis ve hasılat gelirleri oluşturularak eşit olarak dağıtılacak iki kulübe. Bu da takım başına 3 Milyon  TL diye lanse ediliyor şimdilik... Ayrıca her ne kadar hazırlık maçı olsa dahi, derbinin ciddiyeti maça yansıyacak ve iki takım sezon öncesi kendilerini en iyi şekilde sınama imkanı bulacaktır. Dolayısıyla ne taraftan bakarsak bakalım iyi ve geç kalınmış bir organizasyon. Umarım daimi ve başarılı olur.

Almanya Alamanya...

|
Almanlar devlet olarak da kamuoyu olarak da çoğunlukla ülkelerindeki göçmenlerden rahatsızdırlar. Haksız da değil adamlar Avrupa'da en çok göçmen bulunduran ülke Fransa'yla birlikte. Lakin bu işin kaymağını da feci yiyorlar hani. Beyin göçü, iş gücü vs vs o katkılarını konuşmayacağım bile göçmen halkların ama olaya sadece futbol boyutunda bile baktığımızda inanılmaz bir verim aldıklarını görmek mümkün. Uzağa da gitmeye gerek yok, bugün oynanan İngiltere- Almanya maçında oyuncu değişiklikleriyle birlikte tam 14 Alman oyuncu maçta forma giymiş ve bunların 7'sinin ebeveynlerinden en az biri yabancı uyruklu. Genel olarak baktığımızda da 23 kişilik kupa kadrosunda tam 10 tane aynı özellikte oyuncu var. Hadi bunlardan Cacau'yu saymayalım zira o sonradan devşirme fakat Marko Marin, Trochowski, Klose, Podolski, Mesut, Serdar, Khedira, Boanteng ve Mario Gomez gibi isimler üstün Alman teknolojisinden geçmiş yabancı uyruklu futbolcular. Mario Gomez ve Jerome Boateng'in anneleri Alman ama geri kalan tüm futbolcular tamamiyle farklı uyruklardan. Bu da Almanların bu işi en az araba üretmek kadar iyi yaptığını gösteriyor. 

Kısaca adamlar eldeki malzemeden maksimum verim sağlıyor. Hatta bu işi o kadar iyi biliyorlar ki birkaç sene önce çıkardıkları yasayla Almanya'da yetişip kendi ülkesinin milli takımını seçmiş oyuncuları vatandaşlıktan çıkarıyorlar dahiyane bir şekilde. Bizler de her ne kadar Mesut'umuzu Serdar'ımızı kapmış olmalarına kızsak da haklılar. Çünkü ben o iyelik eklerini yanlış kullandım, bizim değil onların Mesut'u o. Evet kanı Türk, en sevdiği yemek de menemen ama o bir Alman üretimi. Kızmaya hakkımız yok. Mesut gibi bir çok yetenekli çocuğu bu ülkede bu seviyeye çıkaramıyorsak, bunu başaran Almanya'ya da kızamayız. Hoş bunları söylerken kendim hala inanılmaz kızgınım Mesut'a, hatta çocukca hata yaptığında sevinirken buluyorum kendimi maçlarda ama buna da hakkım yok biliyorum. Ne yetiştirdiği oyuncuyu milli takımına katan Almanya'ya ne de yetiştiği ülkenin milli takımına katılan Mesut'a kızmak saçmalıktan öte bir şey değil. Ha derseniz ki bu milli takım, bunda vatan aşkı vatan sevgisi olur ama ne bir durup hatırlamak lazım, ne diyorduo şahane film Selvi Boylum Al Yazmalım'da Asya:
''- Sevgi neydi? - Sevgi emekti...''


 Bu laf onlar için herşeyi anlamlı kılıyor sanıyorum. Peki bunları söylerken Hamit'e, Yıldıray'a,  Halil'e, Nuri'ye ne demeli? Sadece teşekkürler sanırım...


Son olarak yeni nesil Almanya Milli Takımını seçen Türkler : İlkay Gökdoğan, Mehmet Ekici, Taner Yalçın, Ömer Toprak...


Emin Yalın, Tolgay Ali Arslan, Tunay Torun, Deniz Yılmaz gibi isimler ise Türkiye milli takımını seçtiler. Onları korumak, el üstünde tutmak lazım. Onlar bize lazım..!


ps: Yeni nesil Almancılarla ilgili bir yazı dizisi var aklımda, yakında...

Cm Efsaneleri #6 Kasper Schmeichel

| 25.6.10

Uzun zaman oldu Cm efsanesi yazmayalı ama peşisıra yazmaya başlayacağım şu dönemden sonra. Bu geri dönüşü de Kasper Schmeichel'la yapayım dedim. Meşhur Peter Schmeichel'in evladı olan Kasper...

Cm 03/04 te bir takım kurarken ilk yaptığım şeylerden biriydi Kasper'ı kadroya katmak... 16 yaşında bir veletti ama iyiydi, çok iyiydi. Üstelik bonservisi bile yoktu sadece yetiştirme parası veriyordunuz. Zaten sonralar Worldclass Goalkeeper oluyor Danimarkalı. Bu da bir yerden sonra bende hile yapıyorum hissi uyandırıyordu. Peki Cm scoutları tarafından böylesine potansiyelli görülen bu genç Danimarkalı'ya n'oldu? Gerçekten iyi miydi, yoksa baba faktöründen mi öyle görüldü?

Peter Schmeichel 2003 yılında kariyerinin son maçlarına çıkarkan Man City'de, Kasper da alt yapısındaydı takımının. 2003-2004 sezonu öncesi futbolu bıraktıktan altı ay sonra da Kasper henüz 18'inde Man City A takımına yükseldi. Lakin yaşından dolayı pek forma şansı bulamadı ilk başlarda, sağlam referansına rağmen. Daha sonra da yıllar 2006'ya geldiğinde her genç oyuncunun yaşadığı 'kiralık kontratlar mevsimi' başladı onun için. 2008-2009 yılı sonuna kadar Darlington, Bury, Cardiff, Falkirk, Covenrty gibi takımlarda kiralık oynadı. Son kiralık kontratından sonra da geçen yaz başında yeni bir yapılanmaya giden Notts County'nin ilk yatırımlarından biri oldu. Kendisine güvenenleri de henüz ilk sezonunda haklı çıkaracak bir performans ortaya koydu dersek de pek yanılmış olmam. Bu sezon takımının Legue Two'da şampiyon olmasına direkt katkı sağladı ve 46 maçın 43'ünde forma giyip bu maçların 24'ünde gol yememiş. Zira Yılın Futbolcusu seçilmiş ligde de. Anlayacağınız küçük Schmeichel sağlam geliyor...

Son olarak da takımı şampiyon olmasına rağmen sözleşmesini feshedip gelecek sezon için Leeds United kadrosuna katılmış Kasper. Championship'de mücadele edecek Leeds'le birlikte Premier League yolunu kısaltmak istemiş olabilir. Açıkça belirtmeliyim ki Bakke'li Kewell'li, Alan Smith'li Leeds'i görecek kadar heyecanlıyım ben de, bekliyorum keratayı Premier Lig'te, tez zamanda gelsin... 

Bu arada unutuyordum az daha; kaleci problemini en çok yaşayan ülkelerden biri olan İngiltere kendisine Milli takım teklifinde bulunmuş lakin Danimarka adına oynayacağını belirtip reddetmiştir bu teklifi...



Doğum Tarihi: 05.11.1986
Doğum Yeri: Kopenhag -
Yaş: 23
Boy: 1,89
Ülke: - Danimarka










Dedi naber dedim iyidir dedi eee dedi dedim nee dedim

| 24.6.10
Haftasonu sınav var bildiğiniz gibi ve şu son 3-4 günde pek bir şeyler yazamıyorum, üzülerek. Ama acısı çıkacak merak etmeyin. Sınav sonrasına kadar da paylaşmak istediğim videoları şarkıları vs paylaşayım dedim. Bu da onlardan biri. Son zamanlarda izlediğim en iyi videolardan biri. Adamlar cidden yapmış ! İzlemeyen varsa hemen izlesin derim!


Dedi naber ? Dedim iyidir Dedi ee dedi Nee dedim xD [HD] | Facebook Video

Neler Oluyor Hayatta #2

| 22.6.10
# Elano Afrika'da 2 maçta 2 gol 1 asistle oynuyor...
Adam tam milli takım oyuncusu yahu, sonra da konuşuyorlar Dunga ne buluyor bu adamda diye...

# Keita yedek bitirecek turnuvayı bu gidişle...
Oh be gazetelerin yazacağı Keita satılıyor talibi var haberlerinden kurtuluyoruz.s

# Bursaspor Bolton'lu Elmander'le ilgileniyormuş...
Alırsa cidden iş yapar bu adam!

#Galatasaray yerli transferlerinin ardından beklemeye geçti...
Umarım tez zamanda bir gece rastgele resmi siteye baktığımızda ''o'' Galatasaray'da başlığını görürüz...

# Emre Güngör'den  3 Milyon TL bonservis alacakmış Galatasaray.
İyi para.

# Servet gözden çıkarılacak futbolcu değilim demiş...
Çıkaran halt etmiş zaten Servet ama iyi bir para kazandırıp gitsen çok iyi olacak...

#Serdar Taşçı Juventus'a Mesut Özil ise Chelsea ya da Man Utd'e gidecekmiş...
  Alman pasaportlular ya, giderler.

#Saydım da Almanya'nın 23 kişilik kadrosunda 10 tane annesi ya da babasından en az biri Alman olmayan futbolcu var.

#Fenerbahçe dört süper yıldızla ilgileniyormuş. Baptista, Kanoute, Santa Cruz, Zoltan Gera...
İlk ikisi neyse de diğerleri ne zaman süper star oldu?

#Dünya Kupası'nda biz olmayınca, hiç çekilmiyor.

#Anımsadım da birden, bir zamanlar Babayaro vardı yahu, adamın ismi güzeldi bi kere.

Face Off #6 || Luca Toni

| 21.6.10
Luca Toni'yle oyuncu Bekir Aksoy FaceOff'ta.

Transfer Kazanı # Halil Altıntop

|

Halil Altıntop. Birçok hemşehrisinin aksine Bundesliga'da tutunmayı başarmış, hatrı sayılır goller atıp krallığı zorlamış, milli takıma kadar da yükselmiş yetenekli bir Türk evladı... O kariyerini sürdüredursun, adı takımlarla anıladursun, birçokları onun ikizi Hamit'in gerisinde kaldığını söylüyor tartışmaların ana hattında. Oysa ikisi o kadar farklı dünyalar ki. -Futbolculuk anlamında tabi- Hamit, fiziğini iyi kullanan, topun teknik yönüyle pek işi olmayan, verilen işi layıkıyla yapmaya çalışan tam bir görev adamı. Bu görevler de daha çok işin defansif kısmında. Ee hal böyle olunca da çıktığı yerde tutunması zor olmuyor. Yani bölgesini iyi savunsun, pres yapsın arada gol atıp asist yapsın yeter denilen bir oyuncu. Ama Halil'in görünürde adı ne? Forvet... Peki forvet ne yapar? Gol atar... Atamazsa? Başarısızdır. Bitti... Halil'in böyle görülmesinin ana sebebi de bu işte. O yüzden Schalke'den sonra Hamit'în yaptığı çıkışı yapamadı Halil. Çünkü Schalke ona göre değildi. Hamit hiç bir takımda sırıtmayacak nitelikte bir oyuncu. Oysa Halil üzerine taktik kurulacak bir oyuncu. Kaiserslautern'de olan da buydu. Zira orada oynarken hat-trickle aldığı bir çok maç hatırlıyorum ben. Halil'i kullanmayı bilirsen gerçekten iyi oyuncu, bunu her yerde savunabilirim. Peki nasıl kullanılır Halil, nasıl verim alınır ondan onu tartışalım biraz.

Bir kere önce şunu belirtmek gerekir ki Halil pivot ya da son vuruş özellikli -bir nevi Jardel gibi- bir santrafor değil. Yani tek forvet oynayacaksan ileri koyacağın adam olmaz Halil. Onu daha çok en uçtaki adamı ikileyecek tarzda kullanabilirsin. Yani ortasahaya da santrafora da yakın olacak bir forvet elemanı... İlerde pres yapan, top kazanan, uzaktan şutu olan, son vuruşları iyi olan, yaratılan boşluklara iyi kaçabilen bir oyuncu Halil. Görünürde değil uygulamada düşünülmesi geerken forvet yani Halil. 

İşin Galatasaray boyutuna gelirsek; bonservisinin elinde olması Adnan Sezgin'in iştahını kabartmış diye duydum ben de lakin ne derece olası bir transferdir bilemiyorum. Aslında geçen günlerde Adnan Polat ilgilenmiyoruz demişti ama Stoch olayından sonra da bir futbolcuyla ilgilendiğini belirtmekten kaçması muhtemeldir diye düşünüyorum. Dolayısıyla Halil'in transferi muamma şimdilik ama ben bonservisinin elinde olması ve de Türk kontojenından olması sebebiyle takıma katılmasını oldukça yerinde buluyorum. Zira işin taktiksel boyutunda da katkı sağlayacaktır takıma. Şöyle ki elimiz de Baros gibi bir futbolcu var ve ilk 11'deki yeri garanti. Ee Rijkaard'ın da olası sisteminde de tek forvet var ama şöyle bir şey var ki Halil oyunun ofansif kısmındaki her mevkide oynayabilecek bir oyuncu. Bu sebeple olaya sadece santraforsal bakmamak lazım. - bu arada yeni bir terim yarattım ''santraforsal'' :)) - Şöyle ki ; ileri üçlüdeki her mevkide kullanılabilecek bir oyuncu. Ayrıca Rijkaard'ın zaman zaman 4-4-2 de oynayabileceğini düşünürsek Baros'un arkasındaki adam olarak da kullanılabilir rahatlıkla. Zira Schalke gibi bir takımdan gelecek olması ona güvenmemiz için bir başka etken. Sonuçta her sene şampiyonluk potasında olmuş ve de Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmiş bir takımın oyuncusunu alıyorsunuz...

Dediğim gibi söylentileri ayyuka çıkan ama kesinliği olmayan bir transfer Halil. Ama olursa iyidir, hoştur, sevinilesidir..

Biraz istatistik de iyidir:

Eintracht Frankfurt : 15 maç / 3 gol
Schalke : 129 maç / 22 gol / 11 asist / 41 maç sonradan oyuna girmiş.
Kaiserslautern: 96 maç/ 29 gol / 12 asist/ 24 maç sonradan oyuna girmiş.

Artizz Mi Ne Artizzzii !

| 20.6.10
Bu muhabbet çok baydı biliyorum, keza yıllardır var ama şu videodaki resimler ve mix inanılmaz güzel, görün istedim. Ne kadar eğlendiğimi anlatamam yahu :))


Artiz mi - [ remix yüksek sesle dinleyin ! ] | Facebook Video

Küçük Kaptan Büyük Kayıp | Uğur Uçar

| 18.6.10


Ne Gökhan Gönül ne de Sabri Sarıoğlu... En başta oydu Türkiye'nin geleceği. Oydu sağbekin asıl sahibi. Küçük Kaptandı o, Büyük olacak olan da oydu. Ama aptal bir zihniyete kurban gitti bu gencecik çocuk, buzda futbol oynatacak kadar aptal bir zihniyete. Merak ediyorum o gün o maçı ertelemeyenler nasıl verecek bunun hesabını? Geleceğin yıldız adayıyken şimdi Anadolu yollarına düşen bu çocuğa; ondan götürdükleri üç sene ve kaybettirdikleri parlak gelecek için nasıl hesap verecekler? O kadar kin ve nefret duyuyorum ki henüz karşılığını verebilecek bir küfür veya hakaret bilmiyorum. Tek bildiğim; Allah büyük!

*Uğur Uçar büyük ihtimalle Ankaragücü'ne transfer olacak birkaç gün içerisinde..

Alma Mazlumun Ahını...

|


Federico Insua Bursaspor'da

| 15.6.10
Insua ismi birçok Galatasaray'lı gibi bende de hep bir hüzün uyandırır. Pires'leri, Figo'ları bekledik de hiç birini Insua kadar beklemedik belki de, neredeyse üç sezon üstüste konuşuldu adı; ''bu defa geliyor, uçağı yarın'' dendi hep lakin Arjantin'den Atatürk Havalimanı'na gelen uçaklardaki yolcu listesinde hiç bulunmadı adı şu vakte kadar... Biz Insua'yı unutmuş umudumuzu Lincoln'lere Elano'larla bağlamışken; o da Meksika-Arjantin arasında mekik dokurken yaşı 30'u bulmuş, yolu da Bursa'ya düşmüş an itibariyle. Çok methedilirdi Insua zamanında, yaşı geçti mi, performanı düştü mü bilmiyorum ama Bursaspor'a yeni bir heyecan getireceği kesin. Her ne kadar son birkaç sezonu parlak geçmemiş, bir önceki Avrupa deneyimi de başarısız olmuş olsa da Insua, Insua'dır. Beklenir, görülür. Bakarsınız Bursa'nın Hagi'si olur... Merak edenler için son iki sezondaki performansı:

2009/2010       Boca Juniors  - Torneo Clausura-                    13  maç   / 376 dakika
2009/2010       Boca Juniors  - Torneo Apertura -                   17 maç  / 3 gol / 5 asist / 1317 dakika
2008/2009       CF América   - Primera División Apertura  -   17 maç / 3 gol / 4 asist / 1129 dakika
2008/2009        Club Necaxa  - Primera División Clausura  -    16 maç / 2 gol / 4 asist / 1247 dakika

Bu arada Insua neyin nesidir diyenler için : 


Kültür Saygı Bekler Lakin Kulağımız Şişti, Yeter!

|

Şu vuvuzela yüzünden maç izleyemeyi bırakıp sadece özetlerle yetineyim diyorum da inanın özet bile çekilmez. Zaten bir tane adam akıllı maç oynanmadı şu güne kadar, bir de üstüne şu alet hiç çekilmiyor. Nasıl yasaklamazlar aklım almıyor? Tamam o toplumun, evsahibinin kültürü olabilir lakin çatışıyoruz be arkadaşım, alın size kültür çatışması, olmuyor yani olmuyor !!

Beşiktaş, Değişim ve Ricardo Quaresma Transferi

| 13.6.10
Bundan seneler evvel Yıldırım Demirören yönetimi başa geçtiğinde ilk iş olarak Vicente Del Bosque'yi getirdi takımın başına... Takıma da Carew gibi bir oyuncu katıldı. Hatırlıyorum da çok mutluydu Beşiktaşlılar, geleceğin takımı kurulacaktı belki de. İşi bilen bir adamdı çünkü o ve son çalıştırdığı takım Real Madrid'ti. Ama beklenildiği gibi olmadı, kötü başlanılan sezon Del Bosque gibi bir teknik adamı yarım senesi dolmadan uzaklaştırdı Süperlig'den. Kaybolansa Beşiktaş'ın geleceği, prestiji ve de yüklü miktarda parası oldu. Ondan sonraki süre zarfında ise spontane işler yaptı Yıldırım Demirören. Ne yapılan transferler, ne getirilen-gönderilen hocalar ne de yapılan bir çok hamle planlı olmadı. Hepsi plansız, programsız ve günü kurtarmaya yönelik oldu. Bir şampiyonluk kazandı Beşiktaş ama çok şey kaybetti bu süreç zarfında, çok... Bugün ise yine benzer bir senaryo var Beşiktaş'ta. Yine en son Real Madrid'i çalıştırmış bir teknik adam ve son iki sezonda Inter ve Chelsea gibi takımların formasını giyen bir yıldız. Ama sonu 2004'te olduğu gibi mi olacak, bu defa karamsar değilim kendi adıma...

Bu sene Yıldırım Demirören çok daha güçlü bir yönetim ve camia desteğiyle iş başında. Tahmin ediyorum ki artık yaptıklarının arkasında duracak ve de risk alacak erke ve tecrübeye sahip. Schuster'in arkasında duran, İsmail, Necip, Rıdvan gibi adamları, Quaresma'larla Delgado'larla harmanlayan bir Beşiktaş, hem bir ekol yaratacak hem de prestijini ve gücünü katlayacaktır. Keza artık Del Bosque'yi Tigana'yı kovan değil de Schuster'in Quresma'nın yeniden doğduğu bir takım olarak duyulmalı Avrupa'da Beşiktaş.


Ricardo Querasma hakkında bir kaç şey söylemek gerekirse; öncelikle harika transfer! Yetenek bazında Ronaldo neyse gözümde Q7 de öyle. Tamam, belki oynadığı kulüplerin yarısında - ki bunlar Barca Chelsea İnter- başarısız olmuş bir futbolcu ama Beşiktaş'a daha denk takımlarda, daha doğrusu takımının arka planındaki isim olmadığı kulüplerde iş yapan bir futbolcu Quaresma. Şöyle ki; Inter'de Eto'o, Sneijder, Milito; Chelsea'de Drogba, Malouda, Ballack, Lampard gibi isimler olunca sorumluluk almak, ya da sorumluluk almaya niyetlenmek Querasma'ya kalmıyordu. Ee böyle olunca da güvenini kaybedip yansıtamıyordu sahaya. Ama Porto'da öyle mi? Adam takımın lideri, sürükleyeni, herşeyiydi. Neden? Çünkü herkes ona güveniyordu, herkes ondan bekliyordu... Beşiktaş'ta da böyle olacak. Biz nasıl Galatasaray maçlarında Arda'nın Keita'nın ayağına bakıyorsak İnönü trübünleri de Quaresma'ya bakacak. Onun adını haykırıp ondan bekleyecek her şeyi. Keza karşılığını da alacaktır Beşiktaşlılar. Kazanılan prestij ve güç muazzam derecede... İki sezon önce 30 Milyon € bonservis ödenmiş bir oyuncudan bahsediyoruz ki Beşiktaş Tabata'dan daha ucuza kapattı bu transferi bonservis nazarında. Yaklaşık 7,5 Milyon €. Oyuncu ise yılda 3.5 milyon € alacak bu arada.

Süperlig'de harika bir yeteneği daha izleyecek olmak heyecanlandırıyor beni, en az Beşiktaşkı dostlarım  kadar merakla bekliyorum Q7'nin neler yapabileceğini. Hayırlı Olsun!

İngiltere'de Doğum Kontrol Meselesi

|
''Eğer David Seaman'ın babası prezervatif kullanmış olsaydı, şimdi hala Dünya Kupası'nda olabilirdik.''

İngiliz komedyen Nick Hancock, 2002 Dünya Kupası'nda İngiltere'nin Brezilya'ya yenildiği maçın ardından bunları söylemişti onun için...









Bu olayın üzerinden  henüz bir dünya kupası geçmişken Robert Green'in yaptığı hata, yaşanan bu olay İngilizlere ciddi biçimde prezervatif kullanımını arttırmayı düşündürecek gibime geliyor..:)) Hele bir de gruptan çıkamazlarsa vay hallerine! Ama ABD zor sınavdı onlar için, sonraki maçlarını alırlar rahatlıkla ve Yankee'lerle birlikte atlarlar turu...

Sadece Bir Futbolcu | Ağlamalı Mıyız?

| 10.6.10
Öncelikle şunu söyleyeyim, Fenerbahçe harika bir transfer yaptı. Zira böyle bir adama Galatasaray'dan daha fazla ihtiyaçları vardı. Türkiye liginde müthiş işler yapacaktır Stoch. Özellikle iddiasız takımlara karşı iyi iş yapıp yıllardır büyükleri yenip küçüklere takılan Fenerbahçe'yi bir hayli rahatlatacaktır diye düşünüyorum.

Gelelim olayın diğer boyutuna. Bu olay sıradan bir transfer olmadı tabi, ezeli rakibe atılmış büyük bir çalım diye lanse edilmeye başlandı bile. Doğrudur da, çalımdır, tak diye parayı basmış almıştır Fenerbahçe bu oyuncuyu. Biz iki taksidin hesabını yaparken 4-5 milyon € fazla verip almıştır hem de. Üzülmeyelim mi böyle bir oyuncuyu ezeli rakibimize kaptırdığımıza? Tabi ki üzülelim ama olayı da fazla abartmamak lazım. Dünyanın sonu gelmiş gibi tepki gösterenler var, şaşıyorum gerçekten. Yahu bizim Arda'mız Keita'mız yok mu takır takır adam geçen? Emre Çolak'ımız yok mu büyük şeyler beklediğimiz? Belki de bu adam onları etkileyecekti. Belki de Emre Çolak yedek kulübesine hapsolacak sonra Erhan Ağabeyi, Cafercan Ağabeyi gibi kira kontratları içinde kaybolacaktı. Üzüntüden kendimi avutuyor da değilim, gelmesi halinde çok mutlu olacağım bir futbolcuyu ezeli rakibim transfer etti ama bu dünyanın sonu değil ki? Ayrıca bir sabah uyandığımızda üstünde parçalıyı görüp şok olduğumuz, hala uykuda olduğumuza inanmamıza sebep olan transferlerden birinin tekrar gerçekleşmeyeceğini nereden bilebiliriz ki? Tıpkı Kewell'da Baros'da Elano'da olduğu gibi... Evet Stoch iyi futbolcu ama tek değil ki be güzel kardeşlerim. Nice sağlam adamlar var aynı paraya piyasada. Şimdi onun yerine alınacak adama daha çok sevinmeyeceğimizi kim söyleyebilir ki? Bekleyip göreceğiz transfer döneminin son gününe kadar. İşte o gün hala mutlu değilsek sesimiz çıkmaya başlar elbet ama önce sabır, önce biraz güven. Daha 3 ay öncesine kadar ''In Haldun We Trust'' naraları atan bizler değil miydik? Ne güvenmiş bizimkisi de be. Başkalaşmayalım, biz Galatasarayız Galatasaraylıyız. Bizim adımız da büyüklüğümüz de taraftarlığımız da başkalarınkine benzemez benzememeli...

Günün Karikatürü #24 || Kıl Dönmesi

|
Yiğit Özgür'den yine :)

Liverpool'da Farklı Sezon, Farklı Forma

| 9.6.10


Liverpool'da çok fazla şeyin değiştiği ve de değişeceği bir yıl olacak 2010. Teknik direktöründen, futbolcusuna, bütçesinden forma sponsoruna kadar bir çok şey değişti, değişiyor. Formalar da bu değişime ayak uydurdu diyebilirim. İşte 2010-2011'in formaları:





Deplasman formaları (beyaz ve lacivert kaleci forması) güzel olmuş ama klasik kırmızı pek içime sinmedi diyebilirim. Özellikle deseni ve tonu biraz farklı gibi geldi. Ama formaları asıl bozan şey sponsor logosu olmuş. Carlsberg çok başka güzel duruyordu keza. Neyse yakında bunlara da alışırız, kırmızının asaleti yeter ama içinde Torres ya da Gerard olacak mı, beni asıl ilgilendiren o.

Yurdum İnsanı NouCamp'da

|

Yorum yok diye bir klişe vardır ya, işte tam da öyle bir fotoğraf =))
Feysbuk'ta rastladım bu fotoğrafa geçen günlerde. Sanırım birkaç yıllık bir şey ama yine de işte benim memleketimin insanı dedirten bir olay, gülsem mi utansam mı bilemedim aslında sorarsanız ama yine de paylaşmak istedim :))

Afrika'da 33. Takım || FC Sakats

| 8.6.10
 
Şu sıralar 32 ülke takımı Dünya Kupası heyecanını yaşarken bir yandan da büyük bir belayla başbaşa. Belki de turnuvadaki en büyük rakipleri olan  FC Sakats takımı :)) Ülkesi için bir çok önemli isim ya hiç oynayamayacak ya da turnuvanın bir bölümünü kaçıracak. Öyle ki bu sakat isimlerden bir takım çıkarmaya kalksak Kupa2010'da iddaalı olabilecek bir 11 çıkar sanırım. Ballack, Ferdinand, Obi Mikel, Essien, Beckham, Nani, Rolfes, Adler, Lassana Diarra gibi isimler turnuvada hiç boy gösteremeyecekler. Robben, Drogba, Moras, Barry, Vangelis, Holosko gibi isimler ise hala sakatlık problemi yaşayıp riskli durumda bulunan oyuncular. Özellikle Drogba'nın kırık ameliyatı oludıktan sonra alçıyla idmana katılması bir hayli şaşırttı beni. Bu da futbolcular için ne kaadr büyük bir anlam ifade ettiğini açıkca ortaya koyuyor sanırım. Orada olmamak çok üzücü bizim için ama oyuncularımız için çok daha üzücü kesinlikle. Keza Volkan Şen, Ozan, Sercan, Arda, İsmail, Gökhan Gönül gibi isimler orada olmalıydı, o sahneye çıkmalıydı...

Neler Oluyor Hayatta #1

|
Öncelikle bloga az uğrar oldum biliyorum ama sebebi bir çoğunuzun bildiği gibi öss... Yirmi günlük bir maraton sonunda geleceğim şekillenecek neredeyse ve ben de bunun için bir şeyler yapmaya çalışıyorum... Evet, organik kimya, türev, integral falan... Sınavdan sonra olağan hızımla bloglamaya devam edeceğim, merak etmeyin.

Bloga uğrayamadığım zaman içerisinde yaşanan şeylere kısa yorumlar getirmek, bir kaç kelam da bulunmak için ''neler oluyor hayatta'' yazı kategorisini başlatmış bulunuyorum an itibariyle. Özellikle sınava kadar bloglamamda bir hayli yardımcı olacak diye umuyorum bana.

# Lincoln Haldun Üstünel'in kendisine saldırdığını söylemiş.
İlk defa duyuyorum ve ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Alnının ortasına da çakmış mıdır acaba?

# Beşiktaş dünyaca ünlü 6 teknik adamla görüşmelere başladığınu duyurdu.
Bunların birçoğu Real Madrid'le doğrudan ya da dolaylı alakalı isimler. Del Bosque de böyle bir isimdi, nerden bu hayranlık anlamadım gitti :)

# Fenerbahçe Dzsudzsak ile anlaşmaya varmış.
Son yıllardaki en mantıklı transfer hamlesi diye düşünüyorum kendi adlarına.

# Yalçın Ayhan ikili oynayıp Gaziantep'e imza atmış, hocası Şifo ise bir hayli sinirlenmiş kendisine.
Biz biliyorduk zaten onun ne olduğunu Şifo Hocam, niye dinlemedin bizi zamanında ?

# Grella için Mr. Injury lakabı bir hayli revaçta.
Neskeens istiyor, Rijkaard istiyor, ee vardır bir bildikleri. Ayrıca Neskeens'in Avusturalya milli takımından öğrencisi.

# Bülent Uygun ve Musa Aydın'dan sonra İbrahim Dağaşan da Bucaspor yolundaymış...
Süperlig'de Bucasporumuz var diye sevinirken, nerden bilebilirdik Sivaslaşacağımızı :)

# Gençlerbirliği Boşnak oyuncu Ermin Zec'e imza attırmış.
İlhan Cavcav'ın Avrupa'ya yollaması iki seneyi almaz. Çok kabiliyetli bir oyuncuymuş duyduğuma göre. Yeni Dzeko..

Zizinho & Oğulları

| 3.6.10
Futbol dünyasında iki Zizinho biliyorum. Biri 1950 dünya kupasında müthiş performans gösterdiği söylenen, Pele'nin 'gördüğüm en iyi futbolcu' diye lanse ettiği Brezilyalı ünlü futbolcu, ki bizim onunla işimiz yok. Diğeriyse Galatasaray'lı Geovanni'nin(21), Barcelona'lı Jonathan'ın(20) ve America de Mexico'lu Eder'in(26) babası olan ve 80'li yıllarda Meksika liglerinde top koştursa da pek namından söz ettirememiş Zizinho lakaplı Brezilyalı futbolcu Gerardo Dos Santos. Mevzubahis olan şahs-ı muhterem de kendisi oluyor zira.
Zizinho'nun pek kariyerli bir futbolculuk hayatı olmamış olsa da büyük oğlu Eder dışında kalan iki küçük oğlu geleceğin yıldız adaylarından sayılıyor. Ee hal böyle olunca da çok fazla el üstünde tutuyor oğullarını Zizinho. En başta oğullarının Brezilya Milli takımında forma şansı bulamayabileceğini düşünerek onlara milli takım tercihini Meksika'dan yana kullandırttı. Bu kararında da haklı olduğunu görmesi pek geç olmadı aslında. Keza Geovanni de Jonathan da henüz 17 yaşında milli takıma düzenli çağrılan futbolcular oldular. Hatta Jonathan henüz kariyerinde resmi bir maça çıkmamışken 5 kez milli takım formasını giydi bile şimdiden. Buraya kadar her şey pek de anormal değil aslında. Asıl anormal olan kısım son bir haftadır yaşanıyor...
Şöyle ki; Afrika 2010'da mücadele edecek takımlardan biri olan Meksika'da teknik direktör Javier Aguirre 23 kişilik kadroya Jonathan'ı almadı. Bunu yapınca da Zizinho inanılmaz sert bir tepki vermiş ve oğluna haksızlık yapıldığını, onu bir daha asla milli takıma göndermeyeceğini söylemiş. İlginç. İki tane oğlunu gönderiyor diye kendi takımı sandı galiba koskoca bir ülkenin milli takımını... Yaptıkları bununla da kalsa iyi, birkaç gün önce de bir açıklama daha yapmış ve Geovanni'nin milli takımda mutsuz olduğunu, Jonathan'ın gitmesinden dolayı kendini iyi hissetmediğini ve dolayısıyla Meksika'yla Afrika'ya gitmeyebileceğini belirtmiş. Nazikçe tehdit etmiş yani... Tamam hali hazırda Meksika'nın en önemli ismi oğlun olabilir ama bir ülke milli takımının böyle bir olaya göstereceği tölerans ne kadar olur, nasıl bir tepki verilir düşünmesi lazım. Keza Geovanni'yi hala geleceğin yıldız adaylarından biri diye lanse ediyorsak milli takımdaki performansından dolayıdır. Yoksa iki senedir kulüplerde öyle ahım şahım bir şey yapmışlığı yoktur kendisinin. Zizinho'nun da bunu iyi düşünmesi ve biraz daha saygılı olması gerektiğini düşünüyorum ama asıl merak ettiğim Meksikalı yetkililerin nasıl bir tepki vereceği... Zira çok şımarmış bu Zizinho, bir şeyler yapsalar iyi olur :)

Şükür, Benitez Gitti...

|
İki şampiyonlar ligi finaline rağmen Liverpool'a büyük takım havasını hiç yaşatamadın. Avrupa'nın en büyüğü(!) yaptın ama İngiltere'de ilk dörde zor girdin. Takıma yaşattığın transfer sirkülasyonu takımı krize sürükledi. Nice değerli oyuncuyu gönderip yerine saçma isimleri oynattın... Saysam saysam bitmez yaptıkların Benitez. Saatine bakıyorsun; evet vakit geldi. Hoşçakal, özlenmeyeceksin...

Oktay Mahmuti ve Ceyhun Yıldızoğlu Hamleleri

| 1.6.10

Futbolda atar tutarım lakin basketbolda o kadar derin analizler yapacak, olayları tüm hatlarıyla yorumlayacak bilgim yoktur. Zira blog aleminde bu işi layıkıyla yapan basket blogları varken burda çok biliyor gibi konuşmak haddim de değil hani. Ama bir şeylere de kendimce yorum getirmek istiyorum. Keza gelecek sezonlar adına  Galatasaray'ın  basketbol hamleleri ile ilgili söylemek istediğim bir şeyler var.

Senelerdir Galatasaray'ın basketbol şubesinde hep bir istikrarsızlık olmuştur. Bir sezon geçilir, yeni bir takım kurulur ama o takım başarılı olsa dahi ömrü kısadır, dağılır bir seneye. Basketbolun iki şubesi içinde böyle oldu hep son yıllarda. Geçen sezona ise sahiden iddialı bir erkek takımıyla ve Avrupa şampiyonu olmuş bayan takımımızla başladık. Ama erkeklerdeki malum olay ve kızların kötü performans göstermemelerine rağmen Fenerbahçe'nin oldukça gerisinde kalması yönetimi yine bir köklü değişikliğe itmişe benziyor. Ama bu defa daha bilinçli hamleler  yapılıyor gibi. Zira Oktay Mahmuti ve Ceyhun Yıldızoğlu gibi isimler takımlarımızın başına getirildi. Ceyhun Yıldızoğlu'nu pek uzun zamandır tanımıyorsam da Oktay Mahmuti deyince akar sular bende. Kendimi bildim bileli sevdiğim bir coach olmuştur Mahmuti. Sportif başarısı bir yana, kenardaki duruşu, efendiliği hep bir ayrı sevgi doğurmuştur ona karşı bende. O sebeple bu sene takımın başında onun olacağını bilmek, basketbol takımını futbol takımımızdan daha fazla heyecanla beklemeye sevk etti beni. 
Bayan takımının başına geçen Ceyhun Yıldızoğlu ise halihazırda yerli hocalar içerisinde akla gelebilecek ilk isimdi kanımca. Onun da daha etkili bir takım kurup çok daha başarılı bir sezon geçirteceğine inanıyorum. Şimdilik bir şeyler söylemiş olalım, yeri geldiğinde yine bir şeyler söylemek isteyeceğim zira. Dedim ya merakla bekliyorum gelişmeleri ve ligi...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion