Keblinger

Keblinger

Biri bir şey demiş:

Artık eş zamanlı olarak buradayım:

http://jesusyavuz.tumblr.com


(jesusyavuz)


Süperlig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süperlig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Süper Final Öncesi || Galatasaray 2 - 0 Orduspor

| 31.3.12

             Normal sezonun son iki haftasına girilirken Galatasaray takipçileriyle arasındaki puan farkını açmak, Orduspor ise Avrupa PlayOff grubuna girmek istiyordu. Ligin en iyi savunma anlayışına sahip takımlarından birinin karşısında Galatasaray'ın sekmeye uğrayıp uğramayacağı merak konusuyken çok rahat bir oyunla üç puanı hanesine yazdırdı ev sahibi takım ve oyun anlamında playoff lar öncesi güven vermeye devam etti diyebiliriz. Kendi adıma son haftalarda izlediğim en rahat maçtı, hem de iyi bir rakibe karşı, her ne kadar eksik olsa da. 

              Maça dair daha ayrıntılı konuşmak gerekirse; Elmander'in ilk 18'de olmasına rağmen antrenmansız olması ve ayrıca sakatlığının nüksetmesi halinde Süper Final'de ondan yararlanamama korkusu Baros'la maça başlamaya itmiş Fatih Terim'i. Sivasspor ve Trabzonspor maçlarında gördüğümüz gibi bu maçta da Baros ve Necati maça iyi bir ikili olarak başlayamadı. Bireysel olarak Necati güzel golünün yanında pres yaparak ve de ortasahaya kadar gelip top alarak takıma katkı vermeye çalışssa da Baros'la uyumsuzluğu takımın da daha fazla gol bulmasını engelledi. Özellikle zaman zaman çok iyi paslaşarak yaratılan bilinçli hücumların meyvesini vermemesinin sebebi de bu oldu kanımca. Yine de her şeye rağmen ilerideki ikili arasında asıl sırıtan eski göz bebeğimiz Baros'tu. Baros'u geldiği günden beri çok severim ama  sanırım o da sezon sonu gideceğinin ya da gitmek zorunda kalacağının farkında. Açıkcası artık yıllık aldığı paranın hakkını veriyor mu bilemiyorum. Her neyse maça dönecek olursak, ileri ikili dışında ortasaha ve defans kurgumuz standartın üstündeydi. Orduspor ortasahasını çok kolay geçiyor olmamız, Hector Cuper'in cezayı Gosso'ya çıkartarak erken değişikliğe gitmesine sebep oldu. Orduspor tarafına dair söylenebilecek en önemli şey olarak, Bruno'nun formsuzluğu oyunlarını direkt etkiledi diyebiliriz, forvette Stancu'yu bir hayli arattı taraftarına eski Bank Asya gol kralı...

          İkinci yarıya ise Fatih Terim, Baros-Sabri değişikliğiyle başlayarak formsuz Baros'un yerine iyi oynayan ortasahaya bir dinamik oyuncu daha katma amacının yanında, Elmander'i hemen riske etmek yerine ona ilerleyen dakikalarda ortasahadan yorulan bir oyuncuyu çıkartıp İsveçliyi maçın son bölümünde oynatma lüksünü verecek hamleyi yaptı. Devre yine ilk yarıda olduğu gibi Galatasaray'ın kontrolünde başladı ve ilk tehlike de yine Ömer Kunga'nın kaptırdığı topta Galatasaray'dan geldi. Topla buluşan Necati müsait pozisyonda topa çok kötü vurarak, ikinci yarıyı rahat oynamaya şansını tepti takımı adına. Bu pozisyondan sonra Orduspor biraz daha atak yapıp maçı dengelemeye çalışsa da bu girişimler Muslera'nın kontrolüyle biten orta girişimlerinden başka bir meyve veremedi açıkcası. Bu durum da Orduspor'un Culio, Stancu, Kabze gibi oyuncuların eksikliğini bir hayli hissettiği gerçeğini tekrar gözler önüne serdi denilebilir. Nitekim maçta daha çok stresten uzak olan ve kalitesini sahaya yansıtan taraf olan Galatasaray Sabri'nin güzel golüyle skoru 2-0'a taşıdı ve maçı daha rahat hale getirdi. Maçın o anından itibaren bitiş düdüğüne kadarsa Galatasaray oyunu rölantiye alıp, pozisyon bile vermeden önemli bir maçtan çok önemli üç puanı kolay bir şekilde hanesine hanesine yazdırdı.



        Bir parantez de Sabri için açmak gerekirse, eleştirilerin bu kadar yoğunlaştığı dönemde sonradan oyuna girip istekli ve iyi bir oyun sergilemesinin dışında güzel bir golle takıma katkıda bulunması kendi adıma sevindirici bir durum oldu, umarım taşıdığı potansiyeli ve yüksek enerjisini daha doğru kullanıp, kendine güvenli bir şekilde bu takımın bir parçası olmayı sürdürür. Kim ne derse desin Sabri Galatasaray'ın çocuğu ve  iyi ki öyle. En azından poposuyla top tutanların yanında adam gibi adam.

Süperlig'e Tecavüz Ediyorlar

| 30.3.12
          Başlık biraz çarpıcı oldu sanırım ama tutamadım kendimi. Önce şu Süper Final ve Avrupa Playoff  Grubu saçmalığı sonra da Süper Turnuva adı altında yukarıdaki iki grupta da yer alamayan 10 takımın yer alacağı bir statü şekli... Digiturk'e yaranacağım kulüplere üç beş daha fazla kazandıracağım diye yaptıkları bu alengirli işlerin haddi hesabı yok. Vallahi sinirleniyorum. Hele bir de geçenler de okuduğum gelecek yıl için düşünülen "iki gruplu lig statüsü" fikri iyice zıvanadan çıkartıyor beni. Temiz bir ligimiz yok bari bırakın da şekli şemali düzgün olsun!

          Öncelikle söyleyeyim, bu statüyle beraber gelen daha fazla derbi daha fazla heyecan kısmına katılıyorum. Daha fazla keyif alıyoruz o maçlardan, daha fazla karnaval havasına bürünüyor hayat. Ayrıca sadece derbi maçlarını bekleyen insanlar bile var, sırf derbi keyfi için takım tutan falan ama olay o değil işte dostlar. Olay her şeyden önce EMEKTE, olay  hepsinden öte HAK etmekte. Zaten şu anda söylediğim şeyleri aylardır kaleme alan yazarlar, dile getiren insanlar var ve ben aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum. Ama başından beri TFF başkanlığına karşı çıktığım, kendi ve başkalarının çıkarları için başa gelmiş-getirilmiş-, "gerekirse 5 sene Avrupa'ya gitmeyiz" gibi sözlerle dar görüşlülüğünü meydana sermiş olan Yıldırım Demirören'e güvenmiyorum arkadaş. Olay Fenerbahçe'nin düşüp düşmemesi de değil, umurumda değil -ki ben hakikaten inşallah davada haklı çıkarlar da düşmezler diyenlerdenim- ama ligi ve takımları para ve çıkarlar uğruna oyuncakları haline getiriyorlar bunu kaldıramıyorum işte. İnşallah bu saçma sistemler seneye eski haline döner de biz yine 34 haftanın heyecanını, ligde iki derbinin heyecanını yaşarız.

           Son olarak Galatasaraylı kimliğimden bürünerek sormak istediğim bir şey var. Geçen sene 34. haftaya puan puana bitiren iki takım var iken bu sene 3 hafta öncesinden ligi 1. bitirmeyi garantilemiş takım playofflarda şampiyon olamazsa insanların gönlü nasıl rahat olacak? Ha evet bazıları " 34 haftayı lider bitiryorsa Playofflarda da şampiyon olsun bakalım diyor" ama onlar da deyimi yerindeyse boş konuşuyor, evet boş. Eğer dedikleri gibi olsaydı koyardı federasyon 4 büyük takımı bir gruba 1 yıl boyunca aralarında maç yaptırırdı ama olmuyor işte öyle. Anlamamız gereken şu ki, 34 haftalık bir periyotta bir oyuncun belli dönemler form tutar belli dönemler sakatlanır ya da sakatlanmaz, belli dönemlerde takım iyi gider gitmez ve bunlara ek sayabileceğimiz onlarca parametre yüzünden 34 haftayı lider bitiren takım şampiyon olmuş olmalı. Bu sene nasıl bittiği önemli değil de önümüzdeki sezon her şey eskisi gibi olsun!

Sol Bek Riera?

| 11.2.12

Evet bazı haber portallarında ve tv kanallarında bugünkü Kayserispor maçında Çağlar ve Hakan Balta'nın yokluğunda sol bekte Riera'nın oynayabileceği haber edildi. Fatih Terim'in gerçekten böyle bir planı var mıdır bilmiyorum ama olmaması için dua ediyorum. Riera asla bir bek oyuncusu olamaz, olmamalı. Hele ki Kayserispor gibi yaş ortalaması 23 olan ve "içeride-dışarıda" yetişmiş birçok yetenekli genç oyuncuyu kadrosunda bulunduran bir takıma karşı hiç denenmemesi gerekir. Kayseri'nin sağında oynayan, ön tarafta Sefa ve arka tarafta Pekarik önemli oyuncular. Özellikle gurbetçi Sefa bu sene iyi bir grafik yakaladı ve her maç en etkili silahlarından biri olarak göze çarpıyor Kayseri'nin. Olası bir Riera tercihi sol kanadı Sefa'ya koridor edebilir. Ayrıca Şota maça affedilen Amrabat'la başlarsa o da ayrı bir hüsran yaşatabilir bize. Ben bugün için bahsi geçen kadrolar içerisinden mantıklı olan defans kurgusunun Sabri-Gökhan-Semih-Ujlfalusi olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız Riera tercihini Faith Terim'in aklından geçirmiş olma ihtimali bile mantıksız geliyor ama eğer ki doğruysa aman hocam :)

ps: maç başladı Riera sağbekte. Umarım beni yanıltır...

Ruhu Yakalama Peşinde || Gidenler

| 18.7.11




         Evet önce Fatih Terim'in bahsettiği daha sonra da Nike'ın konseptinine yansıttığı ''Ruh'' meselesini hepimiz çok uzun bir süredir dillendiriyoruz aslında. Şu 2000 ruhunu yakalamak için bi hacıya hocaya gitmediğimiz kaldı herhalde bunca zaman. Şimdi yine aynı çaba var ama bu defa işin öncülüğünü bu işi en iyi yapabilecek adam yapıyor. Fatih Terim. Ve yine aynı şekilde o ruhla büyük başarılar elde eden, Hasan-Tafarel-Davala üçlüsü ve de Tugay Kerimoğlu takımın bir parçası hali hazırda. Ee doğal olarak bunların ardından bizler de geçen sezonu tarihten olamasa da anılarımızdan silip yeni sezonun heyecanı içerisinde bulduk kendimizi. Bu heyecanı da ilk olarak transfer döneminde yaşıyoruz tabi ki.

          Takımdan bir çok ismin gönderileceği malumdu, zira bir şeylerin değişmesi gerekliydi. Neill, Insua, Kewell, Barış ve Zapata kopan ilk halkalar oldular. Devamı ise dün geldi. Mustafa Sarp, Serdar Eyilik, Okan Derici, Mehmet Batdal, Pino, Musa Çağıran ve Serkan Kurtuluş gidenlerin ikinci partını oluşturuyor. Eyilik kiralık olarak Karşıyaka'ya imza attı bile. Sanırım Serkan, Musa ve Okan da yine kiralık olarak başka takımlara gönderilir diğerlerine de kendilerine kulüp bulmaları söylenir.
                                      
          Gidenlere baktığımda kendi adıma üzüldüğüm kimse yok. Ama Aydın Yılmaz'ın hala ve hala şans buluyor olması inanılır gibi değil. Bunu da değerlendiremezse diyecek söz kalır mı bilemiyorum. Ayhan Akman da gitmesi beklenen ama yine de takımda kendine yer bulan isimlerden oldu ve de bu beni pek şaşırtmadı zira Terim takımda tecrübeli oyuncu eksiği hissediyor olmalı. Ama tabi Almanya kampı sonrası yine gidenlerin olabileceğini de yine hocadan duyduk. Aykut, Aydın ve de Ayhan gitmesi en yüksek ihtimalli oyuncular desek yanılmayız sanırım ama bekleyip göreceğiz. Liverpool maçına kadar transferlerin biteceğini ve takımın son halini alacağını açıkladı Ali Dürüst ama bu geçiştirme söylemlerini yönetim olarak yapıyorlar sürekli. Adnan Polat'ın da çok yaptığı gibi...

Muallaklar içinde yeni Sezon, Karanlıklar ardında yeni Umutlar...

|
             Fenerbahçe bu kez son haftada şampiyonluğun kaçmasına izin vermemiş ve Sivasspor'u 4-3 mağlup ederek 18. şampiyonluk kupasını müzesine götürmüştü. Trabzonlular üzüldü, çünkü daha çok hakettiklerini düşünüyorlardı. Antep, Bursa ve Beşiktaşlılar ise şampiyonluktan çok elde ettikleri Avrupa biletleriyle ilgileniyorlardı. İşte bu beş takım ya iyi bi sezonun ya da kötünün iyisi tesellisiyle avunuyordu ama biz Galatasaraylılar'ın umrunda bile değildi bu olanlar. Birçoğumuz değil maçları, özetleri bile umursamaz olmuştuk, takım o kadar kötüydü ki, kulübün içinde dışında olanlar, Florya'da olanlar, lisede olup bitenler o kadar çirkindi ki, İyi Günde Kötü Günde felsefesi bile havada kaldı, o kadar soğutulduk belki de. Sonra derken yeni yönetim geldi başa, yeni hedefler, büyük vaatler, iddialı laflar... Fatih Terim'in başına getirildiği ve bir çok futbolcunun gönderildiği bir futbol takımı çıktı karşımıza. Bunlar olurken de Fenerbahçe Voleybol Takımı'na Avrupa'da Dünya'da finaller oynatan adam Mehmet Ali Aydınlar, tüm kulüplerin desteğini alarak yeni Federasyon Başkanı oldu. Aynı zamanda bir de seçim atlattı Türkiye bu sırada ve bunun spora da bir etkisi vardı keza artık sporun bakanlığı vardı, Spor ve Gençlik Bakanı adı altında Suat Kılıç artık sporun siyasetteki en yüksek ismiydi. Bunlar çok sıradışı şeyler değildi, öyle ya da böyle takımlar ya da futbol camiası bir sezonu geride bırakmış ve yeni sezon için hazırlanmaya başlamıştı olağan işleyişinde. Ama bir sabah Türkiye'nin hatta Avrupa'nın bile gündemini değiştirecek bir haber düştü ajanslara. Tarihin en büyük ( çünkü daha önce buna imkan tanıyacak yasal düzenleneme yoktu) şike operasyonu başlamıştı ve başrolde şampiyon Fenerbahçe ve de  başkanı Aziz Yıldırım vardı. Bir çok yönetici, futbolcu ve de takım bu soruşturmaya dahil ve şuanda da devam ediyor olay. Hepimiz beklemedeyiz, kafamızda milyonlarca soru milyonlarca endişe. Lig ertelenecek mi, suçlar ispatlanabilecek mi, yoksa ortada bir suç yok mu, bunlar komplo mu, avrupa serüvenleri ne olacak takımlarımızın, ortada kalan kupalar ne olacak, ligimiz gerçekten bu kadar kirlendi mi vs vs vs. Bu konuyu daha hiçbir şey kesinlik kazanmadan dillendirmek istemiyorum ama merakla bekliyorum ve birçokları gibi ben de liglerin soruşturma tamamlanmadan başlatılmamasını mantıklı buluyorum. Diğer türlüsü çok daha haksız sonuçlara yol açabilir zira...

Bir İyi(Stoch) Bir Kötü(Caner) Bir Güzel(Gökhan Gönül)

| 3.5.11
                                            
                Ligde şampiyonluk heyecanının zirveye ulaştığı son üç haftaya girilirken Fenerbahçe evinde ruhu da aklı da kupada olan İBB'yi net bir skorla geçerken şampiyonluk için de ne kadar istekli olduğunu hem taraftarı hem de futbolcularıyla herkese bir kez daha gösterdi. Maçı analiz etmekten ziyade belirtmek istediğim bir kaç anektod var maç içi, öncesi ve sonrasıyla ilgili.



             Öncelikle bu maçta en çok dikkat verilmesi gereken şey şampiyonluk yarışındaki altın üç puan dışında Barcelona scoutları tarafından maçın izleniyor olmasıydı. Bir Türk takımında, Türkiye'de yetişmiş bir Türk futbolcuyu Barcelona'nın izliyor olma ihtimali gerçekten de harika bir şey. Avrupa'da büyük takımların forvetlere, hücum oyuncularına milyonlarca dolar akıtma devri
yavaş yavaş geride kalıyor tabi bu da bunun bir sonucu. Al sağlam bir forvet koy arkasına iki üç servisçi at golleri al maçı devri bitince doğal olarak Maicon'lar Ramos'lar Kolarov'lar için büyük paralar dönmeye başladı. Zira Manchester City'nin Ramos için, Real'in de Maicon için çıldırdığını hepimiz biliyoruz nihayetinde. Artık başarılı olmak isteyen takımlar, oyunun iki yönlü oynayabilen, yüksek fizik kapasitesinin yanında düzgün ayaklı, pozisyon bilgisi ve mental özellikleri yüksek bek arayışında son 4-5 sezondur. Eskiden stoperden bozma bek yapılırdı ve sırıtmazdı da pek ama şimdi bek'in hası aranıyor denilebilir aslında. Tam donanımlı bek.. Gökhan Gönül de Andre Santos da bu tip bekler. Barcelona'nın da gözünün üzerlerinde olması gayet normal. Özellikle Gökhan Gönül üzerinde durmak gerekirse, Türkiye'de adı yurtdışı için en çok konuşulan olan Arda'dan bile daha kolay uyum gösterecektir Avrupa futboluna ve evet kalitesi Barcelona'yı da kaldırır Milan'ı da.

             Olayın bir de başka bir yönü var. Barcelona'ya dönüp bakıldığından sağ bek olarak Dani Alves gibi bir isim var. Hem yaşı hem de kalitesi uzun yıllar oynamaya yetecek bir isim. Yani aslında eğer kadro genişliği bakımından bir şey düşünmüyorlar ise Gökhan birinci ihtiyaç değil. Ama sol tarafa bakıldığında Abidal, Maxwell ve Adriano gibi isimleri görüyoruz. Maxwell'i oldum olası Barca'ya uygun görmedim. Adriano ise sol bek değil asıl mevki itibariyle. Abidal ise kaliteli bir oyuncu olmakla beraber yaşı 32'ye dayanmış durumda. Bu durum da acil kaliteli bir sol bek transferi ihtiyacını doğuruyor Katalanlar için. Andre Santos da ( tabi iyi bir Santos) Barcelona'da tam naısl oynar pek idrak edememekle beraber kalitesine inandığım bir futbolcu. Keza söz konusu Milan, City veya Liverpool gibi takımlar olsa hayli hayli oynar derdim de Barcelona dedik mi her oyuncuyu yakıştıramıyoruz tabi. Gökhan'a kıyak mı geçtik ne=)


            Aslında değinmek istediğim asıl konuya değinmedim henüz. İBB karşısında iyi bir maç çıkaran ve bu maçta ve Antep maçlarında galibiyete büyük katkıda bulunan Miroslav Stoch'un maç sonu açıklamaları.. Şöyle ki :

''Hollanda'dan geldiğimde bir adaptasyon süresine ihtiyacım vardı. Ben Hollanda'da iyiydim, burada olayların benim adıma iyi gelişeceğini sandım, kolay sandım belkide burayı. Bu benim hatam tabii ki. Şu anda daha fazla ne yapacağımı biliyorum. Burada futbolun sert, oyuncuların kaliteli olduğunu gördüm. Hatalarımdan ders alarak şu anda oynuyorum.''

 Bu cümleleri kuran adam, kendi özeleştirisini televizyonlar önünde açık sözlülükle söyleyen her futbolcu kendini geliştirir, gelmek istediği yere de kolay gelir efendim. Kanımca budur. Adam vay efendim ben süperdim oydum buydum buraya geldim beni oynatmadınız demedi. Dememesi de lazım. Ama ülkemize gelen onlarca futbolcunun temel problemi bu. Hele de Avrupa'da kalbur üstü bir ligden gelmişse... Helal olsun dediğim adamdır bu hafta Stoch dolayısıyla. Tebrikler!

Bir laf da Caner Erkin'e. O da şöyle demiş :

''Trabzonspor'un '3 Büyüklerin' içine girdiğini düşünmüyorum. Galatasaray ve Beşiktaş bizim ezeli rakiplerimiz. Onların düşük bir sezon geçirmeleri ve yarıştan erken kopmaları, Trabzonspor'un bu kadar öne çıkmasına sebep oldu. Ben inanıyorum ki; Trabzonspor puan kaybedecek ve biz inşallah Ankaragücü maçında taraftarımızın karşısına hem lider hem şampiyon olarak çıkacağız'' 

''Fenerbahçeliliğime gelirsek, Galatasaray'da oynarken bile Fenerbahçe kaybettiğinde üzülüyordum''  ''Açık açık söyleyeyim bunu. Buradayken de maç kaybettiğimizde kendimi çok kötü hissediyorum. Bütün gece aklıma o maç ve takım arkadaşlarım takılıyor. Kazandığımızda ise tadından yenmiyor'' .

               Öncelikle Caner'in şunu bilmesi gerekir ki, onlar sezon başında yokları oynadığında Trabzonspor taş gibi top oynuyordu. Ayrıca evet Fenerbahçe ikinci yarı olağanüstü bir performans gösterdi ve 14te 13 yaptı ama bu 13 maçı da hak etti mi tartışılır. Evet futbolcular her maçı istedi her maçta mücadele etmeye çalıştı, inandı ama yine de bu kadar maçın kazanılmasında hakem hatalarının ya da maç içindeki şans vari olayların da etkisi çok. Ki olur bu, gayet normal. Şampiyonluk iyi oyunla gelmez, yakalanan havayla gelir zira. Sezon geneline bakarsak Trabzonspor ikinci yarının başındaki bocalama dönemi dışında sezon boyunca en istikrarlı ilerleyen ve başından beri şampiyonluk potasında olan bir takım ve bunu da alınlarının teriyle yaptılar kesinlikle. Ayrıca büyüklük taraftar sayısı, ekonomik gelir demek değilse Trabzonspor da en az üç büyükler kadar büyüktür. Bursaspor'a bu kadar kolay diyemezsiniz bunu onların daha yolları var ama Trabzonspor büyüktür ve bunu herkesin benimsemesi gerekir. Başta Caner'in. 

Ve Caner Galatasaray'da oynamış olman büyük hataydı bunu her geçen gün daha iyi gösteriyorsun. Ama iki de bir de ordan Galatasaray'A atıp tutmanın, vay efendim böyleydi de böyle şöyleydi de şöyle demenin alemi yok. Çeneyi biraz tutmak lazım... 

Bucaspor 0 - 1 Galatasaray || Üç Puan !

| 21.9.10
Bu gittiğimiz yol, yol değil derken sonunda ardarda gelen üç galibiyetle bildiğimiz yollara çıkıverdik. Üç haftadır aynı şeyden ötürü avunuyoruz ama bu maç için sevinilecek en güzel şey herşeye rağmen alınan üç puan... Lakin ne oynadığı belli olmayan bir Bucaspor ile; patates tarlasından da beter güzel İzmir'imizin berbat sahasında, takımın en fitilleyici isimleri olan Arda ve Sabri'den yoksun olarak çıktığımız maçta alınan üç puana sevinmeyip de n'apalım ?

Uzun yıllardan sonra ilk defa bir lig maçı için İzmir'e gelen Galatasaray; beni ve benim gibi birçok İzmirli Galatasaray taraftarını inanılmaz heycanlandırdı. Keza yakın zamanda da gerek kupa gerekse hazırlık maçları için İzmir'e gelinmişti ama bu maçlarda gerek heyecan gerek de kadro olarak tatmin olamıyorduk. Fakat bu defa sahada Baros, Kewell, Mısımovic, Pino ve son samuray Neill vardı. Güzel bir bekleyişti maç gününe kadar olan... Maç günü ise yaklaşık bir buçuk saat evvelden ihtiyar koca stadımıza ayak basmıştık ve sıramızı beklemeye koyulduk. Tabi maçtan üç dakika öncesine kadar beklemiş olsak da ilk düdüğü kaçırmamak sevindirici bir nokta oldu adımıza. Sonrasında ise yaklaşık 35 bin renktaşımızla birlikte maçı izlemeye koyulduk. Lakin maç boyunca da sadece izledik...!



Maç başlar başlamaz iki şey kendini hemen belli etti. İlki zeminin bebatlığı. Daha ilk saniyede çamurlu kütleler havalarda uçuşmaya başlamıştı. İkinci şey ise Ultraslan İzmir'in organizasyonsuzluğuydu. Aslında açık tribünde fena sayılmayacak bir koreografiyle başlamıştı maç ama sonrası 35 bin taraftar için utanç vericiydi bence. Lakin açık tribünde 2-3 bin kişilik bir kitleyle konuşlanmış olan Ultraslan statta organize edilmeyi bekleyen o kadar taraftarı bağırtamadı, coşturamadı. Hoş, sahada uğruna coşulacak bir futbol yoktu ama yine de Galatasaray vardı... Her şey bir yana bizim bulunduğumuz ve de full olan kale arkası tribünde bir tane amigo olmaması başlı başına hataydı. Yer yer avuç kadar Bucalı taraftar bizden daha çok bağırdı dersem yanılmış olmam. Oysa biz bir tezahuratı en fazla 10 sn sürdürebildik. Berbattı yahu maç tam anlamıyla. Burada tüm suçu Ultraslan'a atmıyorum keza stada gelen seyirci profili de etkiliydi bunda ama yine de üstüne düşeni yapmadı Ultraslan. Diyorum ya koskoca kale arkası onlara baktı tüm maç boyunca ama ilgilenen, yönlendiren bir oluşum göremedi orada.

Maç için söylenecek şeylere gelirsek yoğunlukta olan olumsuz eleştiriler ama bunları yazmak konusunda kararsız kalıyorum aslında. Tamam sahada kopuk ve organize olamayan bir Galatasaray vardı ama bunun sebebi üstüste üç pas yapmaya imkan vermeyen zemin ile ne oynadığı belli olmayan Bucaspor olamaz mıydı? Zira bunlar küçük bahaneler değil, hatrı sayılır bahaneler... Zemin konusunda yıllardır aynı sıkıntı var ve tek umudumuz yeni yapılacak Örnekköy Stadyumu. O gelene kadar İzmir'de bu stat sorunu sürmeye devam edecek gibi görünüyor... Bucaspor'a gelince de önceklikle sempatiyle baktığım, Süperlig'e gidiş serüveninde birçok maçına gittiğim bir takımdı sarı mavililer. Keza altyapısıyla ve süregelen sistemiyle de Türkiye'de gururu oldular İzmir'in.. Ama ligde geride kalan haftalar gösterdi ki şuan için ligin en kötü top oynayan birkaç takımından biri onlar. Sezon başında yeni bir devrim yaratma ve gelecek 5 yıl içinde şampiyonluğa oynayacak bir takım yaratma iddiasıyla takımın başına gelen Bulent Uygun yaptığı onlarca transferin kaynaşmasını ve sistemine alışmasını kısa bir süre içinde sağlayamazsa 5 yıllık serüven Bank Asya'dan devam edebilir... Lakin hepimiz biliyoruz ki ilk yarıda toparlanamayan takımlar ikinci yarı ayakta kalmakta en büyük sıkıntıyı çekenler oluyor. Ama tabi etkili ayakları ve Süperlig'i iyi tanıyan bir hocaları var her şeye rağmen ve şimdiden Bank Asya adayı gibi göstermek istemiyorum. Ama ne defansta ne de ofansa yeteri kadar organize olamıyorlar. Hücum organizasyonları ilerdeki hızlı siyahi oyuncuların ayağına bakıyor. Defansta ise tecrübeli elemanlar var ama önlerinde rakibi durdurucu, hızını kesici bir oluşum yok. Hal böyle olunca da sahada ofans mı defans mı oynadığı belli olmayan bir takım görünümündeler. Ama henüz geç değil ve toparlanmalarını umuyorum. Zira İzmir'in bu sevinci daimi olsun artık!

Bu arada untumadan söyleyeyim sağ bekte Serkan'ı uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar beğendim. Kaybolup gidecek diye düşünmeye başlamışken yeniden umutlandım onun adına da. Ayrıca maç boyunca küfür yiyen Ayhan'ın güzel bir golle galibiyeti getirmesi de tribünde inanılmaz keyifli muhabbetlere sebebiyet verdi, eğlenceliydi gerçekten... :)

Galatasaray adına is söylenecek herşeyi ilk paragraf özetliyor aslında. Üstüne söylenecek ne var bilmiyorum. Alınan üç puan ve takımın gösterdiği mücadele sevindirici noktalardı. Sakatlıklara ve pasa dayalı oynayan bir takım için berbat olan bir zeminde maç kazanmak, şampiyonluk yolunda en büyük umut kaynağım benim. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu takım form tutacak, iyi futbol ve bol gollerin olduğu maçlar hafızalarımızda yerini edinecek. Biraz daha beklemek lazım konuşmak için...


Galatasaray 1 - 0 Gaziantepspor || Transfer Etkisi

| 15.9.10

Evet kısa bir Yalova seyahatinin ardından tekrar evimdeyim, İzmir'de. Ee o zaman maç yazısını da fazla bekletmemek lazım efendim. Öncelikle evinde de olsa Gaziantep gibi bir takımdan henüz bocalama dönemindeyken 3 puan almak gecenin en büyük artısıydı. Hani her şey bir yana sadece bunun için de sevinilebilir zira çok yetenekli oyuncuları olan ve iyi pas yapan bir takım Gaziantep. Tolunay hocanın sistemini oturtmasıyla da daha iyi olup üçer üçer puanları almaya başlayacaklardır. Özellikle yeni transferleri Popov, Sosa ve geçen senenin spaktaküler gollerinin sahibi Julio Cesar'ın adından sıkça söz ettireceği bir sezon olacağı bariz... Neyse şimdi bizim takıma geçelim.


Öncelikle sahaya çıkan kadro görünüşte idealdi. Rijkaard; sakatlıktan çıkar çıkmaz milli takımda iki önemli maça ilk 11'de başlatılan Sabri'nin fizik gücünü yeterli görmemiş olacak ki maça stoperden bozma sağbek Ali Turan'la başladı. Keza bizim Delioğlana bu kadar yüklenmek yeni bir sakatlık riski doğurabilirdi, mantıklı bir hamle yani. Ama bu mantıklı hamle, az kalsın facia doğuruyordu dersek mübalağa yapmış sayılmayız herhalde. Elano'nun formsuz ve isteksiz futbolu, Ali Turan'ın sağbekteki yetersizliğiyle birleşince adeta ölü tarafı oldu sağ kanat takımın. Gaziantep'in 3 Milyon avroluk oyuncusu Popov da yardıra yardıra bitiremedi bu kanadı, neyse ki gol atmakta o kadar başarılı değildi. İkinci yarıda gelen Sabri ve Aydın değişikliği de maçı hareketlendiren ve 3 puanı takıma kazandıran hamle oldu Galatasaray adına. Maça dair söylencek pek bir şey yok aslında. Fizik ve mücadele gücü yüksek, oyun kalitesi vasat bir maç oldu. İlk yarıda oyunu istediği gibi yöneten bir Gaziantep, ikinci yarıda ise kurmakta 45 dk geciktiği baskıyı kuran Galatasaray vardı sahada. Sonra da pozisyonlar ve ardından gelen penaltı golü.  Golden sonra 10 dk daha üstünlüğünü sürdüren Galatasaray ortasahasının direnci düşünce Gaziantep ataklarını kabul etmeye başladı ama rakip sahada iyi organize olamayan Tolunay Hoca'nın takımı yetenekli ayaklarından da bireysel katkılar alamayınca maçı puansız bitirdi ve ligde ilk mağulubiyetini almış oldu...Gelelim maçın diğer önemli noktalarına.


Öncelikle bu Elano'nun hali ne olacak diye kendime sormaktan bıktım. Yahu tüm her şey bir yana adamın yüzünde oynama isteiği hırsı yok. Brezilya maçlarında olan hevesi arzusu bir gram bile yok sarıkırmızı forma altında. Mutlu değilse neden gitmedi, sistemden yana problemliyse bu onun isteiği sistem değil mi, fiziksel olarak hazır değilse bunu hocasına neden söylemiyor? Kabullenemiyorum, sahada o akdar etkisiz durmasını sonra da yılda 3-4 Milyon avroyu cebe atmasını kabullenemiyorum...


Ali Turan meselesi var bir de. Efendim taraftarda inanılmaz bir şekilde Ali Turan'a tepki yağıyor. Saydırıyorlar da saydırıyorlar. Ama çok unutkan olduk biz, bu oyuncunun takımda yeni olduğunu, asıl mevkisinin stoper olduğunu ve her futbolcu gibi takıma uyum süreci yaşayabileceğini gözardı ediyoruz. Sabretmek lazım, bence stoperde Gökhan Zan'dan daha iyib ir alternatifitir Ali Turan!


Yeni transferlere gelirsek; öncelikle mutluyum kendi adıma zira her bir yeni oyuncumuzdan umutluyum gelecek adına. Pino'dan büyük bir patlama beklediğimi daha önce yazmıştım ve maçlarda da bunun sinyalini veriyor Kolombiyalı. Umarım yine ters bir sakatlık falan yaşamaz da bir an önce kendini gösterir. Diğer bir transfer Cana ise bu maçta oynamadı, Rijkaard onu ilk 11'e hazır görmüyor hala. Haklı da, oynadığı maçlarda büyük bir uyumsuzluk içinde gözüktü Arnavut oyuncu. Ama Gerets'in onun hakkında söylediği bir şey var: Üç, dört maç sabredin, katlanın sonra tam bir takım oyuncusu lideri olur! Ben de aynı fikirdeyim, hatalı transfer damgasının bu kadar erken vurulması akla hayale sığılıcak bir şey değil zira...


İlk maçlarına çıkan Mısımovic ve Insua ise doğru tercih sinyalleri veren bir karşılaşma çıkardılar. Özellikle Insua topla alışverişi iyi olan, pozisyon almasını bilen ve bölgesine yakışan bir bek olduğunu hemen gösterdi sanırım. Tabi onun transfer yazısında yazdığım gibi biraz ağır ama yine de Hakan Balta'dan yavaş değil sanırım. Ama asıl soru Çağlar takıma katılınca ve bir ihtimal Elano da kendine gelirse kontenjana takılır mı? Bekleyip göreceğiz... Bir diğer transfer Misimovic ise henüz takımla 3 antrenmana çıkmış olmasına rağmen 90 dakika sahada kaldı ve olumlu sinyaller verdi. Özellikle ilk yarıda en çok koşan oyuncu olması, koşmayan bir oyuncu diyenlere iyi bir yanıt oldu sanırım. Zira iki tane de milli maç oynadıktan sonra katıldı takıma. Maç boyunca arkadaşlarını tanımadığı için oyunu yönlendirme işini yapamadı ama pas mühendisliğini bize göstermekten de geri kalmadı. Takımına alışmış bir Misimovic ilerde çok can yakacak ve bunun için çok heyecanlanıyorum yahu :))




Son olarak her kötü gidişten sonraki bir kaç mağlubiyetten sonra, özellikle de sezon başlarında geleceğe umutla bakılır, moraller bozunmaz ama bu daha çok öngörü değil umut olur. Fakat bu sezon farklı. Transferlerin takıma alışmasından ve sakatların kadroya yeniden dönmesinden sonra fırtına gibi esen bir takım bekliyorum ben, zira takım iyi oynamadı şimdiye kadar ama inanılmaz bir mücadele verdiği kesin. Umutlu olmak değil inanmak lazım, iyi günler yakın...


**Mustafa Sarp'a dair yazılacak şeyler var ama biraz daha beklemek istiyorum.




Transfer Sonrası # Süperlig 2 || 2010 / 2011

| 4.9.10
Ligler tablosundaki değişimden sonra şimdi de ligimizin içindeki değişime göz atalım. Bakalım kulüplerimiz ne kadar değerlenmiş ya da değer yitirmiş transfermarkt'taki arkadaşlara göre :))

2009/2010 Sezon Sonu İtibariyle:


2010/2011 Sezon Başı İtibariyle:

# Tabloya baktığımızda en dikkat çekici yükselişi ilginç bir şekilde Fenerbahçe yapmış. Bir önceki sezona göre 36 Milyon avro daha pahalı bir takım kurmuş yönetim ve Aykut Hoca.

# Bir diğer önemli yükseliş de, şampiyon Bursaspor'dan doğal olarak. Onlarda da 20 Milyon avroluk bir değer artışı var...

# 5 Büyükler arasında geçen seneye oranla değer kaybeden tek takım Galatasaray olmuş transfermarkt'a göre...


# Düşen ve çıkan takımların lige etkisi +17 Milyon avro olmuş. Tabi bu farkın oluşmasında Ankaraspor'un kadrosunda A2 takımının dışında oyuncu bulunmamasından kaynaklanıyor...


# Ligdeki bir diğer dikkate değer değişim ise yabancı sayısında. Geçen sezon sonuna göre fazladan 28 yabancı uyruklu futbolcu ligimizde top koşturacak...


# Geçen sezon kadrosunda bulundurduğu oyuncuların yaş ortalaması 26,7 olan Beşiktaş'da bu sezon ortalama 28,00 ve bu onlara ligin en yaşlı takımı ünvanını kazandırıyor:(Antalyaspor ile birlikte)


# Ne kadar ilginç bir tesadüftür ki; yaz dönemi boyunca yaşadığı transfer sirkülasyonuna rağmen değerinde hiç bir değişim olmayan bir takım oldu. O da Sestak'lı, Vittek'li, Sapara'lı Ankaragücü...

Transfer Sonrası # Süperlig 1 || 2010 / 2011

|
Transfermarkt değerlendirmelerine Süperlig'le devam edelim. Öncelikle Ligimizin diğer ligler arasındaki yerindeki değişime bir göz atalım...

2009/2010 Sonu itibariyle :

2010/2011 Başı itibariyle :



 Tabloya göz attığımızda; çok da ilgi çekici bir durum söz konusu  görünmüyor zira Rusya Premier Ligi ile Türkiye Süper Ligi 6.'lık ve 7.'lik  arasında yer kapmaca oynuyorken; ilk 5 ayrı, 8.'den itibaren olan ligler de ayrı bir kopmuş vaziyette... Şu sezon başı itibariyle 6.'lığı almış gibi gözüksek de muhtemelen kış transfer sezonunda Rusya yne bizi geçecektir. Tabi sonra biz geçeriz, sonra onlar, sonra biz vs vs vs .))

 Tabloda dikkat çeken bir diğer nokta Süperlig'in oyuncu değerinin 93 Milyon avro artması, ligimizin kalitesinin arttığının resmidir bu. Zira Eskişehirspor Pele'yi, Gaziantep Sosa'yı, Manisaspor Makukula'yı alınca sevinmemizin bir diğer nedeni de bu aslında...

Elano Blumer Meselesi Üzerine...

| 12.8.10
OOOOoooO, ooooOOOO, eeEEeYOooO, ELANO!!

Sanırım bu ya da buna benzer bir tezahüratla karşıladı bizimkiler Atatürk Havalimanında bu yarı Alman yarı Brezilyalı kıvırcık çocuğu. Tabi biz de televizyon başında aynı şekilde heyecanla bu görüntüleri izliyorduk. Herkes mutluydu zira Brezilya milli takımında oynayan ve Avrupa'da hatrısayılır piyasası olan kaliteli bir oyuncuyu 27 gibi yaşlı sayılmayacak bir yaşta Galatasaray formasıyla göreceklerdi. Ama her şey beklenildiği gibi olmadı,  her zamanki gibi. Elano beklenenen patlamayı( bu lafa da hastayım yahu) yapamadı - ya da yapacak ortamı bulmadı- ve hayal kırıklıkları takımın düşen performansıyla birlikte doruğa çıktı. Sonunda da ''Lincoln kalaydı daha eyiydi'' gibi ve buna benzer isyankar tepkiler doğdu kaçınılmaz olarak. O tepkiler de Elano'yla taraftar arasına soğuk bir set çekti ki hala devam eden bir mevzu bu. Şuan gündemdeki gönderilme dedikoduları da bir o kadar sevindirmiş görünüyor çoğunluğu. Peki ama biz Elano'dan niçin yararlanamadık ki? Brezilya milli takımında ilk 11 oynayan, üst düzey takımların hepsinde oynayabilecek kapasitede görülen bir oyuncu değil mi bahsettiğimiz? Neden?

Öncelikle söylemek lazım; Elano nasıl bir oyuncu? İyi top kullanması, oyunu çift yönlü oynayabilmesi, oyun zekası ve iş ahlakı olumlu yönleri. Yeterince agresif olmayışı, oyunu forse edemeyişi, yeterli özgüvene sahip olamayışı da gördüğüm başlıca olumsuz noktaları. Ama bu olumlu olumsuz özellikler bir yana iyi bir taktiksel kurguda ve iş yapabilecek diğer takım elemanlarıyla uyum yakaladığında azami düzeyde fayda sağlanabilecek bir oyuncu Elano. Ama tabi 4-3-3 oynamaya çalışan bir takımda, ilerde doğru düzgün top dağıtabilecek bir adam yokken, geri dörtlüsü de ayağı sağlam basmayan futbulculardan oluşuyorken defansif ortasaha görevini Elano'ya verirseniz alacağınız katkı minimum olur. Aslında iyi oynağıdı öne sürülen milli takımında da G.Silva ile birlikte daha çok takımın defansif yükünü çeken oyuncu yine Elano ama orada Sabri'nin yerinde Maicon, Dani Alves var. Ve tabi Mustafa Sarp'ın yerinde de G.Silva...Hal böyle olunca Elano verimsiz adledilip, hatalı transfer olarak lanse edilmeye başlanıyor. Oysa ki böyle bir oyuncu olsaydı şimdi postalamaya çalıştığımız takımlar onunla ilgilenir miydi? Zira Inter, Roma, Juventus, Milan gibi takımlardan bahsediyoruz. Bu takımların hepsi 'enayi' olamaz değil mi? Bir durup düşünmek lazım...

Bu sene takıma Cana takviyesi yapıldı. Sanırım bir defansif ortasaha daha takıma katılacak. Eğer katılacak isim bahsi edilen Ledesma veya onun ayarında bir futbolcu olacaksa Elano gidebilir gözümde ama yerine Türkiye liginde klasını ortaya koyabilecek güçlü ve sağlam karakterli bir on numara alınması gerekir. Lakin Elano, Cana, Ledesma üçlüsü golü düşünen bir takım için verimli bir ortasaha kurgusu oluşturmayabilir. Ama Cana-Elano-Rosicky derseniz, bakın o olur işte. Elano bu üçlüde iş yapabilir. Önemli maçlarda defansif, diğer maçlarda ofansif kimliğe bürünüp maksimum katkı sağlayabilir Galatasaray'a.

Velhasılı kelam Galatasaray için tüm sezonun kaderini belirleyecek olan Elano olacak gibi görünüyor. Zaten başkanın dediği 5 transferin ikiden sonra devamının gelmemesinin sebebi de bu. Her şey Elano'nun durumuna bağlı. Ama bu düğüm devam ettikçe zarar gören sadece takım oluyor. Sonuçta Eylül başında Elano'yu gönderip yerine Ledesma ve Rosicky'i de getirseniz minimum verim alma süresi bir buçuk ayı bulur bu da yaklaşık ligin sekizinci haftasına falan denk geliyordur muhtemelen. Bu da önemli haftaları ip üstünde geçmek demek. Yani yanlış hamle demek. Bir hafta içinde bu mesele halledilmezse son iki sezonda yaşadığımız hayal kırıklıkları devam edebilir bu sezonda da...


Lig Tv'nin Transfer Politikası

| 26.7.10

Yazısız günleri yavaş yavaş geride bırakarak uzun zaman sonra ilk yazıyı giriyorum. Blogda olmadığım süre içerisinde pek önemli gelişmeler olmaması sevindirici olsa da kendi açımdan, yine de takımların hazırlık dönemlerini analiz edememek içimde bir burukluk yaratmıyor değil. Ama arzuluyum, bu açığı telafi etmeyi umuyorum kısa zamanda...

Beşiktaş Querasma ve Guti'yi, Fenerbahçe Stoch ve Dia'yı, Galatasaray da Pino ve Cana'yı alıp yeni avlarının peşinde dolaşırken, onlara bu imkanı tanıyan kaynağın en büyük destekçisi yayıncı kuruluşumuz Lig Tv de diğer dönemlerin aksine bir hayli hareketli bir transfer dönemi yaşıyor ve ben de bunu yazıya dökme gereği duydum, zira önemli bir gelişme bu...

Genelde takımlar oyuncu peşinde koşar ve bunlarla ilgilenen de LigTv olurdu. Ama bu seneden itibaren artık iş farklı boyutlarda. Bilindiği üzere bir önceki ihaleyi ikiye katlayarak 321 Milyon Dolar gibi bir para bayarak koltuğunu koruyan yayıncı kuruluş, verdiği paranın geri dönüşünü almak için bu defa işi çok daha sıkı tutuyor.  Öyle ki kendilerinden yana birçok konuda muzdarip olan bendenizi dahi şaşırtmaya başladılar. Her şeyden önce o eski tip stüdyolarını değiştirmeye karar vermeleri, maç yayınlarında kameraları daha iyi konuşlandırmak için çaba sarfetmeleri ve de ekran kadrosunu sözleri dikkate alınır, modern, yorumlarnda tarafsız, sevilen kişilerden oluşturma çabaları gerçekten takdire şayan. Yahu bıkmıştım eski teknik direktörlerden, futbolculardan. Bir insan iyi futbolcu ya da teknik direktör diye iyi yorumcu olacak diye bir şey yok ki. Hadi illa futbolun içinden gelen birilerini konuşturmak istiyorsan da ortada bunu becerebilecek 2-3 kişi var onları kazandırmaya çalış kadrona, bizi teknik analiz yapmak isterken teknik saçmalamalara giren insanlara katlanmak zorunda bırakma...

Efendim her yaz başında takımlarımızın kimleri alacağını konuştuğumuz kadar Rıdvan Dilmen'in Lig Tv'ye geçip geçmeyeceğini de konuşurduk. Zira yayıncı kuruluşumuzun dikkate alınır tek hamlesi bu olurdu yeni döneme yönelik. Ha teknik ve grafiksel yenilemelere gittiği dönemler de olmadı değil ama ben çoğu zaman vasat bir yayıncı kuruluş profili gözlemledim. Belki de benim beklentilerim fazla, bilemiyorum. Ama neyse ki bu sezon işler biraz daha farklılaşmış durumda. Artık Maraton'da Erman Toroğlu'nun yerine Markus Merk'i izleyecek olmamız bir yana Uğur Meleke, Haşmet Babaoğlu, Ali Ece, Caner Eler gibi yeni kuşak yorumcuların yine bu ekranda yer alması oldukça sevindirici gelişmeler. Tabi araya Sinan Engin'i de sıkıştırmayı ihmal etmemişler ama ona da katlanılmaz demiyorum, bakarız bir hal çaresine:) 


 

Bunların dışında geyiğini muhabbetini sevdiğim tiyatroculardan olan Önder Açıkbaş'ı da kadroya dahil etmeleri oldukça olumlu bir gelişme olmuş...Bir nevi Futbol-Mizah programı yapacak olan abimizin bizi bir hayli eğlendireceğini düşünüyorum kendi adıma.





Spor yayıncılığı bakımından NtvSpor'u tek geçerim efendim. Hani tarzı, rengi, anlayışı hep bir farklı güzel gelmiştir bana. İşte LigTv'de de bu yönde bir atılım seziyorum ve bu da beni sevindiriyor açıkcası. Yeni dönemde paralar arttı, takımların çehresi değişti, Anadolu kulüpleri bile şampiyonluğa oynayacak konuma geldi... Bakalım yayıncı kuruluşumuz kendini ne seviyeye çıkartabilecek merakla beklediğimiz şeylerden biri de bu oldu. Yeni adımlarını merakla bekliyorum, ama ilk defa iyi yoldalar sanki...

Süperlig'den Pini Balili Geçti

| 29.6.10
Pini Balili, vakt-i zamanında 150 bin Dolar bonservisle Hapoel Tel-Aviv'den İstanbulspor'a gelmişti. Alexander Yordanov'la birlikte dikkatimi ta o zamandan çekmişti İsrailli oyuncu. O günden bu yana birer sezon İstanbulspor, Kayserispor, Antalyaspor; dört sezon da Sivasspor forması giymiş ve de birçok gol atmış. Ama tabi kendisi daha çok büyük maçlarda oynamayı seven bir oyuncu olarak dikkat çekti ve bir çok büyük takımın belalısı oldu 7 senede. Her ne kadar son vuruşları mükemmel, tekniği de üst seviyede olmasa da üstün dripling özelliği sayesinde kontratak futbolu oynayan Anadolu takımlarının vazgeçilmezi oldu yıllarca. Sahiden de inanılmaz hızlı adam, hele ki zamanında Trabzonspor'a attığı bir gol vardı, 70 metre top sürüp tabir-i caizse yardırmıştı dalaksız! Ama insanmış çünkü maçtan sonra yaptığı açıklamada, o pozisyondan sonra çok yorulduğunu ve çıkmak zorunda kaldığını belirtmişti :)) Vel hasıl kelam top koşturduğu 7 yıl boyunca iz bırakıp ayrılmış bulunuyor bu ülkeden İsrailli, zira ülkesinin takımlarından Yahuda Tel-Aviv'e transfer olmuş geçtiğimiz günlerde... 

Öyle ya da böyle yabancı kalitesinin her geçen sezon daha da yükseldiği ligimizde yedi yıl bulunmak, hele bir de İsrail uyruklu olarak Anadolu şehirlerinde forma giymek kolay değil. Ayrıca Türk pasaportu aldığını da belirtmek lazım. Yolun açık olsun Balili, özleyeceğiz yardırışlarını, asker selamlarını, gol attıktan sonra açılın açılın bırakın beni der gibi koşturmalarını...


Doğum Tarihi: 18.06.1979
Yaş: 31
Boy: 1,75
Uyruk: - Israil
- Türkiye
Pozisyon: Santrafor











Bu arada golü başka yerden bulamadım, bu videonun son kısmında(1:42''den itibaren ) bahsettiğim enfes gol mevcut, öncesinde resim var katlanmak zorunda değilsiniz elbet...







































































Bülent Uygun ve 82 Maddesi

| 27.5.10
Bir hafta öncesine kadar Gaziantepspor'un Bülent Uygun'la anlaştığı basına yansımış, hatta Bulent Uygun kalacak oyuncular, yapılacak transferler, projeler vs. hakkında konuşmalara başlamıştı bile... Futbol çarkının nasıl işlediği senelerdir muamma olan ülkemizde bu olayın iptal olması da şaşırtmadı bizi dersek yalan olmaz herhalde. Keza  Beşiktaşlıyım ezelden, giyinirim Diesel'den diyenlerin iki sonra ezeli rakibine imza attığını gördük biz:) Ama bu olayda son olarak Bülent Uygun kendisinin bile bu anlaşmanın iptal sebebini bilmediğini açıklayınca, Gaziantepspor başkanı İbrahim Kızıl açıklama yapma gereği duymuş. Anlaşmanın bozulmasındaki sebep, Bülent Uygun'un yönetime sunduğu 82 maddelik sözleşmeymiş. İbrahim Kızıl da kulübün etik anlayışına ters olan bu davranıştan ve sözleşmedeki bazi maddelerden dolayı anlaşmayı bozduğunu ifade etmiş. Bülent Uygun idealist ve hırslı hocadır, tamam. Elbette ki görev aldığı yerde uygun şartların olmasını veya sağlanmasını arzular, o da tamam fakat, 82 maddelik bir sözleşme isteği nasıl bir özgüvendir onu da anlamış değilim. Hoş kendisinin 'şampiyon biziz,1. kim?', 'İstanbul'da Laila Sivas'ta Lailaheillah' , 'Askerdim general oldum', 'yeni bir taktik buldum, Türbülent' gibi açıklamaları olmuştu ama yine de 82 maddelik bir sözleşme arzusu şaşırttı beni:) Her şey bir yana Bülent Uygun iyi hocadır, Ertuğrul Sağlam'ın başarmak istediğini o da başarmak istemiştir keza Sivas'ta son sene yaptığı sistem değişikliğinin sebebi de o başarı isteğindendir ama biraz daha yumuşak davranmasında, daha yapıcı ve gerçekçi olmasında fayda var diye düşünüyorum Türkiye şartlarında.

Bu arada eskilerden bir yazı:                

 

Devrim !

| 16.5.10
Bursaspor çok şeyi ispat etti bu gece Türkiye'ye. Bunları gördüğümüz için, Gs'li de Fb'li de Beşiktaş'lı da olsak farketmez,  çok şanslıyız.

31.Hafta Maç Panorama || Galatasaray 0-0 Bursaspor

| 27.4.10
Stat: Ali Sami Yen
Tarih: 25 Nisan 2010 Pazar / 19:00
Hakemler: Bünyamin Gezer; Mustafa Emre Eyisoy, Ekrem Kan 4. Hakem: Aytekin Durmaz
TV: Lig TV





Galatasaray
Aykut, Sabri, Neill, Hakan Balta, Caner, Mehmet Topal, Elano (Dk.65 Mustafa Sarp), Arda (Dk.74 Emre Güngör), Keita, Giovani (Dk.65 Jo), Baros

Yedekler
Ufuk, Emre Güngör, Uğur, Ayhan, Mustafa Sarp, Jo, Emre Çolak

Bursaspor
Ivankov, Ali Tandoğan, Zapotoncny, Ömer, Mustafa Keçeli, Volkan Şen (Dk.86 Iglesias), Hüseyin, Bekir Ozan (Dk.77 İbrahim), Ivan Ergic, Ozan İpek, Sercan (Dk.65 Turgay)

Kart Raporu


Sarı Kartlar

  • Dk.60 Arda Turan
  • Dk.61 Neill
  • Dk.73 Keita
  • Dk.90 Caner
  • Dk.45 Zapotoncny
  • Dk.61 Ömer Erdoğan 

Kırmız Kartlar

  • Dk.72 Neill (Galatasaray)
  • Dk.73 Zapotoncny (Bursaspor)

Maçın Adamı : 22 Futbolcu + Rijkaard + E.Sağlam

Maçı böyle güzel hale getiren 24 kişiyi maçın adamı göstermek en mantıklısı herhalde ...



Maçın İlginç Anı : Zapo'nun Kırmızı Kartı


Maçın sevgili hakemi Bünyamin Gezer amirimiz haksız yere oyundan attığı ( 1. sarıkart ) Neill'in vicdan azabından olacak ki yine haksız yere rakip takım futbolcusu Zapo'yu da oyundan ihraç etti. Nasıl bir mantıksa...


Maçın Hayal Kırıklığı : Bünyamin Gezer

Böyle harika bir maçı katletmek için her şeyi yapan Bünyamin Gezer'e ne desem boş. Böyle geldi böyle gidecek bu adam. Otoriter olmak adına böyle saçmalıklar yapan birine katlanmak için harika bir maç olmasa karşımda, ömrümün küfür rekorlarını kırabilirdim eminim ki...


Maçın Hareketi : Arda'nın Çalımları

Arda'nın bu maçta zaman zaman yaptıkları gerçekten keyif vericiydi. İlk yarıda peşi sıra 5 kişiyi oyundan düşürüp ardından harika bir şut çıkarması görülmeye değerdi. Ama ne yazik ki rakip oyuncuya çarpan top kornere çıktı...



Galatasaray Oyuncu Değerlendirmesi :
  •  1# Aykut :8
  • 55# Sabri :7
  • 76# Caner :7
  • 12# Neill :8
  • 88# Hakan :7
  • 14# Mehmet: 7
  • 30# Dos Santos :7
  • 11# Keita :8
  • 2# Emre Güngör : 5
  • 18# Sarp :5
  • 17# Arda:7
  •  9# Elano:7
  • 15# Baros 8

Bir Sonraki Maç :

# İstanbul B.B - Galatasaray  01.05.2010 20:00

Galatasaray 0-0 Bursaspor || Haz var, dahası var!

| 25.4.10
Her şeyden önce harika bir maçtı. Hani spikerler falan derler ya klişe bir laftır; bir tek gol eksikti diye, gerçekten öyleydi... Kazanma arzusu, mücadele, gerilim, harika pozisyonlar ve hareketleirn olduğu bir maç oldu. Her şeyden önce ruhuyla oynayan iki takım vardı sahada... Hakemler, ahlaksızlıklar, şampiyonluk hesapları, köstebeklikler falan... Hepsini unuttum bu maçta ve sadece keyif aldım, hissettim bu oyunun güzelliğini... Keza çok maçta yaşanılan bir duygu değil bu.


Zor maçtı... İki takım da gol istiyordu ama yememeliydi de. Rijkaard belki de bu sezon ilk defa savunma konusunda takıma güvendi. Yani tedbir almadı, 5 tane ortasahayla çıkmadı. Harika mı oldu, hayır. Keza bir çok pozisyonu var rakibin ama yine de olması gereken buydu. İşte bu yüzden her yazıda ortasaha lazım diyorum bu takıma. Bu takım böyle hücum yaparken ortasahayı toparlayacak, sağlam tutacak, güçlü-teknik-zeki ve agresif bir oyuncu olmalı bu takımda. Seneye hangi kulvarda olursak olalım, ilk transfer bu yönde olmalı mutlaka...



Maçı uzun uzun yazmak istemiyorum. Kazanmak isteyen iki takım vardı sahada. Ruhunu sahaya tam anlamıyla yansıtan iki takım... Bunlardan biri topa sahip olup hücum yaparak, diğeri de ani toplarla hızlı adamlarını kullanarak gol aradı. İki takım da beklediği pozisyonları yakaladı ama o gol sevincini yaşayamadılar. İster şans, ister beceriksizlik ne derseniz deyin ama bu maçta o top ağlarla buluşmak istemedi bence. Klasik Daum şansı işte.
Ne şans var arkadaş bu adamda? Hep mi istediği gibi gider herşey bir insanın?!


Hakeme de bir şeyler sallamak isterdim aslında, keza fantezi dünyasında kartların yeri fazla olan, otoriter dedik diye resmen olayın b*kunu çıkaran Bünyamin Gezer'e denilecek az şey de yok ama dedim ya maç o kadar güzeldi ki, o hakemden bile nefret edemedim bugün.

Maçta oyunculara ve teknik direktörlere de ayrı bir parantez açmak lazım. Öncelikle Ertuğrul Sağlam'a hakettiği saygıyı göstermek gerekiyor. Harika bir takım yaratmış gerçekten. Avrupa standartlarında kontratağa çıkan ve takım oyununu tam olarak ortaya koyan bir takım yaratmış, helal olsun. Bursasporlu oyuncular bulundukları yeri hakkettiklerini, hatta şampiyonluğu bile şu an 1. olan takımdan daha fazla hakkettiklerini gösterdiler...İşin Galatasaray cephesinde ise hep 'keşkeler' hayıflanlamalar vardı. 'Diğer maçlarda niye böyle oynamadınız be kardeşim' dedirten bir maçtı oldu. Takım 1.dk dan son dakikaya kadar oyuna ve gole kenetlenmişti. Keita kırk yıllık Galatasaraylı gibi oynadı yahu, tüm takıma bayıldım bugün. Ayrıca Lucas Neill yine maçın adamı yine maçın adamı kardeşim! Arda gidecek olursa gözüm kapalı kaptanlığı ona verebilirim, o denli seviyorum bu mavi gözlü Avustralyalıyı.



Sonuç olarak iki takım da istediği alamadı ve Fenerbahçe büyük avantaj yakaladı ama ben yine de Fb'nin önündeki 3 maçtan 9 puan toplayabileceğine inanmıyorum. Bizim için final maçı oldu ama Bursaspor'un hala şansı çok fazla. Ankaraspor maçları dışında iki maç oynayacak olmalarını düşünürsek,  Kayseri ve Beşiktaş maçlarından çıkartacakları 3'er puan onları şampiyonluğa taşıyacaktır kanımca...


Nice böyle maçlar izlemek dileğiyle...

Yerini Bil, Çabuk Gel Denizlispor !

| 24.4.10
Yıllardır lige centilmenliğiyle, mücadelesiyle renk katan,
Türk futboluna çok önemli isimler kazandırmış,
Alt yapısı en verimli olan takımların başında gelen bir camia...

Servet Çetin, Çağdaş Atan, Çağlar Birinci, Yusuf Şimşek(yeniden), Ali Tandoğan, Ersen Martin gibi isimlerin yetiştiği ya da yeniden parladığı bir takım...

Bugün ligden düşen 2. takım da belli oldu malumunuz. Denizlispor... 
Bir zamanlar Lyon'u deplasmanda deviren, Sparta Prag, Lorient gibi ekipleri saf dışı bırakan, o sezon kupayı kazanacak olan Mourinho'nun Porto'suna evinde kök söktüren bir takımdı Denizlispor. Ama son birkaç sezondur yanlış yürütülen transfer politikaları ve yanlış teknik direktör rotasyonu  yüzünden Süperlig'de olamayacaklar artık. Oysa ki centilmenliğiyle, mücadelesiyle ve kazandırdığı isimlerle bu ligin en önemli takımlarından biriydi bu güzeide Ege takımı. Bize 2006'daki şampiyonlukta ettiği yardım dışında dışında, bir İzmirli olarak kendime yakın hissettiğim ve sempati duyduğum takımlardan biriydi her zaman... Bugün içinde bulunduğu duruma üzülmemem elde değil bu nedenle. Ama inanıyorum ki yakıştığı yeri tekrar bulacaktır Denizlispor... Taraftarıyla, şehriyle camiasıyla bunu hakediyorlar... Tekrar görüşmek üzere Horozlar, ait olduğunuz yerde bekleniyorsunuz !!!

Tabi doğru bir takım ve yönetim anlayışıyla...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Copyright © 2010 AcademyLion